Guguk Kuşu Operasyonu – Yılmaz Özdil
Merhaba dünyanın en büyük ailesi…
Yeniden merhaba. Geçmiş bayramınız kutlu olsun. Malum 15 gündür yoktum. Japonya’daydım. Türkiye’de özlemini duyduğumuz yani artık neredeyse sözlük anlamını bile unuttuğumuz “saygı” kavramını hem doyasıya hem de gıpta ederek yaşadım doğrusunu isterseniz 15 gün Japonya’da tek kelimeyle özetle derseniz nedir Japonya?
Saygı, saygı…
İnsana saygı, doğaya saygı, tarihe saygı, kültüre saygı. Olağanüstü mutfakları var. Mesela yemek yaparken bir tek pirinç tanesine bile gösterdikleri özene hayran kalırsınız. Yemeğe saygı. Çok temizler, çok güleryüzlüler, çok nazikler, çok yardımseverler. Şahane bir millet. Bizi de çok seviyorlar.
Hasret kaldığımız duyguların, Türkiye’de neredeyse görmeyi unuttuğumuz davranışların özeti Japonya.
Gündemin boş olduğu günlerde, sırası geldikçe örnekler vererek anlatmaya gayret edeceğim.
Ben yokken malum ortalık yangın yerine döndü. Türkiye’nin kurucu partisi, Cumhuriyet Halk Partisi iyice allak bullak oldu. Bölündü şu anda fiilen. Ruhen bölünmüştü zaten. İşte fiziken de bölünmek üzere.
Japonya’dayken telefonum susmadı.
Arıyorlar işte öyle oldu, böyle oldu. Doğrusu benim için ve beni takip eden sizler için hiç sürpriz olmadı. Çünkü söylüyorum ısrarla, uğruna mücadele ettiğimiz insanlar tarafından taşlanmayı göze alarak kiralık aparat gazeteciliğe karşı kalemin namusunu savunmak için elimden geleni yapıyorum. Kariyerimi, hatta hayatımı ortaya koyarak, mahalle baskısına kulak asmadan doğru bildiğimi dost doğru anlatıyorum. Anlatmayı beceremediğimi hayat mutlaka anlatır diyorum. Hayat işte acımasızca anlatıyor; Guguk Operasyonu.
Dilimizde tüy bitti.
Şimdi idrak edildi mi? Edildi.
Devamı var ama.
Devamı var.
Ben kendi payıma bu butlan işini Temmuz başındaki NATO zirvesinden sonra bekliyordum. Öyle demiştim. Yani majör sürpriz olmazsa demiştim ve maalesef işte havulucunun ve böceklerin itirafları majör sürpriz oldu. Hadiseyi hızlandırdı. öne çekti. Ben kendi payıma belediyelere yönelik operasyonların peş peşe devam edeceğini, belediye operasyonları tamamlanınca butla geleceğini tahmin ediyordum ama havlucuyla, böcek işi hızlandırdı.
Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim.
CHP seçmenini Kılıçdaroğlucu ve Özgür Özelci diye tribünlere böldüler. Ama temel hedef bunların ikisi de değil aslında. Kılıçdaroğlu da, Özgür Özel de hikayedir. İkisi de figürandır. Bu 2010 yılında başlatılan guguk kuşu operasyonuyla, guguk kuşu yumurtaları tarafından ele geçirilen Cumhuriyet Halk Partisi’ni komple imha ediyorlar. Son aşamaya geldiler. Temel amaç aslında bu. Ne yapmamız gerekiyor diye soruyorsunuz ısrarla.
2010’dan beri ne yapılması gerektiğini söylüyorum. Bir kez daha söyleyeyim.
CHP’nin gerçek evlatlarını inisiyatif alması lazım.
Artık işten geçmek üzere. Her işte bir hayır vardır derler ya bu gibi kaotik durumlarda. Gerçekten bir hayır çıkması için CHP’nin yuvadan atılan gerçek evlatlarının inisiyatif alması gerekiyor.
Ve sözcüden istifa ettiğim gün söylemiştim biliyorsunuz. Testi kırılmadan önce söylemeyi severim. Açık yüreklilikle.
Bakın öylesine hazin gerçeklerle yüzleşilecek ki, butlan kararı bile devede kulak kalacak. Para için, şahsi ikballeri için halkın gözünün içine baka baka yalan söyleyen pek çok kişi, özellikle medyada insan içine çıkamayacak.
Cumhuriyet Halk Partisi’ni imha ediyorlar…
Şimdi bakın lütfen.
Gazetecilik otomobil kullanmak gibidir. Hani hep diyorum ya direksiyondaysanız kenara çekin diye. Direksiyonda otomobil kullanmak gibidir gazetecilik. Öne doğru giderken arada bir dikiz aynasından geride yaşananlara bakmak lazım. Arkada olanlara dikkat etmeden öne doğru gidebilmek son derece tehlikelidir.
Ayna kullanmayan, dikiz aynası kullanmayan otomobil kullanamaz.
Dolayısıyla bugün size dikiz aynasından bazı hatırlatmalar yapmak istiyorum.
Şimdi bakın lütfen.
Özellikle sevgili gençlerimiz, değerli gençler; bütün umudumuz sizsiniz. Altını çizerek dinleyin lütfen.
2010 yılıydı.
16 yıl önce kaset kumpası patladı.
Demokrasi tarihimizin kırılma noktasıydı.
Deniz Baykal imha edildi.
Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı seçildi.
Zamanlama mükemmeldi.
Çünkü sadece 15 gün sonra CHP Kurultayı vardı.
Sadece 4 ay sonra da yargıyı komple cemaatin eline verecek olan “Yetmez Ama Evet referandumu” vardı.
Bu anlatacağım detayı sadece bir avuç insan bilir. Onlardan biri de benim. “Gaslight” isimli kitabımda da yazdım.
Deniz Baykal, 15 gün sonra yapılacak olan kurultay için ulusalcı bir yönetim listesi hazırlamıştı.
Tek tek saymayayım ama Baykal’ın hazırladığı 12 kişilik listede kimlerin olduğunu biliyorum. Mesela hatırasıyla onur duyduğumuz Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu vardı. Prof. Dr. Ümit Kocasakal vardı.
Kelimenin tam manasıyla Altı Ok listesiydi.
Cumhuriyet’in kurucu ayarları listesiydi.
Şak, manevi suikast işlendi.
Tarih ve zamanlama bu anlamda çok önemli.
Deniz Baykal imha edildi.
Dört dörtlük FETÖ operasyonuydu.
2008’den beri planlanan guguk kuşu operasyonu başlamıştı.
2010’da medyadaki aparatlar sayesinde öylesine bir basınç uygulandı ki Kılıçdaroğlu’nun tek aday olarak girdiği CHP Kurultayı’nda, Baykal’dan sonra salonda delege sayısından daha fazla gazeteci vardı.
Tarihte görülmüş bir şey değil.
Tarihte ilk kez kurultay salonunda değişiklik yapıldı.
Delegeleri tribüne aldılar.
Delegelerin oturması gereken saha içindeki alanı gazetecilere tahsis ettiler.
O kadar çok gazeteci vardı ki, bütün medya Kılıçdaroğlu’nu istiyordu.
Sandalyelerin üstüne çıkıp Kılıçdaroğlu’nu alkışlayan, Kılıçdaroğlu tezahüratı yapan gazeteciler bile vardı.
İlk defa o gün gördüm.
Açın lütfen Google’ı. O tarihli yazılar hâlâ orada duruyor. AKP’li gazeteciler, tıpkı şimdi olduğu gibi, CHP’nin Kılıçdaroğlu sayesinde oy patlaması yapacağını yazıyorlardı.
Kılıçdaroğlu, o kurultaydaki zafer konuşmasında “Yeni CHP” diyordu.
Evet, tarihte ilkti.
Cumhuriyet Halk Partisi demiyordu.
“Yeni Cumhuriyet Halk Partisi” diyordu.
Paradigma değişiminin açık açık ifadesiydi.
Kendi payıma da kader anıydı.
Bir gazeteci olarak ya susacaktım; yani okurlarımı kaybetmemek için, şirin görünmek için eyyamcılık yapacaktım…
Ya da rahmetli babamın nasihati olarak, ölsem bile doğruyu söyleyecektim.
Baba nasihatini tercih ettim.
Uğruna mücadele ettiğimiz insanlar tarafından taşlanmayı göze alarak, kariyerimi yakmayı göze alarak, bütün medya Kılıçdaroğlu’nu alkışlarken ben oturdum ve yazdım.
Hürriyet’teydim o sırada.
Aydın Doğan’ın Hürriyet’indeydim.
Türkiye’nin en çok okunan yazarlarından biri olarak, CHP seçmeninin en çok okuduğu yazarlardan biri olarak yazım hâlâ internette duruyor.
Oturdum, hiç lafı eğip bükmeden yazdım.
11 Mayıs 2010.
İnternette duruyor.
Tam 16 yıl önce.
“O koltuğa oturan kumpasın ürünüdür…” dedim.
“İktidarın işbirlikçisidir…” dedim.
Tam 16 yıl önce, 2010’da söyledim.
Bunu söyledim diye arkadaşlarımı bile kaybettim, biliyor musunuz?
Evet.
“Kumpas” dedim.
“Bu bir FETÖ kumpası” dedim.
Oturdum, yazdım.
Özellikle değerli gençlerimiz; tek umudumuz sizlersiniz.
Size anlatıyorum.
Altını çizerek dinleyiniz.
Kılıçdaroğlu genel başkan olur olmaz yazdım;
Guguk kuşu en tehlikeli, en sinsi kuş türüdür. Gözüne kestirdiği yuvanın etrafında dolanır. Saksağanın yuvası, ispinozun yuvası, ötleğenin yuvası; hiç fark etmez. Yabancı türlerin yumurtlamasını, kuluçkaya yatmasını bekler. Uygun zamanı kollar. Hedef aldığı yuva boş bırakıldığında anında gelir. Kaşla göz arasında kendi yumurtasını onun yerine yerleştirir.
Bir yumurtayı yuvadan atar. Evet bir yumurtayı atar.
Kendi yumurtasını da onun yerine yerleştirir.
Sonra pır diye gider.
Yuvanın sahibi geri döner.
Kendi yumurtalarından birinin dışarı atıldığını, onun yerine kendisinden olmayan bir yumurtanın yerleştirildiğini fark etmez. Kuluçkaya yatmaya devam eder.
Gugukkuşu yavrusu, oraya bırakılan gugukkuşu yavrusu, kendisini oraya monte eden annesi kadar tehlikeli, annesi kadar sinsidir.
Hangi yuvaya bırakılırsa bırakılsın, kabuğunu öbür yumurtalardan en az bir gün önce kırar, bir gün önce doğar.
Ve doğar doğmaz uygun zamanı kollar. Yuva boş bırakıldığında böyle ittire, kaktıra öbür yumurtaları da yuvadan dışarı atar.
Böylece yuvanın gerçek evlatları imha edilir. Guguk yavrusu da, kendisine ait olmayan yuvanın tek mirasçısı olur.
Kandırdığı yuvaya yerleştirildiği annenin şefkatini, fedakârlığını; besleme, koruma, kollama ve büyütme içgüdüsünü sömürmeye başlar.
Vahametin farkında olmayan zavallı anne besler, besler, besler, besler…
Guguk yavrusu, kendisini besleyen anneden daha iri hâle gelir.
Ancak artık iş işten geçmiştir.
Yuvaya da ihtiyacı kalmamıştır.
Gugukkuşu son olarak ne yapar biliyor musunuz? O yuvayı dağıtır.
Yeni CHP denilen şey düpedüz bir guguk kuşu operasyonudur.
16 yıl önce yazdım bunları.
Çünkü kendisini muhalif hisseden herkes AKP’ye odaklanmıştı. Herkes cemaatçilere odaklanmıştı.
Balyoz ve Ergenekon davaları yeni başlamıştı.
Atatürk Cumhuriyeti’ne yönelik tehlikenin sadece bu iki odaktan, AKP’den ve cemaatten geldiğini düşünüyorlardı.
CHP’ye de guguk kuşu yumurtaları monte edilebileceği kimsenin aklına gelmemişti.
Devletin yargısından ordusuna, emniyetinden diplomasisine kadar her kurumu guguk kuşları tarafından işgal edilip kurumların içi boşaltılırken, ana muhalefet partisinin de dizayn edilebileceği kimsenin aklına gelmemişti.
Bu kardeşiniz hariç.
Hâlbuki yeni CHP’nin misyonu, yeni Türkiyeci AKP’yi iktidarda tutmaktı.
Bunların görevi AKP’yi iktidarda tutmaktı.
16 yıl boyunca yazdım mı?
Yazdım.
Beni takip edenler gayet iyi biliyor.
16 yıl önce bunları yazdım.
Bir öngörü değildi, somut bilgiye dayanarak yazdım bunları.
16 yıl önce Atatürkçüleri, yurtseverleri, ulusalcıları yuvadan dışarı atıp; ikinci cumhuriyetçileri, özerkçileri, PKK’cıları, siyasal dincileri, liboşları, cemaatçileri, soykırımcıları ve Sorosçuları monte ettiler.
Gözümüzün içine baka baka…
Guguk kuşu operasyonuydu.
Gaflet değildi.
Dalaletti.
Alt kadrolardaki insanlar, yani Cumhuriyet Halk Partililer, Atatürk Türkiye’sini ve devrimlerini korumak için çırpınırken; yeni CHP’nin tepesine paraşütle indirilenlerin amacı partiyi partisizleştirmekti, kimliksizleştirmekti.
Üstelik tüm bunları da CHP’yi yuvası olarak bilenlerin, adeta ana şefkatiyle sahip çıkan Cumhuriyet Halk Partililerin sevgisini ve fedakârlığını sömürerek yaptılar.
Kılıçdaroğlu genel başkan olur olmaz bunları yazdığım ve söylediğim için CHP yönetimi tarafından derhal hedef hâline getirildim.
Meslekten atılmam için sistematik faaliyet başlatıldı.
O günlerde kimse farkında değildi.
Herkes Kılıçdaroğlu’nu alkışlıyordu.
Ama CHP’yi geri almadan Türkiye’yi geri alabilmek mümkün değildi.
Bunun aynısını 16 yıl sonra, 2026 yılında tekrar yaşadım.
Guguk kuşu yumurtalarına dikkat çektiğim için, aynı gerekçelerle Özgür Özel’e karşı çıktığım için, “Kılıçdaroğlu’nun kötü adam olması, Özgür Özel’i iyi adam yapmaz” dediğim için, “Ali Baba tasfiye oldu, kırk haramiler partide duruyor” dediğim için, “FETÖ’cüler Özgür Özel’i destekliyor” dediğim için eşi benzeri görülmemiş şekilde linç edildim.
Meslekten atılmam için, Sözcü’yü ikinci defa derhal bırakmam için sistematik boykot kampanyaları yürüttüler.
Dönelim şimdi tekrar 2010 yılına.
2010’da Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı yapıldı.
Dört ay sonra, az önce de söylediğim gibi, Yetmez Ama Evet referandumu vardı.
Kaybetti tabii.
Kaybetmekle de kalmadı.
Seçmen kâğıdını çıkarmayı unuttuğu için oy bile kullanamadığı ortaya çıktı.
Talihsizlik oldu.
Bu ağır rezalete rağmen Ecevit kasketi taktı.
Bu sözde muhalif medyamız tarafından da “Yeni Karaoğlan” diye alkışlandı.
Kaybeden adamı alkışladılar.
Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmişti.
Gerisi elbette yanlış gidecekti.
2011 genel seçimleri öncesinde iddialı bir çıkış yaptı.
Dedi ki:
“Yüzde 30’un altında oy alırsam çeker giderim.”
Seçim oldu.
Yüzde 26 aldı.
Hem seçimi kaybetti, hem de iddiasını kaybetti ama gayet rahattı.
Yüzünde kıl bile oynamadı.
Dedi ki:
“En başarılı dönemimizdeyiz.”
Ecevit kasketini çıkardı.
Che Guevara bereli posterini astılar.
Sözde muhalif medyamız tarafından “Yeni Che” diye alkışlandı.
Kaybettikçe alkışlandı.
Ben kendi payıma o zaman da çırpınıyordum ama nafile tabii.
Medyadaki kiralık aparatlar bana “Deniz Baykal’ın köpeğisin” falan diyorlardı.
Özgür Özel ilk kez o seçimde, yani 2011 seçiminde, Kılıçdaroğlu genel başkan olur olmaz yapılan ilk genel seçimde Kılıçdaroğlu tarafından milletvekili yapıldı.
“Yeni CHP” diyen Kılıçdaroğlu’nun bir numaralı adamıydı Özgür Özel.
O tarihte kimse tanımıyordu.
Toplumda hiçbir karşılığı yoktu.
Partide de hiçbir karşılığı yoktu.
Aniden peyda olmuştu.
Böyle abra kadabra bir şekilde ortaya çıkmıştı.
Kılıçdaroğlu tarafından da Meclis’e taşınmıştı.
Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olur olmaz, parti yönetimini ele aldığı 2011 seçimlerinde milletvekili yaptığı isimlerden bir başkası kimdi mesela?
Bir tek örnek vereyim.
Aykan Erdemir‘i 2011 yılında Bursa milletvekili yapmıştı.
Bu kişi hakkında 2017 yılında Fethullah Gülen cemaati soruşturması kapsamında yakalama kararı çıkarıldı.
Yurt dışına kaçtı.
Hani şimdi Kılıçdaroğlu diyor ya:
“Aramıza sinsice sızan FETÖ ajanlarını fark edemedim. Bunun için özür diliyorum.”
Aynen böyle oldu.
Guguk kuşu operasyonuyla CHP’nin gerçek evlatları partiden dışarı atıldı.
FETÖ’cüler yuvaya dolduruldu.
Milletvekili yapıldı.
İşte bu yüzden 2010 yılından itibaren guguk kuşu operasyonunu yazıyordum.
Sözde muhalif görünen aparat gazeteciler, şahsi ikbal peşinde koşan sözde duayenler, Kılıçdaroğlu’na toz kondurmuyordu.
Benim hakkımda karalama kampanyası yürütüyorlardı.
Meslekten atılmam için uğraşıyorlardı.
O sözde muhalif aparatların hepsi şimdi kılık değiştirdi. Özgür Özelci oldular. Kendilerinin o zamanlar nasıl Kılıçdaroğlu güzellemesi yaptıklarını unutturmak için şimdi Kılıçdaroğlu’na küfrediyorlar. Özgür Özel, Veli Ağbaba, Sezgin Tanrıkulu, Gökhan Günaydın… Bunların hepsi o dönemde ilk kez Kılıçdaroğlu tarafından milletvekili yapıldı.
Aradan üç yıl geçti.
2014 yerel seçimi geldi.
Kılıçdaroğlu bu defa tescilli cemaatçileri, özerkçileri ve AKP’den kovulan isimleri belediye başkan adayı gösterdi.
CHP’lileri aday göstermedi.
Yine kaybetti.
Tabii çıktı ve:
“Bu sonucu başarısızlık olarak görmüyorum.” dedi.
Ecevit kasketiyle Che Guevara beresi bu kez dolaba kaldırıldı.
Yerine “Gandi Kemal” posteri asıldı.
Bu sözde muhalif medyamız tarafından da “Yeni Gandi” diye alkışlandı.
Ne kadar kaybederse o kadar çok alkışlanıyordu.
CHP seçmenlerinin gerçekleri görmesi aparat medya tarafından engelleniyordu.
CHP seçmenleri aparat medya tarafından manipüle ediliyordu.
Hani görmeseler, yanlışlıkla beğenseler olabilir.
İnsan der ki hata yapmışlar.
Hayır.
Bile bile, para alarak, şahsi ikbal uğruna halka yalan söylüyorlardı.
Aynı yıl, yani 2014 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi vardı.
Memlekette adam kalmamış gibi gittiler, Kahire’den Ekmeleddin İhsanoğlu‘nu getirip aday gösterdiler.
“Tıpış tıpış oy vereceksiniz.” dediler.
Herkes internete koştu.
Google’da “Bu kim?” diye aramaya başladılar.
CHP seçmeninin bile tanımadığı bir Cumhurbaşkanı adayıyla, AKP seçmeninin CHP adayına oy vermesini bekliyorlardı.
1943 yılında Kahire’de doğmuştu. Ayn Şems Üniversitesi‘nden mezun olmuştu.
Akademik hayatına da El-Ezher Üniversitesi çevresinde başlamıştı.
Türkiye’ye hayatında ilk kez 27 yaşına geldiğinde gelmişti.
AKP’nin desteğiyle İslam İşbirliği Teşkilatı‘nın Genel Sekreteri olmuştu.
Kılıçdaroğlu sayesinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığına talip olmuştu.
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun babası Mehmet İhsan Efendi bir müderristi. Cumhuriyet ilan edilince Türkiye’den ayrılmış, Mısır’a gitmişti. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun babası, Mustafa Sabri‘nin en yakın arkadaşlarından biriydi.
Mustafa Sabri; İngiliz Muhipleri Cemiyeti ile ilişkilendirilen, Kuvâ-yı Milliye’ye sert eleştiriler yönelten, Mustafa Kemal hakkında verilen idam fetvalarıyla anılan ve Milli Mücadele sonrasında Türkiye’den ayrılan tartışmalı bir isimdi. Vatan haini Mustafa Sabri, Kahire’deki Gafir Mezarlığı’na gömülmüştü. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun babası da yedi yıl sonra ölünce, işte bu vatan haini Mustafa Sabri’nin yanına gömülmüştü. Birbirlerini bu kadar seviyorlardı. Kılıçdaroğlu işte bunu CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak göstermişti.
Kılıçdaroğlu bunu Cumhurbaşkanı adayı gösterdiğinde Özgür Özel neredeydi?
Kılıçdaroğlu’nun yanındaydı.
Bakın, o hararetli günlerde satır aralarında kalmıştı ama pek dikkat çekmemişti.
Ekmeleddin İhsanoğlu’nu sevinçle destekleyen bir başkası vardı.
Kimdi o?
Fethullah Gülen’di.
Seçime sadece beş gün kala Pensilvanya’daki vaazında aynen ne diyordu, biliyor musunuz?
Bakın, şunu diyordu: “Her hâlimizde, her tavrımızda iman-ı ekmel, İslam-ı ekmel, ihsan-ı ekmel, ihlas-ı ekmel, rıza-i ekmel, yakin-i ekmel demeliyiz. Hayatımızı bu atklar arasında dantela gibi işlemeliyiz. Düşsek, sürtsek bile kalktığımızda el-ihsan demeliyiz.”
Ya adam Ekmeleddin İhsanoğlu diyordu.
Gayet netti.
Ekmeleddin İhsanoğlu ile bu Kılıçdaroğlucu, Özgür Özelci yeni CHP; cemaatin kesiştiği noktaydı.
Guguk kuşu operasyonu tıpış tıpış yürüyordu.
Ki zaten Ekmeleddin İhsanoğlu çıktı, açık açık:
“Ben CHP’li falan değilim.” dedi.
CHP’li olmadığını söylüyordu.
Tayyip Erdoğan için de “Aile dostum.” dedi.
CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı konuştukça CHP’lilerin başından aşağı kaynar sular dökülüyordu.
Ama Kılıçdaroğlu gayet memnundu.
“Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösterdiğim için gurur duyuyorum.” diyordu.
Özgür Özel neredeydi?
Yanındaydı.
Yanında.
Kılıçdaroğlu’nun borazanı konumundaki bazı sözde CHP’li gazeteciler de tıpış tıpış korosuna katılmıştı.
“Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermeyenler Atatürkçü değildir.” diyorlardı.
Ekmeleddinci değilsen Mustafa Kemal’in askeri değildin.
Hiç utanmadan bunu söylediler.
Çünkü bazı gazetecilerin CHP’den para aldığı, CHP yanlısı bilinen bazı televizyonların CHP’den sözleşmeyle para aldığı, bazı gazetecilerin şahsi ikbal sağladığı o zamanlar bilinmiyordu. Dürüst ve CHP’li zannedilen gazeteciler ve televizyoncular aslında düpedüz maaşlıydı.
Nereden biliyoruz?
CHP Genel Başkan Yardımcısı bunu açıkladı.
“Para veriyoruz bunlara.” dedi.
Ama CHP seçmeninin bundan haberi yoktu. Dürüst ve güvenilir bildikleri gazetecilerin yorumlarına inanıyorlardı. “Bu gazeteciler desteklediğine göre demek ki Ekmeleddin İhsanoğlu doğru aday.” diye ikna oluyorlardı.
O gazeteciler bugün hâlâ muhalif televizyonlarda görev yapıyor.
İşte bu aparat gazeteci ekibi, 27 yaşına kadar Türkiye’yi bile görmemiş olan, 27 yaşına kadar Türkiye’ye adım bile atmamış olan, hiç tanımadıkları, adını bile duymadıkları siyasal dinciyi Atatürkçü aday diye CHP seçmenine kakaladılar.
E tabii seçim yine kaybedildi.
Seçimin kaybedildiği sabah Ekmeleddin İhsanoğlu’nun evinin kapısına gazeteciler gitti.
Konuştu ve dedi ki:
“Çok mutluyum. Allah hayırlı uğurlu etsin.”
CHP seçmeninin ağlamaktan gözleri şişmişti. CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ise “Çok mutluyum.” diyordu.
Seçimin kaybedildiği gün Kılıçdaroğlu çıktı:
“Bugün seçim olsa yine Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösteririm.” dedi.
“Atatürkçüyseniz Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vereceksiniz.” diyenlerin hepsi saklanıyordu.
Ortadan kaybolmuşlardı.
Bir hafta sonra Kılıçdaroğlu Halk TV’ye çıktı.
Dedi ki:
“Doğrusunu isterseniz benim gönlümden geçen aday başkaydı.”
“Kim?” dediler.
“Cumhurbaşkanı adayım Orhan Pamuk’tu.” dedi.
Evet.
Kılıçdaroğlu’nun asıl adayı Orhan Pamuk’tu.
Son saniyede aday gösterdiği kişi ise siyasal dinciydi.
Yanında kim vardı?
Özgür Özel vardı.
Ve CHP’den beslenen aparat gazeteciler de hiç utanmadan hâlâ Kılıçdaroğlu güzellemesi yapıyordu.
Bu kepazelikten bir yıl sonra, Haziran 2015 seçimi geldi.
Seçim öncesinde Kılıçdaroğlu yine iddialı bir çıkış yaptı.
Dedi ki:
“Oylarımız düşerse kesinlikle istifa ederim.”
Bu seçimde oy kaybeden genel başkan giderdi.
E, oyları düştü.
Hem seçimi kaybetti hem de iddiasını kaybetti.
Buna rağmen zafer konuşması yaptı.
“Çok memnunum.” dedi.
Kasım 2015 seçimi oldu. Yine kaybetti.
Yine “Durumumuz çok olumlu.” diyor.
“İstifa edecek misiniz?” diye sordular.
“Aklımdan bile geçirmedim.” diyor.
İki yıl daha geçti.
Bu defa referandum vardı.
Rejimi değiştirme referandumuydu.
“Evet” çıkarsa tek adam rejimine geçilecekti.
Halk egemenliği Meclis’ten alınıp saraya verilecekti.
O kadar kritik, o kadar hayati bir referandumdu.
Bugün Özgür Özel’e “şahane lider” diyen aparat gazeteciler, o zamanlar Kılıçdaroğlu’na “şahane lider” diyorlardı.
Özgür Özel de Kılıçdaroğlu’nun adeta çantası gibi yanında dolaşıyordu.
Kılıçdaroğlu’nun kararlarına imza atıyordu.
2017 referandumu oldu. O referandumu da kaybetti.
Sanki yıllardır kaybeden kendisi değilmiş gibi çıktı.
Ne dedi?
“Yarın seçim olacakmış gibi hazırlanmaya başlıyoruz.” dedi.
Bir yıl daha geçti.
2018 Cumhurbaşkanlığı seçiminde bu defa Muharrem İnce’yi aday gösterdi.
Ama nasıl gösterdi?
Kameraların önünde, adeta bir çocuğu çağırır gibi “Gel bakalım buraya.” diyerek Muharrem İnce’yi Cumhurbaşkanı adayı ilan etti.
Ama sandıkları başıboş bıraktılar.
Kazansın diye değil, kaybetsin diye Muharrem İnce’yi aday gösterdiler.
Her birinde CHP gözlemcisi olması gereken seçim sandıklarını AKP’ye transfer olan Fırıldak Teğmen’e emanet ettiler. Teğmen Mehmet Ali Çelebi, Kılıçdaroğlu sayesinde CHP’ye katılmıştı.
Kılıçdaroğlu tarafından Parti Meclisi üyesi yapılmıştı.
Seçimin güvenliği de bu arkadaşa emanet edilmişti.
Sözde muhalif televizyonlara çıktı.
“Sandık Gücü Projesi”ni anlattı.
Neydi bu?
Bir milyon kişilik müşahit kadrosu hazırladıklarını söyledi.
Türkiye genelinde 166 bin sandık vardı.
Her sandıkta üç CHP’li müşahit olacaktı güya.
Fazladan üç müşahit de yedekte hazır tutulacaktı.
Bu yüzden bir milyon kişiyi belirleyip eğiteceklerdi.
Böylece oylar çalınmayacaktı.
CHP müşahitleri bütün sandıklarda bulunduğu için hile yapılmasına, şaibe oluşmasına izin vermeyeceklerdi.
Bunları anlattılar.
Seçim gecesi geldi çattı.
25 binden fazla sandıkta CHP müşahidi olmadı.
İki milyondan fazla şüpheli oy geçerli kabul edildi.
Tayyip Erdoğan tabii gülüyor, oynuyor ve kazandı.
Bütün suç Muharrem İnce’nin sırtına yıkıldı.
Partiden tasfiye edildi.
Muharrem İnce tasfiye edilirken, bu işi yapan Teğmen Çelebi ödüllendirildi.
CHP milletvekili yapıldı.
Sonra aynı Teğmen Çelebi, Asrın Liderimiz tarafından transfer edildi. AKP milletvekili yapıldı.
Bu rezalet gelişmeler üzerine Kılıçdaroğlu’na:
“İstifa edecek misiniz?” diye sordular. “Aklımdan bile geçirmedim.” dedi.
Bugün Özgür Özel’i alkışlayan aparat gazeteciler, bütün bu kepazeliklere rağmen Kılıçdaroğlu’nu parlatmaya devam ediyordu.
Bugün demokrasi kahramanı pozlarına yatan Özgür Özel de Kılıçdaroğlu’nu eleştirenlere laf yetiştiriyordu. Kılıçdaroğlu’nun bilge bir lider olduğunu anlatıyordu.
“Kemal Bey her fikri dinleyen, öğreten bir liderdir.” diyordu. “Analiz ve sentezi en iyi yapan liderdir.” diyordu. Özgür Özel, Kılıçdaroğlu için “En değerli lider.” diyordu.
Şimdi ise “Hain Kemal!” diye bağırıyorlar.
Derken 2023 seçimine gelindi.
Bir önceki yerel seçimde, yani 2019 yerel seçiminde, Mansur Yavaş Ankara’yı, Ekrem İmamoğlu İstanbul’u kazanmıştı. İzmir zaten hep anti-AKP’ydi. Zeydan Karalar Adana’yı, Vahap Seçer Mersin’i kazanmıştı. CHP büyük sükse yapmıştı.
2023 genel seçimi geldi.
AKP tükenmişti.
Yani ekonomik ve sosyal yıkım taşınamaz hâle gelmişti. Asrın Liderimizin kesinlikle kaybedeceği somut olarak görülüyordu. AKP oyları yüzde 30’lara kadar gerilemişti. Bunu AKP’li anketçiler bile artık itiraf ediyorlardı.
Tüm anketlere göre Mansur Yavaş veya Ekrem İmamoğlu rahat rahat kazanıyordu.
Benim de elimde o sırada kamuoyuna açıklanmayan, uluslararası şirketlerin, bazı yabancı bankaların ve Avrupa Birliği’nin yaptırdığı anketler vardı. Tam o tarihte Sözcü’nün sahibi Burak Akbay ile birlikte Sözcü Televizyonu’nu kurmuştum.
2023 yılıydı.
Değerli arkadaşım Korcan Karar’la birlikte, beş yıldır uğraşılıp bir türlü kurulamayan Sözcü Televizyonu’nu biz üç ayda kurduk. Daha televizyonun açıldığı ilk gün bu anketleri Sözcü ekranlarından anlattım.
Mansur Yavaş yüzde 62 görünüyordu. Yüzde 62’nin de küsuratı vardı. Ekrem İmamoğlu ise yüzde 55 görünüyordu.
Yani her iki aday da Tayyip Erdoğan’ın karşısında rahat rahat kazanıyordu.
Seçimi kaybetmenin tek yolu vardı. Kılıçdaroğlu’nun aday gösterilmesi.
Ve o yapıldı.
2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kılıçdaroğlu aday yapıldı.
Bu defa “Piro Kemal” olmuştu.
Karaoğlan Kemal’di.
Che Kemal’di.
Gandhi Kemal’di.
Dersimli Kemal’di.
Her seçimde kimlik değiştiriyordu.
Şimdi de Piro Kemal olmuştu.
Bir ara Seyit Kemal bile olmuştu.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Konya Akşehir’de türbesi bulunan Seyit Mahmut Hayrani’nin akrabası olduğu, Kureyşan Ocağı mensubu olduğu, dolayısıyla Seyyit soyundan geldiği ilan edilmişti.
Yani Hazreti Muhammed’in soyundan geldiği söyleniyordu.
Hatta “Seyit Kemal” adıyla kitap bile yazıldı.
O kitaptaki bilgilere göre Kılıçdaroğlu sadece Hazreti Muhammed’in soyundan gelmekle kalmıyordu.
Aynı zamanda Nasreddin Hoca‘nın da akrabasıydı.
Seyit Kemal ve Piro Kemal olarak seçime girdi.
E tabii yine kaybetti.
Kaybettikten sonra da hatırlayın lütfen; sosyal medyada masaya vura vura videolar yayınladı.
“Buradayım, buradayım!” dedi.
“Gitmiyorum!” dedi. Gitmeye niyeti yoktu. Gitmiyorum dedi ama seçimden altı ay sonra yapılan CHP Kurultayı’nda, yani bugün tartışılan kurultayda, bir sürpriz oldu.
Kılıçdaroğlu kaybetti. Özgür Özel CHP Genel Başkanı oldu.
Aslına bakarsanız, elbette bunun belgesi yok ama sonrasında yaşananlar birçok şeyi ortaya çıkardı. 2023 seçiminde sarayla CHP yönetimi arasında adeta “Sen seçimi al, biz partiyi alalım” anlayışına benzer bir tablo oluştuğu yorumları yapıldı.
Bu görülüyordu. Yüzde 100 kaybedeceğini bile bile Kılıçdaroğlu’nu aday göstermişler, seçimi saraya vermişlerdi. Sonra da Kılıçdaroğlu’nun ipini çekip CHP yönetimini almışlardı.
Bunun böyle olduğunu nereden biliyoruz?
Daha geçenlerde CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ağzından kaçırdı.
Ne dedi?
“Aslında hepimiz Kılıçdaroğlu’nun kaybedeceğini biliyorduk. Kaybetmenin sorumluluğu bize yıkılmasın diye sustuk.”
Yani kaybedeceğini bile bile aday yaptılar. Kaybedeceğini bile bile kazanacak dediler. Peki kaybetmenin sorumluluğunu sonra kime yıktılar?
Arkadaşlar, adama öyle bir tezgâh kurmuşlardı ki… Adeta “Seçimi ver, partiyi alalım” denilmişti. “Kazanıyoruz” diyerek de CHP seçmenine resmen yalan söylemişlerdi. Kendilerini milletvekili yapan Kılıçdaroğlu’nu da böyle tuzağa düşürmüşlerdi.
Aralarındaki nefretin kaynağı da burada yatıyor.
CHP’den beslenen aparat gazetecilere de talimat verilmişti. Sürekli “Kılıçdaroğlu yüzde 60’la kazanıyor” dedirtiliyordu. Koro hâlinde “Yüzde 60’la kazanıyor” dediler ve CHP seçmenini bu korkunç yalana inandırdılar.
Ben çırpındım.
Dedim ki: “Bakın kardeşim, elimizde anketler var. Bunlar yalan söylüyor. Bunlar yalan söylüyor.”
Bunu söylediğim için arkadaşlarımı bile kaybettim. O yüzden o dönem gerçekten korkunç bir dönemdi. Bu aparat gazetecilerin bu vatana verdikleri zararı tarif edemem. Vatana ihanet arıyorsak, topluma yalan söylemekten daha büyük bir ihanet olur mu?
Şimdi bakın lütfen. Lütfen altını çizerek dinleyin. Özellikle gençlerimiz…
Kaset kumpasından itibaren, 2010 yılından 2023 yılına kadar anlattığım bütün seçim yenilgileri peş peşe yaşanırken, Asrın Liderimiz gevrek gevrek gülerken, “Allah her iktidara böyle bir muhalefet nasip etsin” derken; bugün Anıtkabir’e yürüyen Özgür Özel ne yapıyordu kardeşim?
Bütün bu seçim yenilgileri sırasında Kılıçdaroğlu’nun adeta çantası gibi yanındaydı. Sağ koluydu. Kılıçdaroğlu genel başkan seçilir seçilmez partiye milletvekili olarak monte edilmişti. Kılıçdaroğlu’nun adeta fedaisiydi. Kılıçdaroğlu döneminde alınan bütün yanlış kararların altında imzası vardı. Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve kurucu ayarlara karşı işlendiğini düşündüğü bütün günahların, bütün vebalin ortağıydı.
Ne diyordu? “Genel başkanımızın tüm listelerinin kefiliyim.” diyordu.
Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı adaylığını açıklarken, mesela Gökhan Günaydın’ın itiraf ettiği gibi, Kılıçdaroğlu’nun yüzde 100 kaybedeceğini bile bile Özgür Özel ne yapıyordu?
Kameralar önünde ağlıyordu. Gözyaşları içinde hıçkırıyordu. Mutluluktan…
Çünkü kaybedeceğini biliyorlardı.
Bu rolleri yetmezmiş gibi, 2010’dan itibaren Kılıçdaroğlu’nu eleştirenlere de ağır laflarla saldırıyordu. Hedef gösteriyordu.
Ne diyordu? “Kılıçdaroğlu istifa etsin diyenin üstünü kazıyın; ya AKP’li çıkar ya da AKP trolü çıkar.” diyordu.
Kılıçdaroğlu’nu eleştirenleri gizli AKP’li ilan ediyordu.
Şimdi ise “Hain Kemal” diye bağırtıyorlar.
Ve bakın lütfen…
Tüm bu seçim yenilgileri yaşanırken, tüm bu müsamereler sahnelenirken, Guguk Kuşu Operasyonu’yla CHP imha edilirken hep aynı iliştirilmiş gazeteciler rol alıyordu. 2014 seçiminde Ekmeleddin İhsanoğlu‘nu parlatanlar kimlerse, 2023 seçiminde Muharrem İnce’ye “çekil” diye baskı yapanlar da onlardı. 2010’dan itibaren Deniz Baykal’a yönelik karalama kampanyasını yürütenler kimlerse, Meral Akşener hakkında “AKP’ye çalışıyor”, “masayı dağıttı” diyenler de onlardı.
2023 seçiminde Mansur Yavaş’ın veya Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olmasının yanlış olduğunu söyleyenler kimlerse, “Kılıçdaroğlu yüzde 60’la kazanıyor” diyenler de onlardı.
Bu iliştirilmiş gazetecilerin hepsinin ortak paydası neydi?
Gözlerimizin içine baka baka CHP seçmenini manipüle ettiler.
Yıllarca insanları yalanlara inandırdılar.
11 defa seçim kaybeden Kılıçdaroğlu’nu 14 yıl boyunca umut olarak sundular.
2023 seçiminde İYİ Parti’yi toplum nezdinde karalayan, Ümit Özdağ’ı ve Muharrem İnce’yi dışlayan, Ali Babacan’a ve Ahmet Davutoğlu’na ise toz kondurmayanlar da yine aynı iliştirilmiş gazetecilerdi.
Çünkü Guguk Kuşu Operasyonu sadece siyasetçilerle yürütülmedi.
Aslında başrolde hep aynı, dürüst ve güvenilir olarak bilinen iliştirilmiş gazeteciler vardı.
Ve bugün bakıyoruz…
Hiç lafı eğip bükmeyelim.
Bir anda Özgür Özel’in yanına ilişiverdiler.
Kılıçdaroğlu’na “Defol, hain” diye küfredip seçmeni Özgür Özel’e yönlendiriyorlar. Yine aynı iliştirilmiş gazeteciler.
“Butlan nedir?” diye soruyorsunuz. Butlan aslında budur.
Kılıçdaroğlu’nu parlatmanın vebalini taşıyan iliştirilmiş gazeteciler, şimdi hiç utanmadan ellerini yıkayıp işin içinden çıkmak istiyorlar. Kılıçdaroğlu’na küfrederek kendi karanlık geçmişlerini temize çekmeye çalışıyorlar.
Hatta bir taşla iki kuş vurmak istiyorlar.
CHP seçmeninde oluşan Kılıçdaroğlu tepkisinin üzerinde sörf yaparak, Özgür Özel’i şakşaklayarak en muhalif gazeteciymiş gibi görünmeye çalışıyorlar.
Asla unutmayın lütfen bu yaşananların ne anlama geldiğini, Türkiye’nin umudu olması gereken Cumhuriyet Halk Partisi‘nin neden böyle kendi içinden paralize edildiğini izah edebilmek için sizi zaman ve mekân içinde kısa bir yolculuğa çıkarmak istiyorum.
Dikiz aynasından görmek istemeyenlere, anlamak istemeyenlere ısrarla hatırlatıyorum. İsveç’te İpek Yolu Enstitüsü (Institute for Security and Development Policy -ISDP) adında bir düşünce kuruluşu var. Amerikan Johns Hopkins Üniversitesi ile ortak çalışmalar yürütüyor. Washington ve Stockholm’de ofisleri bulunuyor. Amerikan dış politika çevreleriyle bağlantılı kuruluşlardan biri olarak faaliyet gösteriyor. CIA’nın sivil toplum görünümlü yapıları arasında gösterildiği de sıkça dile getiriliyor. İpek Yolu Enstitüsü, Orta Asya ve Kafkasya üzerine analizler yapıyor. Çeşitli senaryolar üzerine raporlar hazırlıyor.
Bu Amerikan bağlantılı kuruluş, 2008 yılında ilginç bir senaryoyu rapor hâline getirdi.
Söz konusu senaryoya göre CHP’nin o dönemki Genel Başkanı Deniz Baykal istifaya zorlanacak, yerine Kemal Kılıçdaroğlu getirilecek, parti politikaları köklü biçimde değiştirilecek ve bunun karşılığında Avrupa Birliği de CHP’ye destek verecekti.
Rapor bunu söylüyordu.
Güya bir senaryoydu.
Aslına bakarsanız, senaryo adı altında, zihin jimnastiği kisvesiyle CHP’nin alenen yeniden dizayn edileceğini anlatıyordu.
Tarih ne?
2008 yılı.
Türkiye’de çok az kişinin haberdar olduğu bu tuhaf rapor o dönemde elbette önemsenmedi.
Alt tarafı bir düşünce kuruluşunun senaryosu diye bakıldı.
Ciddiye bile alınmadı.
Aralarında benim de bulunduğum, bir elin parmakları kadar az insan haricinde kimsenin haberi yoktu.
Ben kendi payıma bu raporu ilk kez devlette görev yapmış, çok tecrübeli bir büyüğümden duymuştum. Beni bu rapordan haberdar etmiş ve mutlaka yakından takip etmemi önermişti.
2008 raporu zaten tuhaftı ama raporda yer alan Kılıçdaroğlu kehaneti daha da tuhaftı.
Çünkü 2008 itibarıyla, bu raporda Deniz Baykal’ın yerine genel başkan olacağı söylenen Kılıçdaroğlu; toplumda adı bile duyulmayan, hatta medya açısından popüler olmayan, silik bir milletvekiliydi.
Şimdi bugünden bakınca yanılırsınız.
Bugün herkes yakından tanıyor.
Tanımayan yok.
Ama 2008 itibarıyla adı sanı bilinmiyordu.
CHP milletvekiliydi, o kadar.
O dönemde CHP’nin ağır topları vardı.
Mesela Muharrem İnce vardı, Onur Öymen vardı, Şükrü Elekdağ gibi duayen diplomatlar vardı. Hakkı Süha Okay, Çetin Soysal, Bülent Baratalı, Kemal Anadol, Enis Tütüncü, Şahin Mengü, Yılmaz Ateş…
Neredeyse doğma büyüme CHP’li kadrolar vardı.
Şevki Kulkuloğlu, Atilla Kart gibi özellikle medyanın çok yakından tanıdığı, görüşlerine başvurduğu isimler vardı.
Kılıçdaroğlu’nu tanıyan bile yoktu.
Ama 2008 tarihli rapor diyordu ki:
“Deniz Baykal istifaya mecbur edilecek, CHP Genel Başkanı olarak Kılıçdaroğlu gelecek.”
Yani enteresan ötesiydi.
Tabii ben de doğal olarak takip ettim.
Bu rapordan bir yıl sonra, 2009 yılından itibaren yaşananları dikkatle izlemeye başladım.
Beni uyarmışlardı ya…
“Ne olacak?” diye takip etmeye başladım.
Gerçekten de rapordan bir yıl sonra, 2009’dan itibaren sayın medyamıza, sözde muhalif medyamıza adeta sihirli bir değnek değdi.
Kılıçdaroğlu pırıl pırıl parlatılmaya başlandı.
Yolsuzlukla mücadele kahramanı gibi sunulmaya başlandı.
Ne zaman?
2009 yılında.
Yani rapordan bir yıl sonra.
O tarihlerde CHP seçmeninin en sevmediği AKP’li isimlerden biri Melih Gökçek‘ti.
Gerçi bugün de hâlâ öyle ama…
Kılıçdaroğlu, Melih Gökçek’i yolsuzlukla suçluyordu.
Canlı yayında yüzleşmeye davet ediyordu.
Derken o güne kadar medyada pek görülmeyen bir şey oldu.
Televizyonda canlı yayında karşı karşıya geldiler.
Adeta düello gibiydi.
Biri ak dedi, öbürü kara dedi.
Hararetli bir tartışma yaşandı.
Sonuçta somut bir netice çıkmadı.
Ama bunun hiçbir önemi yoktu.
Önemli olan Kılıçdaroğlu’nun popülaritesinin tırmanmasıydı.
Daha doğrusu tırmandırılmasıydı.
Aynı şekilde AKP’nin o dönemki Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat da medyada çok popülerdi.
Sonradan HDP‘ye geçti.
Onu da yolsuzlukla suçladı.
Hatta uyuşturucuyla ilişkilendiren iddialar ortaya attı.
Meclis çatısı altında onunla da canlı yayında düello yaptılar.
Şöhreti daha da arttı.
Bütün medya, bütün televizyonlar Kılıçdaroğlu haberi yapmaya başladı.
Bütün gazeteciler Kılıçdaroğlu’nu yazmaya başladı.
İşte böyle böyle, 2009 yılından itibaren Kılıçdaroğlu’nu AKP ile başa çıkabilen, AKP’yi yenebilecek tek milletvekili gibi pazarlamaya başladılar.
CHP’nin diğer milletvekillerine adeta ambargo uygulanıyordu.
Sürekli Kılıçdaroğlu ekrana çıkarılıyor, CHP seçmenine sürekli Kılıçdaroğlu gösteriliyordu.
Peki 2009 yılında eş zamanlı olarak ne yapılıyordu?
Ya da şöyle söyleyeyim:
Kılıçdaroğlu parlatılırken paralel olarak ne yapılıyordu?
Deniz Baykal aleyhine yayınlar yapılıyordu.
Bu medya, özellikle CHP seçmeninin gözünde Deniz Baykal’dan nefret edilmesini sağlayacak bir atmosfer oluşturuyordu.
Kılıçdaroğlu’nu parlatanlar, aynı zamanda “Deniz Baykal’la asla seçim kazanılamaz” duygusunu yerleştiriyordu.
2010 yılına gelindi.
Habur rezaleti patladı.
Eminim hatırlarsınız. AKP hükümeti, açılım politikaları çerçevesinde PKK’ya çeşitli tavizler vermeye başlamıştı. Kandil’den ve Kuzey Irak’taki Mahmur Kampı’ndan 34 kişi gönderildi. Bunlar Habur Sınır Kapısı’ndan yürüyerek giriş yaptılar. Üzerlerinde PKK üniformalarını andıran kıyafetler vardı. Bir tek ellerinde Kalaşnikof eksikti.
Açıkça PKK mensubu olarak geldikleri yönünde değerlendirmeler yapılıyordu.
Yaklaşık 50 bin kişi tarafından karşılandılar.
Havai fişekler atıldı.
Davullar, zurnalar çalındı.
Halaylar çekildi.
Türkiye Cumhuriyeti açısından son derece hazin bir gündü.
Savcılar ve hâkimler bunların ayağına gönderildi.
Sınır kapısında çadır mahkemesi kuruldu.
Haklarında işlemler yapıldıktan sonra serbest bırakıldılar.
O dönem DTP vardı; bugünkü DEM Parti’nin öncülü.
DTP milletvekilleriyle birlikte otobüslerin üzerine çıktılar.
Diyarbakır’da zafer turları attılar.
Davullar, zurnalar, halaylar…
Televizyonlar canlı yayın yapıyordu.
Türk milleti gördüklerine inanmakta zorlanıyordu.
Bu ağır tablo nedeniyle AKP oylarında ciddi bir gerileme yaşanmaya başlamıştı.
2010 yılında AKP, siyasi hayatımıza girdiğinden beri ilk defa yüzde 30’lara kadar erimişti.
Bütün anketler bunu gösteriyordu.
O dönem anketler, şimdiki gibi manipüle edilmiyordu.
Hemen bir yıl sonra genel seçim vardı.
CHP 30’lara fırlamıştı.
MHP 18’lere, 19’lara yükselmişti.
MHP de o zamanlar şimdiki gibi AKP’nin ittifak ortağı değildi.
Keskin bir muhalefet partisiydi.
Yani bir yıl sonra yapılacak seçimde AKP’nin iktidarda kalabilme ihtimali neredeyse kalmamıştı.
CHP ya tek başına ya da MHP ile koalisyon kurarak iktidara gelecekti.
Ve CHP Kurultayı’na sadece bir hafta vardı.
2011 genel seçim kadrosu şekillenecekti.
Deniz Baykal, az önce anlattığım gibi, ulusalcı bir yönetim listesi hazırlamıştı.
Listedeki isimleri tek tek biliyorum.
Rahmetli Sabih Kanadoğlu gibi, Prof. Dr. Ümit Kocasakal gibi isimler vardı listede. İşte bu tarihî kurultaya sadece bir hafta kala kaset patladı.
Hepiniz biliyorsunuz. Gizli kamera görüntüleri internette yayımlandı.
Demokrasi tarihimizin kırılma noktalarından biriydi.
Herkes bunu belden aşağı bir kaset meselesi zannediyordu.
Oysa aslında Cumhuriyet Halk Partisi dizayn ediliyordu.
Dört dörtlük bir cemaat operasyonuydu.
Buna rağmen gizli kamerayı kimin yerleştirdiğiyle, görüntülerin doğru olup olmadığıyla kimse ilgilenmedi. Sayın medyamızda Deniz Baykal aleyhine bangır bangır bir linç kampanyası başlatıldı.
Dedim ya, zamanlama mükemmeldi.
Bir hafta sonra CHP Kurultayı vardı.
CHP, kelimenin tam anlamıyla özüne, kuruluş ayarlarına dönüyordu.
Kaset kumpası her şeyi kökünden değiştirdi.
Deniz Baykal genel başkanlığı bırakmak zorunda kaldı.
Tasfiye edildi.
Baykal’a yönelik linç kampanyası yürütülürken, eş zamanlı olarak Kılıçdaroğlu için de büyük bir medya desteği başladı.
Mutlaka CHP’nin başına geçmesi gerektiği söyleniyordu.
Genel başkan olursa CHP’yi en az yüzde 60 oyla iktidar yapacağı anlatılıyordu.
Avrupa Birliği’nin AKP’ye karşı mutlaka CHP’yi destekleyeceği, iktidar yollarının açıldığı yazılıp çiziliyordu.
Yani mucizevi bir tesadüftü.
İsveç’teki İpek Yolu Enstitüsü’nün iki yıl önce senaryo olarak hazırladığı rapor, adeta kelimesi kelimesine gerçekleşiyordu.
Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı oldu.
İki yıl öncesine kadar CHP seçmeninin bile büyük bölümünün tanımadığı bir isimdi.
TESEV‘in kurucularından biriydi mesela. Ancak TESEV’in kurucularından olduğu da pek bilinmiyordu. Soros tarafından desteklendiği iddia edilen TESEV, 1994 yılında kurulurken Kılıçdaroğlu SSK Genel Müdürü’ydü. Yani 1994 yılında devlet bürokratıyken, henüz siyasette bile değilken neden ve kimler tarafından TESEV’in kurucuları arasına alındığı pek sorgulanmadı.
Bülent Ecevit onu DSP’ye almamıştı.
2002 yılında CHP milletvekili oldu.
Peki CHP milletvekili yapılması için Deniz Baykal’a Kılıçdaroğlu’nu öneren kişi kimdi?
Ethem Sancak‘tı. Ethem Sancak bunu kendisi açıkladı ve yalanlanmadı.
O güne kadar Kılıçdaroğlu CHP üyesi bile değildi. Ethem Sancak’ın referansıyla partiye üye kaydı yapıldı.
Ethem Sancak kim?
Malum; “Tayyip Erdoğan’ın aşığıyım. Çoluğum çocuğum Tayyip Erdoğan’a feda olsun.” diyen iş insanı.
BMC verildi. Tank fabrikası verildi. Medya verildi.
Sonradan yollar ayrıldı.
Ama AKP döneminde Türkiye’nin en önemli iş insanlarından biri hâline geldi.
“Butlan nedir?” diyorsunuz. Butlan işte budur.
2010 yılı itibarıyla o dönemi hatırlayın lütfen.
Ergenekon kumpası başlamıştı. Balyoz kumpası başlamıştı.
Türkiye’de kendisini muhalif hisseden herkes AKP’ye odaklanmıştı.
Herkes cemaatçilere odaklanmıştı.
Atatürk Cumhuriyeti’ne yönelik tehlikenin yalnızca bu iki odaktan geldiğini düşünüyordu.
Guguk kuşu operasyonuyla CHP’nin kimlik değiştirebileceği kimsenin aklına gelmemişti.
Devletin yargısından ordusuna, emniyetinden diplomasisine kadar her kurum guguk kuşları tarafından işgal edilirken, kurumların içi boşaltılırken, ana muhalefet partisinin de dizayn edilebileceği kimsenin aklına gelmemişti.
Sonrasını zaten herkes biliyor.
Tüm bunlar yaşanırken tekrar soruyorum:
Özgür Özel neredeydi?
Kılıçdaroğlu’nun hemen yanı başındaydı. Her kararın ortağıydı.
Bazıları unutabilir. Arşiv asla unutmaz.
Türkiye’nin bekasını, çocuklarımızın geleceğini şahsi ikbal beklentilerine sattılar. Kılıçdaroğlu suçluysa, en başta Özgür Özel de suçludur.
Bu işin ortakları var. Kiraladıkları aparat gazetecilerle birlikte bugün ellerini yıkayıp yollarına devam etmek istiyorlar.
Yok öyle.
Beş stentim var ama bu kalp durana kadar bu millete ne yaptığınızı, CHP seçmenine ne yaptığınızı, Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine ne yaptığınızı, özellikle de gençlerimize ne yaptığınızı ölene kadar anlatacağım.
Stentlerime kuvvet.
2010 yılından beri “Guguk Kuşu Operasyonu AKP’yi iktidarda tutma projesidir” dediğim için, Kılıçdaroğlu döneminde “CHP’yi geri almadan Türkiye’yi geri almamız mümkün değil” dediğim için başıma gelmeyen kalmadı.
Peki bugün ne oldu?
Şimdi Guguk Kuşu Operasyonu nihayet idrak edildi mi?
Edildi.
Aynı şekilde ısrarla söylüyorum:
Özgür Özel, Kılıçdaroğlu döneminin guguk kuşu yumurtasıdır.
Bunu söylediğim için yine başıma gelmeyen kalmadı.
Tıpkı 2023’te olduğu gibi, 2026’da da yine linç kampanyası yapıldı.
Bizzat Özgür Özel’in talimatıyla, Burhanettin Bulut’un talimatıyla hakkımda boykot kampanyası başlatıldı.
Bu anlattıklarımın aslında ne anlama geldiği çok yakında gayet net anlaşılacak.
Hayat mutlaka anlatır.
Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil misali söylüyorum.
Öyle gerçekler ortaya çıkacak ki, butlan kararı devede kulak kalacak.
Bir zamanlar Kılıçdaroğlu cilalaması yapan, bugün ise Özgür Özel cilalaması yapan iliştirilmiş gazeteciler insan içine çıkamayacak.
Bu bir öngörü değil. Bakın, tıpkı Guguk Kuşu Operasyonu konusunda olduğu gibi, somut bilgiye dayanarak söylüyorum. Bazıları anlamak istemeyebilir.
Hayat mutlaka anlatır.
CHP seçmenini Kılıçdaroğlucu ve Özgür Özelci diye tribünlere böldüler.
Ama temel hedef bunların ikisi de değil. 2010 yılında başlatılan Guguk Kuşu Operasyonu’yla, guguk kuşu yumurtaları tarafından ele geçirilen Cumhuriyet Halk Partisi’ni kökünden imha ediyorlar.
Temel amaç aslında bu.
CHP’yi önümüzdeki üç ay içinde neler bekliyor?
Bir sonraki yayınımda bunu detaylarıyla ve örnekleriyle anlatacağım.
Kılıçdaroğlu’nun kim olduğu nihayet anlaşıldı. Peki Özgür Özel aslında kimdir? Bir sonraki yayınımda, asla unutamayacağınız örneklerle anlatacağım.
Para alan gazeteciler var mı?
Çok tartışılıyor. Var.
Para alan televizyonlar, gazeteler var mı? Var.
Para alan internet siteleri var mı? Var.
Tıpkı iktidarın olduğu gibi CHP’nin de trolleri var mı? Var.
Hem Özgür Özel tarafının hem de Kılıçdaroğlu tarafının var.
Nereden biliyorum?
Kim bunlar?
Kanıtım var mı?
Var.
Şahitlerim var mı?
Var.
Bir sonraki yayınımda, asla unutmamanız için hepsini anlatacağım.
Kime alkışlayacağımızı, kime küfredeceğimizi yönlendiren bir mekanizma var.
Bu mekanizmanın içinde kimler var?
CHP’yi bu gördüğümüz şekilde ikiye bölen bu mekanizma, İYİ Parti’ye ve Zafer Partisi’ne ne yapacak?
Bakın, bugün Müsavat Dervişoğlu ve Prof. Dr. Ümit Özdağ, Özgür Özel’in yanında duruyorlar.
Ama CHP’yi ikiye bölen bu mekanizma, İYİ Parti’ye ve Zafer Partisi’ne ne yapacak?
İş işten geçmeden önlem alabilmek için bir sonraki yayınımda anlatacağım…
Yılmaz Özdil /2 Haziran 2026







