Diplomasi Bitti, Balıklar Konuşmaya Başladı…
Emekli Büyükelçi Ender Arat, Yalikavak’taki Yalika’da açtığı “Balık Pazarı” sergisiyle bu kez diplomasi değil, sanat dünyasının gündemine girdi. Tahta paletlerden rakı şişelerine, şarap mantarlarından kurşun kalemlere ve tuvalet kâğıdı rulolarına kadar pek çok atık malzemeyi balıklara dönüştüren Arat, çalışmalarını “ileri dönüşüm” anlayışıyla üretiyor.
Fatih Bozoğlu-SokakTV
Emekli olduktan sonra üretkenliğini sürdüren Büyükelçi Ender Arat, diplomasi yıllarından sonra rotasını sanata çevirdi. 6 Eylül akşamı Yalıkavak’taki Yalika’da “Balık Pazarı” adını verdiği sergisini açan Arat, serginin açılışında yaptığı esprili konuşmayla da konuklarını gülümsetti.
Geçtiğimiz yıl aynı mekânda “Ebruda Yüzen Balıklar” sergisini açan Arat, bu yılki sergisinin avlanma yasağının kalktığı haftaya denk gelmesi nedeniyle serginin adını “Balık Pazarı” koyduklarını söyledi. Arat, “Halikarnas Balıkçısı gibi Yalıkavak Balıkçısı olamadım ama artık Yalika’nın balıkçısı oldum sayılır…” sözleriyle sanat yolculuğuna Bodrum’dan yaptığı göndermeyle başladı.
DİPLOMASİ MASALARINDAN BALIKLARIN DÜNYASINA…
Ender Arat’ın hikâyesi yalnızca bir emekli diplomatın hobi olarak resim yapmasından ibaret değil. 2011 yılında emekli olan Arat; Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı döneminde Özel Kalem Müdürlüğü yaptı, Başbakanlık Dışişleri Danışmanlığı görevinde bulundu. Daha sonra Türkiye’nin Budapeşte ve Madrid Büyükelçisi olarak görev yapan Arat, özellikle Budapeşte yıllarında tarihin izini süren çalışmalar gerçekleştirdi.
Hitler döneminde faşizmden kaçan ve Türkiye’ye sığınarak hayatlarını kurtaran Alman profesörler ile Nazi zulmünden kaçan Yahudilere yardım eden Türkler üzerine araştırmalar yapan Arat, bu çalışmalarını kitaplara ve belgesellere taşıdı. “Türklere Güvendiler”, “Moldova-Gagauziya Anıları” ve “Türkiye Macaristan Büyükelçisi-Anılar” kitaplarını kaleme alan Arat’ın, gazeteci Mehmet Ali Birand ile birlikte hazırladığı, İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’ye sığınan Alman profesörleri konu alan bir belgeseli de bulunuyor.
Ancak Arat’ın emeklilik sonrası üretimi kitaplarla sınırlı kalmadı. Bu kez eline fırçayı aldı ve balıkları resmetmeye başladı.
PALETLER SINIF ATLADI, MANTARLAR BALIĞA DÖNÜŞTÜ…
Arat’ın sanat anlayışını farklılaş
tıran ise kullandığı malzemeler. Marketlerden ve iş yerlerinden topladığı, normalde yük taşımak için kullanılan ahşap paletleri söküp yeniden bir araya getirerek tuval olarak kullanan Arat, ortaya çıkan tahta takozların üzerine balıklar yerleştiriyor.
Kendi ifadesiyle, yanıp yok olmaktan kurtardığı paletler “sınıf atlıyor”.
Rakı şişeleri de Arat’ın sanatında başka bir hayata kavuşuyor. Şairlerden aldığı ilhamla şişelerin üzerine balık resimleri yerleştiren sanatçı, şarap şişelerinin mantarlarını, kurşun kalemleri ve tuvalet kâğıtlarının karton rulolarını da sanat malzemesine dönüştürüyor.
Arat, sergi konuşmasında bu süreci esprili bir dille anlatırken, “Şarap şişesi mantarlarından balıklar yaptım, hayatları mantar olmaktan kurtuldu. Kurşun kalemlerden balık yaptım, yazarın balığı oldular” dedi.
Tuvalet kâğıdı rulolarından yaptığı çalışmalar ise sanatçının yüzeyden üç boyutlu çalışmalara geçişinin de dikkat çekici örneklerinden biri oldu.
“RESİMLERİM TUVALETTE DAHA ÇOK FARK EDİLİYOR”
Arat’ın sanat yolculuğunun en renkli anılarından biri ise Paris’te yaşayan bir arkadaşından gelen telefonla ortaya çıktı.
Arkadaşı, Çeşme tatili sırasında Urla’daki bir bağ restoranının tuvaletinde Arat’ın yaptığı balık resimlerinden birini gördüğünü söyledi. Önce kendi fotoğrafının tuvalette ne aradığını sorgulayan Arat, resmin kendisine değil, yaptığı balıklardan birine ait olduğunu öğrenince şaşkınlığını tebessüme bıraktı.
Arat’a göre sanat eserinin insanla doğrudan buluştuğu yerlerden biri de işte böyle beklenmedik mekânlar. Kendi sitesinin restoranında ve Yalikavak’taki Akkın Balıkçısı’nda balık resimleri bulunmasına rağmen bunları pek fark eden olmadığını anlatan Arat, “Tuvalette olunca resim ile baş başa kalıyorsunuz, doğrudan iletişime geçebiliyorsunuz” diyerek sanatın izleyiciyle kurduğu ilişkiye de farklı bir pencereden bakıyor.
Bu anısını Yalika’nın işletmecisi Tayfun Bey’e anlatınca, “İstersen buradaki tuvalete de bir balık resmi asalım” önerisiyle karşılaşan Arat’ın cevabı ise yine kendine özgü: “Yok artık!”
ÜÇ KITAYA YAYILAN BALIKLAR
Balık resimleri artık yalnızca Bodrum’da değil. Arat, hobi olarak başladığı bu çalışmaların bugün dünyanın farklı noktalarındaki koleksiyonlarda yer aldığını söylüyor.
Atlanta, Vancouver, Paris, Nice, Londra ve Abu Dabi’de eserleri bulunan Arat’ın yaklaşık 150 kişinin evinde balık resimleri olduğunu, 15 kadar kişinin ise çalışmalarının koleksiyonunu yaptığını ifade etmesi, yıllar içinde bu hobinin nasıl ciddi bir sanat pratiğine dönüştüğünü gösteriyor.
Peki neden hep balık?
Arat’ın yanıtı yine Bodrum’dan geliyor. Eşiyle birlikte 35 yıldır yaz tatillerini Bodrum’da geçirdiklerini, emekliliğin ardından yılın altı-yedi ayını Bodrum’da yaşamaya başladıklarını anlatan Arat, “Bodrum deyince akla deniz, balık ve rakı geliyor. Ben deniz resmi yapacak kadar usta değilim, rakıyı içip balık resmi yapmayı tercih ediyorum” sözleriyle konuklarını güldürdü.
Arat, konuşmasının bu bölümünün televizyonda yayınlanması halinde söylemesi gereken klasik cümleyi de es geçmedi: “Alkol sağlığa zararlıdır.”
Ardından yaptığı espri ise serginin ruhuna uygun biçimde politik bir dokunuş taşıyordu: “Yalika’ya sorun çıkmasın, kayyum filan atanmasın, bu sanat etkinliklerinden mahrum kalmayalım.”
“Geri dönüşüm değil, ileri dönüşüm”
Arat’ın çalışmalarının merkezinde ise “ileri dönüşüm” kavramı bulunuyor. Serginin duyurusunu hazırlayan Gaye Hanım sayesinde bu kavramla tanıştığını anlatan Arat, kendisinin yıllardır yaptığı işlerin bu tanımla birebir örtüştüğünü fark ettiğini söylüyor.
Geri dönüşümde atık malzeme yeniden değerlendirilirken, ileri dönüşümde malzeme yalnızca yeniden kullanılmıyor; daha yüksek bir değer kazanıyor. Arat’ın paletleri tuvale, mantarları balığa, kalemleri sanat nesnesine, tuvalet kâğıdı rulolarını ise üç boyutlu eserlere dönüştürmesi tam da bu anlayışın karşılığını oluşturuyor.
Bir başka ifadeyle Arat, çöpe gidecek malzemelere yalnızca ikinci bir hayat vermiyor; onlara bambaşka bir kimlik kazandırıyor.
Diplomasi, tarih ve sanat aynı masada
Ender Arat’ın Yalikavak’taki “Balık Pazarı” sergisi, bu yönüyle yalnızca balık resimlerinin sergilendiği bir sanat etkinliği değil. Diplomasi yıllarında tarihsel hafızanın peşine düşen, Türkiye’ye sığınan insanların hikâyelerini araştıran Arat, emekliliğinde de üretmekten vazgeçmeyerek bu kez gündelik hayatın atıklarını sanatın malzemesine dönüştürüyor.
Üstelik bunu yalnızca tuval üzerinde değil; tavandan sarkan hareketli işler ve yerleştirmelerle üç boyutlu bir sanat alanına taşıyor.
Arat ailesinde sanatın yalnızca bir emeklilik uğraşı olmadığını da belirtmek gerekiyor. Ender Arat’ın eşi Ayşe Arat da heykel sanatçısı. Çift zaman zaman bireysel sergilerinin yanı sıra birlikte de çalışmalarını sanatseverlerle buluşturuyor.
Sırada Alman profesörlerin hikâyesi var
Ender Arat, serginin açılış konuşmasının sonunda sanatseverlere bir başka etkinliğin de duyurusunu yaptı. 12 Eylül akşamı yine Yalika’da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler’in zulmünden kaçarak Türkiye’ye sığınan Alman profesörlerin hikâyesini anlatan belgesel gösterilecek.
Gazeteci Mehmet Ali Birand ile birlikte hazırlanan belgeselin gösteriminin ardından konu üzerine bir söyleşi de gerçekleştirilecek. Arat, etkinliğe katılacaklara ise esprili bir uyarıda bulunarak, “Filmi izlerken yemeğinizi yiyip suyunuzu içebilirsiniz” dedi ve yoğun ilgi nedeniyle rezervasyonların önceden yapılmasını önerdi.
Böylece Yalikavak’ta bir sergi daha sona ererken, Ender Arat’ın balıkları yüzmeye devam ediyor. Kimi palet üzerinde, kimi bir şişe mantarında, kimi tuvalet kâğıdı rulosunda… Diplomasi masalarından sanat masasına uzanan bu hikâyede değişmeyen tek şey ise Arat’ın üretme merakı.








