Yok Olanlarla Tıklım Tıklım Bir Dünya / Bülent Korman “SOKAK” Yazıları…

Yok Olanlarla Tıklım Tıklım Bir Dünya / Bülent Korman “SOKAK” Yazıları…
Yayınlama: 14.10.2025
140
A+
A-

Yok Olanlarla Tıklım Tıklım Bir Dünya

 

2004’te ölümünden kısa bir süre önce, Marlon Brando arkadaşı Karl Malden’ı aramış.

Brando o sırada 80 yaşındaydı ve sağlığı gittikçe kötüleşiyordu.

Kendisine ondan çok daha iyi bakan Malden ise 92 yaşındaydı, durumu gayet yerindeydi.

Durmadan düşüyorum,” demiş Brando, nefes almakta zorlanarak ve konuşabilmek için mücadele eder gibi.

Geliyorum,” diye cevap vermiş Malden.

Boşuna…” demiş efsane oyuncu.

Ertesi gün ölmüş.

Kabul edilmiş 11 çocuğun ve 30’dan fazla torunun babasıydı Brando.

Ve yine de yalnız ölmüş.

Çünkü ölümünden önce, ailesinin büyük kısmı miras gibi sebeplerle ondan uzaklaşmış.

İçe kapanık biri olarak yalnızca birkaç seçilmiş arkadaşıyla telefonda konuşuyormuş.

Çok şeyin sahibi, servet, koca bir aile, birçok dost…

Ama son yıllarında kendini bilerek dünyadan gizlemiş bir adam.

Boşuna” demiş Brando.

Ve diğer ihtimalleri -kendini ve kendi çıkarını öne çıkarmadan- kendi eliyle ret ediş.

İnsanoğlu hem-cinslerinden zarar gören ve kendini yok edebilen bir tür.

Sadece Amerika kıtasının yerlilerine yapılanları affetmeyişi bile onu çok özel biri yapmaya yetebilen, 136 kilo ağırlığında, nefessiz ve yalnız ölen Brando, bunun bir örneğiydi.

Dün dostluğa, acı-tatlı, kolay-zor gerekleriyle sadık kalmış bir eski arkadaşımla sağlık üzerine konuşurken bunu düşündüm.

Bir başka arkadaşım, bir tanıdığımız için, “Her kaybettiğimiz dostun arkasından bir yazı yazıyor, başlığa göre onu anıyor ama hep kendini anlatıyor” demişti…

Yadırgayarak.

Sanıyorum, derin bir ilişki kurmanın başkalığı ve varoluş gibi, etrafta kimilerinin “yok oluşu”nu fark bile etmeden yaşamalarıydı, demek istediği.

Güncelin tuzağı tam da o: ‘yüzeyde kalmak’. Onu aşmanın yolu ise, o ‘yüzeyin altındakini hissetmek’.

Oğuz Atay insan üzerine lâflarken şöyle bir metafor anlatmıştı.

Bir adam bulundukları odanın tavanındaki bir çıkıntı işaret edilerek, oraya kadar uzanabilir mi, diye sorulduğunda; bakmış, kolunu ve gövdesini biraz zorlayıp yukarıya kaldırsa oraya tutunabilecek kendini görmüş; bunu yapmayı ret ederken anlamsız (“Boşuna”) bulduğunu söylemiş.

Sonra bir başkasından aynı şey istenmiş.

O kişi büyük bir hırsla – itibar, para, ödül, her ne ise- bir şey kazanmak için zıplamış, kendini harap edercesine didinmiş, şekilden şekle girmeye razı olmuş ama başaramamış.

Oğuz, bana Çehov’un yazdıklarını andırdığını söylediğim bu hikâyenin, ona acıklı geldiğini söylerdi.

 

BK / Ekim 2025

Bu yazıyı paylaş !

Shares
Bir Yorum Yazın


Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.