MERHABA / “Sokak Editörü” Fatih Bozoğlu
Merhaba
Mürekkep kokulu yeni bir dergide buluştuk yine. BODRUM SOKAK DERGİSİ’ne yeni değil, yenilenen bir dergi demek daha doğru olacak sanıyorum.
Yaşamlarımızın bazı dönemlerinde biraz yavaşlamak ve hatta durmak gerekiyor. Bunu kimi zaman bilinçli yaparken, kimi zaman da kontrol dışı ve tamamen bilinçsizce yapmak durumunda kalıyoruz. İşte Sokak Dergisi de bilinçli ve olabildiğince kontrol altında tutularak, -zaman zaman kontrolden çıksa da- zamanı durdurup, “sil baştan başlamak gerek bazen” diyerek yayın hayatına başlıyor.
Elbette yayıncılık çok kolay bir iş değil. Hem içerik açısından, hem de baskı kalitesi açısından bir tarzınız olmalı. Ekonomik krizi söylemeye bile gerek yok. Sokakta kaos var ve siz kendinize bir düzen kurmak için çalışmak ve hatta savaşmak zorundasınız. Zaman zaman yeniliyorsunuz, yaralanıyorsunuz, düşüyorsunuz. Dizleriniz kanıyor çocukluğunuzdaki gibi. Lakin durmuyorsunuz ve yaranıza üfleyip devam ediyorsunuz oyuna.
Ya da çok sevdiğiniz birisini, birilerini kaybediyorsunuz. Örneğin babanızı kaybediyorsunuz. Nasırlı elleri ile başınızı okşamasını özlüyorsunuz. Annenizi ve hatta evladınızı bile kaybettiğiniz oluyor. Mesela gün geliyor 50 yıllık arkadaşınız bile size sırt çevirebiliyor. Yapayalnız hissediyorsunuz bu koskoca dünyada. Kimseniz yok sanıyorsunuz. Gözleriniz kararıyor, yalnızlığınızı düşündükçe karnınıza sancılar giriyor.
Çok acı çekiyorsunuz ve bu acının aynı Prometheus gibi hiç sonlanmayacağını düşünüyorsunuz. Prometheus, insanlarla ateşi -bilimin ve aydınlanmanın sembolü- paylaştığı için Zeus tarafından, bir kartalın – kimileri bu kartalı en yakınları diye sembolize eder- her gün, geceleri yeniden oluşan karaciğerini yemesiyle cezalandırılmıştır. Onu Kafkas dağının tepesindeki bu işkenceden Zeus’un oğlu olan yarı tanrı ve ölümlü Herakles kurtarır.
Bir de Sisyphos hikâyesi vardır ki her birimizin çok ders alması gereken bir hikâyedir.
Hilekarlığının cezası olarak Sisyphos tanrılar tarafından büyük bir kayayı dik bir tepenin en altından, en doruğuna yuvarlamaya mahkûm edilmiştir. Sisyphos tam tepenin doruğuna ulaştığında kaya her zaman elinden kaçmakta ve Sisyphos her şeye yeniden başlamak zorunda kalmaktadır. Sisyphos, boş çabaların bir örneği olarak gösterilmektedir.
Ders almak gerek…
İçiniz kararttım, farkındayım. Ama sabredip buraya kadar okuduysanız eğer, bundan sonra olumsuz örneklemeler, iç karartıcı cümleler ve hikâyeler olmayacak.
Söz!
İşte tam düştüm, yenildim, bittim, tükendim, yok oldum dediğiniz o sırada birileri çıkar ve size “Yalnız değilsin!” diye fısıldar. İşte o an içinizde bir fırtına kopar yüreğiniz yerinden çıkacakmış gibi olur, dizlerinizin üzerinde doğrulursunuz ve zorlanarak da olsa ayağa kalkarsınız. İşte bu sizden beklenen harekettir.
İşte bizde bir süreliğine ara verdiğimiz mürekkep kokulu dergi serüvenimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Onlar kendilerini bilir; “Yalnız değilsin!” diye fısıldayan çok sayıda insan varmış yaşamımda. O nedenle çok mutluyum. Varolsunlar…
Ağabey sokağa düştüm bir yazı yazar mısın dediğimde hiç ikiletmeyen hocaların hocası, gazeteciliğin duayenlerinden Prof. Dr. Haluk Şahin, gazeteci ağabeylerim Sunay Akın, Yılmaz Özdil, Saygı Öztürk, Dursun Buğra, Tunç Şanad, Müzeler eski Genel Müdürü Alpay Pasinli, Akademia Vakfı Başkanı Özay Kartal, Psikolog Mutlu Barış, kapakta resmini kullanmama izin veren ressam Yusuf Tarım, “Yalnız değilsin!” diyerek her daim yanımda olduğunu hissettiren ustam Can Pulak ve Selçuk Haşar ile Orhan Dumanlı ve adını yazmadığım ama hep yanımda olduğunu bildiğim insanlar ve bu derginin çıkması için reklamveren insanlara çok teşekkür ediyorum.
Elbette bu yolda ne olursa olsun, her koşulda yanımda olan Başar Cudi Münir, Şenol Cömert ve Alp Arbak’a da çok ama çok teşekkür ediyorum.
Söz!






