Şerefli Ata Toprağına İzale-i Şuyu mu Olur? – Bülent Bardak “Sokak” yazıları…

Şerefli Ata Toprağına İzale-i Şuyu mu Olur? – Bülent Bardak “Sokak” yazıları…
Yayınlama: 11.07.2026
563
A+
A-

Hüseyin Dedemde kaldığımız yaz tatili sabahları Bardakçı tarafındaki askeri kışla yanından yürüyerek Gümbet‘e oradan Asarlık tepesi üzerinden Bitez‘e gider, şimdiki otellerin ortadan kaldırdığı koca eriştelikte olta atar, bırakma yapardık. Çipura ve levreğin bolluğu inanılmazdı. Bitez yalısında yakaladıklarımızı oracıkta temizler, halamın kuyusunda kırmızı balıkları olan mandalin bahçesindeki tek göz odalı önü sofalı evine götürürdük. Halacığım bol zeytinyağında ocak ateşinde pişirirdi bizim için.
İçerdeki transistörlü radyosu hiç kapanmazdı eniştemin. Kuyudaki pancar motorun sesi diğer motorların sesleriyle adeta bir senfoni oluştururken arıklardan akan su sırayla tüm ağaçlara yönlendirilir, mandalinler hayat bulurdu. O sezonun mahsulü eğer tüccar gazabına uğramazsa ailenin tam bir yıllık geliri olur, buna sevinilirdi.
Yıllar geçti bizler büyüdük. Siteler, oteller çoğaldı. Yeni yollar, marka mağazalar, trafik ışıkları, yüksek sesli mekanlar, turizm acentaları, emlak ofisleri, beton santralleri, yapı marketler, dev inşaat makineleri, otobüs uçak seferleri, ışıltılı konserler, gemi limanları, süper yatlar, marinalar bitiverdi her yerde “bıtrak” gibi.

İçimde bu toprakların ve insanının hüzünlü hikayesiyle sahile indim. Köşeyi dönünce onu gördüm. Bakışlarını karşı kıyının kayalıklarından ayırmadan oturuyordu akşam vakti sahildeki kumların üzerinde. Çocukluğumuz aynı mahallede geçmişti. Ben liseydi, üniversiteydi hep dışarlarda okudum. O, ortaokulu bitirip bir sandalet ustasının yanında çalışmaya başlamıştı. Tatil zamanları top peşinde koştururduk mahalle maçlarında.
Yanına vardım, selamlaştık. Hayırdır dedim, dertli dertli nerelere daldın arkadaş? Usulca döndü. Gözleri ağlamaklıydı. Sözlerim belli ki dokundu yüreğine, anlatmaya başladı.

“Topraklarımıza göz dikmişler. Dededen kalan Balcılar’daki tarlamızdaki hissesini dayıoğlu birine satmış, o da izale mi ne bir şey davası açmış. Mahkeme zoruyla satılacakmış, muhtar yazı getirdi verdi elime bu sabah. İçine bir dam yaptım, kuyuyu onarttım. Gözüm gibi baktığım ağaçlar şimdi ele mi gidecek? İmarlı diye dünyanın emlak vergisi çıkarttılar bir de, adalet mi bu?”
Hıçkırarak ağlamaya başladı. “Kime ne kötülük ettik biz? Bu ne biçim düzen, hep ezilen biziz. Yeter artık!”
Sesi boğuklaştı, cümleler boğazına diziliyordu.
Yalnız değilsin sen dedim. Hepimizin başında aynı bela. Şu evrağı getir, avukat arkadaşıma danışalım, buluruz bir çare dedim. Sırf teselli olsun diye, söylediklerime hiç inanmadan.
Ertesi gün avukat arkadaşıma gittik, görüştük. “Herşey kanuna uygun. Bedel ve mülkiyet tespitlerinden sonra satış gerçekleşir. Toprağı kaybetmemenin yolu senin satın alman…” sözleri idam fermanı gibi geldi ona.
“En azından satış bedeline itiraz edebiliriz, zaman kazanırız…” diye ekledi avukat.
Birlikte çıktık dışarı. “Arayacağım seni, bu arada bir gelişme olursa haberleşelim…” dedim, bu düzen hepimizi yutacak diye söylenerek durağa yürüdüm.
Gece boyu uyuyamadım. Onun için o tarla herhangi bir arazi parçası değil, yaşamının kaynağıydı. Kalkıp tapu bilgileri üzerinden bir araştırma yaptım. İmar uygulaması yapılmadığından hala tarla vasfında fakat imar planı kapsamındaydı. Devam ettim, birden şok edici bir ilanla karşılaştım. Emlak ofisi bağlantılı tanınmış bir inşaat firmasının yatırım projesi sunum dosyası karşımdaydı:
“Yakında doğal yaşam köyümüzde hayat başlıyor, yerinizi hemen ayırtın…”
İnanılmazdı, arkadaşımın tarlasının etrafındaki araziler, bahçeler, meralar filan yüzlerce dönüm arazi üzerine yapılmış proje birilerine pazarlanmaya başlamıştı bile. Gece boyu bölgeye dair plan ve sit değişikliği, kamulaştırma, tahsis vb. kararlar aradım. Somut bir şey yoktu görünürde. Fakat tüm bu hazırlıkların bir başlangıç noktası olmalıydı. Birden aklıma geldi, arayıp buldum; geçtiğimiz günlerde yapılan arama konferansının sonuç bildirisinde istihdam yaratmak, turizm gelirinden yerele pay vermek, uluslararası arenada tanınmak, ekolojik değerleri yükseltmek, sürdürülebilir kalkınma vb. sözlerle süslü nihai hedef bölümünde oranın hava fotoğraflarını buldum. Herşey birden netleşti. Bu süslü güzel laflarla anlatılan projeyi buranın insanıyla yapmak yerine onları topraklarından söküp atarak gerçekleştireceklerdi. Bulduklarımı hemen avukat arkadaşıma ilettim, ertesi güne randevulaştık.
Bilgisayarımı kapattım, masamı topladım. Yatağa uzandığımda şafak söküyordu. Başımı yastığa gömdüm. İbrahim Dedemin Şerefli Dibek Kayaları’nı parçalamaya kalkışanlar bu sefer de köylünün şerefli topraklarına göz dikmişti.
Dışardan bir ambulans sireni duydum. Sonra sessizlik çöktü sabahın erkenine. Okkalı bir küfür salladım, içim bir kez daha sızladı.

Bülent Bardak- Mimar
8 Temmuz 2026
Dirmil’de BURUN HARIMI’nda.

Bu yazıyı paylaş !

Shares
Bir Yorum Yazın


Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.