Turizm Cenneti mi? Beton Cehennemi mi? / Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi 37.Bölüm

Yayınlama: 13.03.2026
494
A+
A-

Bugün 13 Mart 2026 Cuma

İşte 32 kısım tekmili birden Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi başlıyor!

 

 

Türkiye’de turizm vizyonunun temelleri aslında Atatürk döneminde atılmıştır. Atatürk, turizmi sadece ekonomik bir faaliyet değil, Türkiye’nin kültürünü ve tarihini dünyaya tanıtacak bir fırsat olarak görüyordu.

 

Peki biz bu fırsatı iyi değerlendirebiliyor muyuz? Yoksa var olan değerlerimizi hoyrat bir şekilde kullanıyor, yok mu ediyoruz? “Bacasız sanayi” ya da ‘altın yumurtlayan tavuk’ diye tanımlanan turizmi, har vurup harman mı savuruyoruz?

Ne dersiniz?

 

Şimdi tarihin tozlu yaprakları arasında kısa bir yolculuk yapalım olur mu?

 

1920’li yıllarda Cevat Şakir Kabaağaçlı, yazdığı bir yazı nedeniyle Bodrum’a sürgün edilir. O dönemde Bodrum küçük bir balıkçı kasabasıdır; yol yoktur, elektrik yoktur, turizm diye bir kavram da yoktur.

 

“İstanköy altı Bodurum/ İki dükkan bi furun/ Peynir ekmek yiye yiye/ Ni ağız galdı ni burun…”

 

Bu söylem Bodrum’un o yıllardaki durumunu çok net anlatıyor değil mi? Nereden nereyeeeee!

 

Ancak Halikarnas Balıkçısı Bodrum’un doğasına, denizine ve kültürüne hayran kalır. Sürgün süresi bittikten sonra İstanbul’a dönmek yerine Bodrum’da kalmayı tercih eder.

Daha sonra İstanbul’daki sanatçı ve yazar arkadaşlarını Bodrum’a davet etmeye başlar. 1950’li yıllarda sanatçı ve yazarlar Bodrum’da bir araya gelmeye başlar. Bu grubun içinde Azra Erhat, Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Mina Urgan gibi önemli isimler vardır.

Gelen misafirler Bodrum’un doğasını görünce büyülenir. Bir gün küçük bir balıkçı teknesiyle Bodrum’dan Gökova’ya doğru bir yolculuk yaparlar. Bu yolculuk sırasında gördükleri koylar, antik kentler ve doğa onları büyüler.

 

Bu yolculuğa daha sonra “Mavi Yolculuk” adı verilir. Bir süre sonra Balıkçı’nın şu cümlesi dilden dile dolaşmaya başlar: “Bodrum’a bir kere gelen, ya burada yaşamak ister ya da yeniden gelmenin hayalini kurar.”

 

İşte bu davetler sayesinde Bodrum önce sanatçıların, sonra entelektüellerin ve dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin keşfettiği bir destinasyon haline gelir.

 

Bu yolculuk zamanla Türkiye’nin en önemli turizm deneyimlerinden biri haline gelir. Bugün dünyaca ünlü olan gulet turizmi ve blue cruise kavramı işte bu küçük tekne yolculuğundan doğmuştur.

 

Bugün Bodrum dünyanın en önemli yat ve deniz turizmi merkezlerinden biri haline gelmişse, bunun temelinde bu hikâye vardır.

 

Sırası gelmişken Süleyman Demirel’in turizm anlayışı ile ilgili bir anekdotunu da sizlerle paylaşmak isterim;

1990’lı yıllarda Demirel’e turizm yatırımlarıyla ilgili bir toplantıda Türkiye’nin sahillerinin hızla yapılaşması gerektiği söylenir. Bazı yatırımcılar, turizmi büyütmenin yolunun kıyılara daha fazla otel yapmak olduğunu anlatırlar.

Demirel toplantıyı dinledikten sonra oldukça dikkat çekici bir cevap verir:

“Turizm dediğiniz şey sadece otel yapmak değildir. Turist betona değil, doğaya ve kültüre gelir. Eğer doğayı kaybederseniz turizmi de kaybedersiniz.”

Sonra şu cümleyi eklediği anlatılır:

“Turizm, bir memleketin vitrini gibidir. Vitrini bozarsanız dükkâna kimse girmez.”

Bu söz, Türkiye’de turizm planlamasında doğa, kültür ve altyapı dengesinin önemini anlatan örneklerden biri olarak uzun yıllar turizm toplantılarında dile getirilmiştir.

 

Herodot’un Memleketi, Halikarnas Balıkçısı’nın Cenneti, Kedilerin ve köpeklerin bile arkadaş olduğu,

Dünyanın en güzel yeri Bodrum’dan Merhaba…

 

 

Bodrum bugün sadece Türkiye’nin değil, Akdeniz’in en güçlü turizm markalarından biri haline gelmiş durumda. İngiltere başta olmak üzere Avrupa pazarından gelen yoğun talep, Rusya ve Doğu Avrupa ülkelerinden artan turist sayısı ve Amerika gibi uzak pazarlardan gelen ziyaretçiler Bodrum’un uluslararası cazibesini her geçen yıl arttırıyor.

 

Ancak burada konuşmamız gereken çok önemli sorunlar da var. Son yıllarda hızla artan betonlaşma ve doğa tahribatı, yetersiz altyapı ve trafik sorunu, kontrolsüz nüfus artışı ve göç, ayrıca turizm bölgelerinde ortaya çıkan sahte marka ve taklit ürünler Bodrum’un turizm kalitesini tehdit eden ciddi riskler arasında yer alıyor.

 

Bodrum’un geleceğini korumak istiyorsak turizmi büyütürken doğayı koruyan, altyapıyı güçlendiren ve kaliteyi yükselten sürdürülebilir bir turizm anlayışını mutlaka hayata geçirmek zorundayız. Çünkü Bodrum’u değerli yapan şey beton değil; doğası, kültürü ve yaşam kalitesidir.

 

Turizm sadece tatil değildir; ekonomidir, istihdamdır ve daha da önemlisi bir ülkenin geleceğidir. Turizm altın yumurtlayan tavuk, bacasız sanayidir…

 

Son günlerde Dalaman uçuşlarıyla ilgili ortaya atılan iddialar turizm sektöründe bir kriz mi var sorusunu gündeme getirdi.

Peki gerçekten kriz var mı?

Rakamlar bize ne söylüyor?

 

ABD’den İran’a, İngiltere’den Rusya’ya ve Ukrayna’ya kadar Türkiye turizminin gerçek fotoğrafını bugün Sokağın Sesi’nde konuşacağız.

 

Türkiye artık yalnızca “deniz, kum, güneş” turizmiyle değil; kültür turizmi, gastronomi, tarih ve deneyim odaklı turizm stratejisiyle dünya turizminde daha güçlü bir konum hedefliyor.

 

Bana göre turizmin gerçek durumunu anlamak için söylentilere değil, rakamlara ve verilere bakmak gerekir. Elbette temkini elden bırakmayalım lakin enseyi de karartmayalım…

 

Turizm sektöründe son günlerde İngiltere çıkışlı Dalaman uçuşlarıyla ilgili bazı haberler gündeme geldi. Wizz Air’in 84 uçuşu iptal ettiği yönündeki haberler turizm sektöründe tartışma yarattı. Ancak sektör temsilcileri bunun bir kriz değil, havayollarının sezonluk kapasite planlamasının bir parçası olduğunu belirtti.

 

Bu gelişmeden yola çıkarak “Sokağın Sesi”nde Türkiye, Muğla ve Bodrum turizminin genel durumuna şöyle bir göz atalım.

 

Türkiye turizmine baktığımızda bazı ülkelerin stratejik önem taşıdığı görülüyor.

Bunların başında ABD pazarı geliyor. 2024 yılında Türkiye’ye gelen Amerikalı turist sayısı yaklaşık 1 milyon 440 bine ulaşarak rekor kırdı. ABD’li turistler yüksek harcama yapan, gastronomi, kültür ve yat turizmine ilgi duyan bir profil oluşturuyor.

 

Muğla bölgesinde ABD’li turist sayısının yaklaşık 90 ila 100 bin, Bodrum’da ise 30 ila 40 bin civarında olduğu tahmin ediliyor.

 

İranlı turistler Türkiye için çok önemli çünkü çok para harcıyorlar…

İran’dan Türkiye’ye gelen turist sayısı son yıllarda 2,5 ila 3 milyon arasında değişiyor. İranlı turistler özellikle alışveriş, eğlence ve şehir turizmi için Türkiye’yi tercih ediyor.

 

İsrail 10 Yıl öncesine kadar Türkiye için çok önemli bir turist profiliydi…

Buna karşılık İsrail pazarı son dönemde jeopolitik gelişmeler nedeniyle ciddi bir düşüş yaşadı. 2023 yılında yaklaşık 770 bin İsrailli turist Türkiye’yi ziyaret ederken, 2024 yılında bu sayı 81 bine kadar geriledi.

 

Bildiğiniz gibi Muğla, Türkiye’de İstanbul ve Antalya’dan sonra en çok yabancı turist ağırlayan bölgelerden biri. 2024 yılında yaklaşık 3 milyon 700 bin yabancı turist Muğla’yı ziyaret etti.

Bölgenin turizm gücü büyük ölçüde Bodrum, Marmaris ve Fethiye destinasyonlarından geliyor.

 

Muğla’ya en çok turist gönderen ülkeler ise:

İngiltere

Rusya

Polonya

Almanya

Hollanda

 

Özellikle İngiltere pazarı yaklaşık 1,5 milyon turist ile hala bölgenin en güçlü turizm kaynağı olmaya devam ediyor. Son yıllarda ise Polonya, Çekya ve Romanya gibi ülkeler Bodrum için hızla büyüyen turizm pazarları haline geldi. Bu arada Fransız, Hollandalı ve İrlandalı turistlerde ise düşüşler hızla devam ediyor. Bu konuyu başka bir programda ayrıca analiz edeceğiz.

 

Bodrum’a gelen turistlerin tercihleri ve davranışları da ülkelerine göre değişiyor.

Örneğin;

İngiliz turistler genellikle uzun süreli tatil, villa ve butik otelleri tercih ediyor.

Rus turistler daha çok her şey dahil otellerde tatil yapıyor.

Polonyalı turistler ise doğa, tekne turu ve yerel pazarları tercih eden bir profil çizerken, İranlı turistler ise alışveriş, restoran ve gece hayatını tercih ediyor.

 

Tüm bu veriler bize şunu gösteriyor:

Bodrum ve Muğla turizmi güçlü ve çeşitlenen bir turist portföyüne sahip. Havayolu planlamalarında zaman zaman yapılan düzenlemeler ise bir kriz değil, sektörün doğal işleyişinin bir parçası. Güney Ege turizmi güçlü talep ve yeni pazarlarla büyümeye devam ediyor.

 

Ekonomi, olumlu psikolojiyi sever. Yani “meseleleri mesele etmezseniz mesele olmaktan çıkar…” ya da “Baktın olmuyor o zaman bakmayacaksın…” elbette tedbiri ve planlamayı da göz ardı etmeyeceksin. Yani “saldım çayıra mevlam kayıra” olmaz…

 

Aklıma şu kritik sorular geliyor. Sanıyorum Bodrum Turizm temsilcileri bu soruların yanıtlarını kamuoyu ile paylaştıklarında ortadaki sis kalkacak, net bir görüntü ortaya çıkacak. Zira konaklama sektörü başta olmak üzere, tedarikçi firmalar, hizmet sektörü, yiyecek, içecek, eğlence sektörü, mobilyacılar, tekstilciler, taksiciler, çakma ürün satanlar ve sokaklarda gül satan ablalar da dahil 2026 turizm sezonunun nasıl olacağını merak ediyor ve bu puslu havanın da bir an önce dağılması hayati önem taşıyor.

 

Aklımdaki sorular sırası ile şunlar;

-Dalaman uçuşlarıyla ilgili gündeme gelen haberler gerçekten bir kriz mi, yoksa havayolu şirketlerinin normal kapasite planlaması mı?

-Muğla ve Bodrum turizmi için İngiltere pazarı çok özel bir yer tutuyor ve biz bu konuda ne yapıyoruz? Fransızları ve İtalyanları kaybettik, İngiliz turistleri kaybetmemek için ne yapıyoruz?

-ABD’den gelen turist sayısı rekor kırarken Bodrum ve Muğla bu pazardan yeterince pay alabiliyor mu?

-İsrail pazarındaki düşüş ve Orta Doğu’daki gelişmeler Türkiye turizmini nasıl etkiler? Sektör bu krize hazır mı?

-Polonya, Romanya ve Çekya gibi yeni pazarların Bodrum turizmi için gelecekteki rolü ne olacak?

-Son olarak da Muğla ve Bodrum’un altyapısı turizm için yeterli mi?

 

 

“Bodrum’da Turizmin Sessiz Tehdidi: Sivrisinekler”

Bodrum dünyanın önemli turizm destinasyonlarından biri. Ancak son yıllarda ve özellikle yaz aylarında artan sivrisinek sorunu hem yaşam kalitesini hem de turizm deneyimini olumsuz etkileyebiliyor.

Sivrisinekle mücadelede en önemli nokta sadece ilaçlama değil, üreme alanlarını ortadan kaldırmak ve bilimsel yöntemlerle mücadele etmektir.

Bodrum gibi turizm şehirlerinde çevre yönetimi, altyapı ve düzenli kontrol bu konuda belirleyici rol oynar.

 

Somut Çözüm Önerileri;

Durgun su alanlarının tespiti ve kaldırılması
İnşaat alanları, bahçeler ve boş arazilerde biriken sular düzenli olarak kontrol edilmelidir.

Larva döneminde mücadele
Sivrisinekler uçmadan önce, larva aşamasında yapılan mücadele en etkili yöntemdir.

Bilimsel ve düzenli ilaçlama programı
Rastgele değil, planlı ve çevreye zarar vermeyen ilaçlama yapılmalıdır.

Altyapı ve drenaj sistemlerinin iyileştirilmesi
Yağmur suyu birikintileri ve açık kanallar kontrol altına alınmalıdır.

Site ve otellerde ortak mücadele sistemi
Turizm tesisleri ve site yönetimleri belediye ile koordineli çalışmalıdır.

Doğal yöntemlerin kullanılması
Bazı balık türleri ve biyolojik yöntemler sivrisinek larvalarını doğal şekilde azaltabilir.

Toplum bilincinin artırılması
Vatandaşların bahçelerinde ve çevrelerinde su birikintisi oluşturmaması konusunda bilgilendirilmesi gerekir.

Bodrum’un turizm gücü sadece denizi ve otelleriyle değil, temiz ve sağlıklı yaşam ortamıyla da ölçülür. Bu nedenle sivrisinek sorununa karşı bilimsel, planlı ve ortak bir mücadele yürütmek hem Bodrum’da yaşayanlar hem de Bodrum’u ziyaret eden milyonlarca turist için büyük önem taşımaktadır.

 

ÇÖZÜM:

İspanya ve birçok Akdeniz ülkesi sivrisinek sorununu yalnızca yaz aylarında yapılan ilaçlamayla değil, yıl boyunca uygulanan entegre mücadele sistemi ile kontrol altına aldı. Özellikle turizm bölgelerinde sivrisinekler daha uçmadan, larva döneminde durgun su alanlarında müdahale ediliyor, sulak alanlar düzenli olarak kontrol ediliyor ve bazı bölgelerde larva yiyen balıklar gibi biyolojik yöntemler kullanılıyor. Ayrıca belediyeler sensörlü tuzaklarla yoğunluğu takip ediyor ve vatandaşları su birikintileri konusunda sürekli bilgilendiriyor. Bodrum’da da benzer şekilde sadece dönemsel ilaçlama yerine durgun su kontrolü, düzenli larva mücadelesi, altyapı ve drenaj iyileştirmeleri ile vatandaş bilincini artıran bütüncül bir sistem uygulanırsa bu sorun çok daha etkili şekilde çözülebilir.

 

 

Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi’nin son bölümünde İYİ parti Muğla Milletvekili Metin Ergun’un dikkat çektiği bir konuyu da dile getirmek istiyorum.

 

Metin Ergun yaptığı açıklamada “Rakamlar Büyüme Diyor, Tarladaki Çiftçi Küçülüyor!” derken, devamında da “Bir ülkenin tarımı küçülüyorsa, gıda güvenliği tehlikededir…” uyarısında bulunuyor. Ergun, TÜİK verilerine göre, Türkiye ekonomisi 2025 yılında %3,6 büyüdüğünü, ancak yine TÜİK verilerine göre, aynı dönemde tarım sektörünün %8,8 küçüldüğünü ifade ediyor.

Devamında da şu tespitleri kamuoyuna sunuyor;

  • Ekonomi büyürken üreticinin küçülmesi, iddia edilen büyümenin adil ve dengeli olmadığını gösteriyor.
  • Tarımdaki %8,8’lik daralma son yılların en sert gerilemesidir.
  • Gübre, mazot, yem ve elektrik maliyetleri katlanarak artarken çiftçi üretimden çekiliyor.
  • İthalata dayalı tarım politikaları yerli üreticiyi zayıflatıyor.
  • Kırsalda genç nüfus hızla üretimden kopmakta, köyler boşalıyor.

 

Bir ülkenin tarımı küçülüyorsa, gıda güvenliği tehlikededir. Bir ülkenin çiftçisi zarar ediyorsa, o büyüme rakamları milletin sofrasına yansımıyor demektir.

 

İYİ Parti Muğla Milletvekili Metin Ergun açıklamasına şu şekilde devam ediyor; “Açıklanan tablo şunu göstermektedir: Ekonomi kağıt üzerinde büyürken, toprağa emek veren insanımız küçülmektedir.

  • Çiftçiye verilen destekler, enflasyon karşısında ezdirilmemelidir.
  • Mazot ve gübrede ÖTV ve KDV yükü kaldırılmalıdır.
  • Üretim planlaması yapılmalı, ithalat yerine yerli üretim teşvik edilmelidir.
  • Tarımda milli ve sürdürülebilir bir strateji acilen hayata geçirilmelidir.

Metin hocanın bu tespitleri ve uyarıları çok önemli ve dikkat çekici ve ben de altına imzamı atıyorum. “Tam bağımsız Türkiye” için tarımsal üretim olmazsa olmazlarımızdandır. Tarımsal kalkınma güzel ve yalnız ülkem, Türkiyemin kurtuluşudur.

 

**************

 

Mürekkep kokulu “Bodrum Sokak Dergisi 4.sayısı dağıtılmaya devam ediyor. Ocak Şubat ve Mart ayını içeren bu sayımıza Yılmaz Özdil, Saygı Öztürk ve Can Pulak’ın Uğur Mumcu ile ilgili yazıları çok yakıştı.

Uğur Mumcu’nun Hukuk Fakültesinden sınıf arkadaşı benim de meslek büyüğüm ve ustalarımdan birisi olan Sedat Örsel ağabeyim Bodrum Sokak Dergisi’ni gözyaşları içinde okumuş ve demirden yaptığı gözünün nuru elinin emeği “Uğur Mumcu” heykelini bana vermeye karar vermiş. Üzerine de sosyal medyada bir yazı paylaşmış.

Ben de o yazıyı gözyaşları içinde okudum.

Bu onur bana hayat boyu yeter.

Var olsun…

 

Diğer yandan bildiğiniz üzere sevgili dostum Başar Münir öz amcası Zeki Alasya’nın daktilosunu bana vermişti. Daktilo artık benim masamda yerini aldı. Uğur Mumcu heykeli ile yan yana çok yakışacaklar. Zeki amca daktilosu ile birlikte benim evimde yaşamaya devam ediyor. Aslında o herkesin evinde yaşamaya devam ediyor. Çünkü hiçbir şey ölmez, herşey yaşar…

 

 

 

Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesinde sona geldik ve her zamanki gibi son sözü Akbelen-İkizköylülere bırakıyorum.

ONURUMUZ İÇİN AYAKTAYIZ!

Zeytinlerimizi talan edip topraklarımıza zorla el koyan anlayışa karşı mücadelemiz sürüyor. Zeytinlere sahip çıkmak yerine şirketin arkasına dizilenleri bu yanlıştan dönmeye çağırıyoruz.

Zeytin bizimdir

Toprak bizimdir

Milas bizimdir

VAZGEÇMEYECEĞİZ!

 

Bu yazıyı paylaş !

Shares
Bir Yorum Yazın


Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.