Muğla Siyasetinin Gölge Taşıyanları / Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi 38.Bölüm
Bugün 20 Mart 2026 Cuma
Eskiden Bodrum’da bayram sabahı bir başkaydı değil mi?
Öyle telefonla standart ve soğuk bir mesaj atıp geçmek yoktu.
Bayram sabahları sokaklar daha yeni uyanırken, bir kapı açılırdı…
Sonra bir tane daha…
Mahalle yavaş yavaş canlanırdı.
Herkes birbirini tanırdı o zamanlar.
Kimin çocuğusun diye sorulmazdı, zaten bilinirdi…
Bayram demek o zamanlar; önce büyüklerin kapısını çalmak demekti.
El öpmek, hâl hatır sormak…
Sonra bağırış, çığrış ver elini sokaklar…
Elinde bir torba, sokak sokak gezersin.
Her kapıda aynı şey:
“Gel bakalım evladım…”
Biri şeker verir, biri lokum. Biri mendil, biri ikibuçuklira…
Ama aslında her biri gönlünü verirdi.
Şimdi bakıyoruz…
Bodrum büyüdü, değişti…
Sokaklar doldu, hayat hızlandı…
Sanki bayramın tadı, o eski sıcaklığı biraz eksildi gibi.
Ama tamamen de gitmedi.
Hâlâ bir kapı çalıyorsan ve hala Şeker Bayramınız kutlu olsun diyebiliyorsan işte bayram orada.
Herodot’un memleketi, Halikarnas Balıkçısı’nın cenneti, kedilerin ve köpeklerin bile arkadaş olduğu dünyanın en güzel yeri Bodrum’dan MERHABA
İşte 32 kısım tekmili birden Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi başlıyor.
Knidos’un altın çağında…
Rüzgârın iki denizden aynı anda estiği zamanlarda…
Kent meclisi mermer sütunların arasında toplanırdı.
Tüccarlar, denizciler, zeytin yetiştiricileri ve filozoflar…
Hepsi burada konuşur, kentin kaderi burada belirlenirdi.
Ama o yıllarda Knidos’ta tuhaf bir yönetim vardı.
Kentin başında genç bir yönetici bulunurdu: Archon.
Kötü biri değildi ama bir kusuru vardı.
Kendi sesine güvenmezdi.
Çünkü onun kulağı sadece bir kişiyi duyardı.
Adı Skiaphoros’tu, yani “gölge taşıyan”
Ne adı taşlara yazılırdı…
Ne heykeli meydanlara dikilirdi…
Ama mecliste alınan her kararın ardında onun fısıltısı vardı.
Onun ustalığı yönetmek değildi…
Onun ustalığı şüphe üretmekti.
Her eleştiriyi bir tehdit gibi gösterir…
Her farklı fikri bir tuzak gibi anlatırdı.
Ve zamanla…
Knidos’ta konuşan azaldı.
Sessizlik büyüdü.
Çünkü insanlar şunu anladı:
Artık sözün değil, fısıltının hükmü geçerliydi.
Tarih bize şunu söyler:
Bir yerde eleştiri düşmanlık sayılıyorsa…
Orada akıl değil, korku hüküm sürer.
Ve korkunun olduğu yerde büyüyen tek şey; gölgelerdir.
Ama gölgelerin de bir kaderi vardır.
Güneş yükseldiğinde küçülürler ve yok olurlar.
Ve eski Knidoslular şöyle derdi:
“GÖLGE TAŞIYANLARDAN UZAK DURUN!…”
Gazeteci ağabeyim Sedat Kaya’nın paylaştığı bu öyküyü boşuna anlatmadık.
Çünkü bugün Muğla’da ve Bodrum’da…
Siyasetin içinde hâlâ gölge taşıyanlar var.
Kazan kaynatıp içine siyasetçileri atanlar…
Dedikodu ile yön vermeye çalışanlar…
Her dönemin adamı olmayı marifet sayanlar…
Ve en tehlikelileri:
Ortalığı karıştırıp geri çekilenler…
Unutulmamalı:
Siyasette dönen çark, bir gün herkesi sınar.
Ne demişler “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner”
Şimdi Bodrum’a bakalım.
Son dönemde adı sıkça konuşulan bir isim var:
AK Parti Bodrum İlçe Başkanı Seha Ergene.
Hızlı bir şekilde siyasetin içine girdi…
Ve dikkat çeken bir ivme yakaladı.
Benim gördüğüm kadarıyla Ergene, bu görevi sadece bir makam olarak değil…
Bodrum’da doğup büyümüş birinin sorumluluğu olarak görüyor.
Çünkü Bodrum’da siyaset farklıdır.
Bu şehir sizi tanır.
Geçmişinizi bilir.
Samimiyetinizi çok hızlı ölçer.
Ergene’nin özellikle altını çizdiği bir konu var:
“Bodrumlu olmak.”
Çünkü Bodrum’u anlamadan Bodrum için karar vermek kolay değildir.
Yazı ayrı, kışı ayrı yaşayan…
Hem yerel hem uluslararası kimliği olan bu şehirde;
esnafı, genci, mahalleyi bilmek zorundasınız.
Ancak şunu da söylemek gerekir:
Bu yaklaşımın sahada nasıl sonuç vereceğini…
zaman gösterecek.
Seha Ergene’ye minik bir anımsatma; başlangıçtaki öyküyü yeniden dinle ve “Gölge taşıyanlardan uzak dur…” Ek olarak “Tetikçileri ile ortalığı karıştırıp geri çekilen ve kıs kıs gülerek seyredenlerden de uzak dur…” Çünkü Bodrumspor maçı sırasında Seha Ergene, Tuna Işın ve Engin Galipoğlu fotoğrafından rahatsızlık duyanlar düğmeye basarak bu hoşgörü ortamını kaosa çevirmek için fırsat kolluyorlar.
CHP BODRUM İLÇE ÖRGÜTÜNDE NELER OLUYOR?
Burada CHP Bodrum İlçe Başkanı Tuna Işın ile ilgili de bazı değerlendirmeler yapmak isterdim.
Ancak görünen o ki CHP Bodrum İlçe Örgütü son dönemde oldukça durgun bir görüntü veriyor.
Bir suskunluk hali…
Bir bekleyiş…
Sanki örgütün üzerinde bir ağırlık var.
Öyle ki…
Muğla İl Kongresi’nde yaşanan sürecin etkileri hâlâ tam anlamıyla geride bırakılabilmiş değil gibi görünüyor. İç dengelerin henüz tamamen oturmadığı, yaşananların tam olarak sindirilemediği bir tablo var. Henüz hesaplaşılmamış ama ne zaman hesaplaşılacağı da belirsiz.
Oysa İl Kongresi öncesinde…
CHP Bodrum İlçe Örgütü ciddi bir ivme yakalamıştı.
Sahada daha aktif, daha görünür ve daha etkili bir yapı söz konusuydu. Hatta özellikle sosyalist partiler ve devrimci gelenek ile çok yakındı, birlikte çok anlamlı ve başarılı eylemlere imza atmışlardı.
Ancak sonrasında…
Muğla Büyükşehir Belediyesi ile yaşanan gerginlik, sürecin seyrini değiştirmiş gibi görünüyor. Ve bu gerginliğin yansımaları sanki Bodrum Belediyesi ile olan ilişkilere de sirayet etmiş durumda.
Bugün gelinen noktada en önemli soru şu:
Örgüt ile belediyeler arasındaki bu mesafe nasıl kapanacak?
Çünkü yerel siyasette başarı ancak uyum, koordinasyon ve ortak akılla mümkündür.
Bu sürecin nasıl yönetileceğini, örgütün nasıl bir yol haritası çizeceğini dikkatle ve merakla izlemeye devam ediyorum…
CHP’nin Bodrum İlçe Örgütüne de minik bir öneri: başlangıçtaki öyküyü yeniden dinleyin ve “Gölge taşıyanlardan uzak durun.”
17.Güney Ege Gıda, Tarım ve Hayvancılık Fuarı Milas’ta gerçekleşti.
Ama bu sadece bir fuar değil, bu Muğla’nın aslında ne olduğunu hatırlatan bir tablo.
Çünkü biz çoğu zaman Muğla’yı sadece turizmle konuşuyoruz.
Oysa bu toprakların asıl gücü: tarım ve üretim.
Milas gibi bir yerde…
Zeytin üretimi var, arıcılık var, hayvancılık var, toprakla kurulan köklü bir bağ var.
Ve bu bağ sadece kültürel değil, ekonomik olarak da çok güçlü.
Açıklanan rakamlar bunu açıkça gösteriyor:
Muğla’da 2025 yılı itibarıyla;
820 milyon dolarlık tarımsal ihracat var.
Bunun 745 milyon doları su ürünlerinden geliyor.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Bu şehir sadece deniziyle değil, üretimiyle de ayakta duruyor.
Tarım fuarları bu yüzden önemli.
Çünkü burada sadece ürün sergilenmiyor…
Bilgi dolaşıyor.
Yeni teknolojiler, yeni üretim modelleri çiftçiyle buluşuyor.
Ama asıl mesele şu: Biz bu potansiyeli ne kadar koruyabiliyoruz?
Çünkü bir tarafta…
Üreten bir Muğla var.
Diğer tarafta tarım alanlarını hunharca yok eden maden sahaları, değişen arazi kullanımı ve her geçen gün artan doğa tahribatı, yani yok oluş…
Yani mesele artık sadece üretmek değil, mesele ürettiğin toprağı koruyabilmek.
Milas’ta açılan bu fuar bize şunu hatırlatıyor:
Muğla’nın geleceği sadece turizmde değil, tarımda, üretimde ve doğayla kurduğu dengede.
Ve belki de en önemli soru şu: Biz bu dengeyi koruyabilecek miyiz?
Muğla’da Kadınlar Erkeklerden Daha Uzun Yaşıyormuş. Sizce Neden?
Muğla’da, 65 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfus içindeki payı erkeklerde yüzde 13,5 olurken kadınlarda bu oran yüzde 15,9 olarak kaydedilmiş. Bu da Muğla’da yaşayan kadınların erkeklere oranla daha uzun ömürlü olduğunu ortaya koyuyor.
Bu durum, ileri yaş gruplarında erkeklerde ölüm oranının daha yüksek olmasını gösteriyor. Emeklilerin yaşamayı tercih ettiği iller arasında yer alan Muğla’da yaşlı nüfus oranının Türkiye ortalamasına yakın seyrettiği, özellikle kıyı ilçelerinde bu oranın daha belirgin şekilde arttığı biliniyor.
O zaman akla şu soru geliyor;
Muğla’da Kadınlar Neden Erkeklerden Daha Uzun Yaşıyor?
Aslında bu sadece Muğla’ya özgü bir durum değil…
Türkiye genelinde de benzer bir tablo var.
Ama Muğla’da bu fark biraz daha belirgin.
Bence bunun birkaç temel nedeni var:
Öncelikle yaşam alışkanlıkları. Kadınlar genel olarak sağlık kontrollerine daha fazla önem veriyor, daha dengeli bir yaşam tarzı sürdürüyor.
Bir diğer önemli neden ise;
Erkeklerde riskli davranışların daha yaygın olması. Sigara, alkol, stres, yoğun iş temposu. Bunlar yaşam süresini doğrudan etkileyen faktörler.
Ve tabii ki bir de sosyal boyut var.
Kadınlar sosyal ilişkilerini daha güçlü tutuyor.
Bu da hem psikolojik hem fiziksel sağlık üzerinde olumlu etki yaratıyor.
Muğla özelinde ise tabloya bir şey daha ekleniyor:
Bu şehir yaşam kalitesi yüksek bir şehir.
İklimi, doğası ve yaşam ritmi, özellikle emekliler için daha uzun ve daha dengeli bir hayat sunuyor.
Ama burada önemli bir nokta var:
Kadınların daha uzun yaşaması bir avantaj gibi görünse de, asıl mesele herkes için sağlıklı ve kaliteli bir yaşam süresi oluşturabilmek.
Çünkü mesele sadece uzun yaşamak değil, sağlıklı ve kaliteli yaşamak…
Sizlerin de bu konuda fikirlerini merak ediyorum doğrusu.
Eğer yorumlara yazarsanız belki izleyicilerimiz birbirlerinden uzun ve sağlıklı yaşamanın sırları konusunda tüyolar alabilirler…
Şeker Bayramınız kutlu olsun…
Eyvallah !






