Buyurun Buradan Yakın Daveti… / Bülent Korman “SOKAK” Yazıları…
Girdiğimiz Çağa Yıllarca
Bir Ad Yakıştıranlara
Buyurun Buradan Yakın Daveti
Yıllar boyunca aynı yöntem uygulandı: Tek bir propaganda merkezi kurmak yerine çok sayıda ‘küçük anlatı (narrasyon) üreticisi’ oluşturuldu.
Bloglar, zoomlar, toplantılar, paneller, PowerPoint sunumlar, linkler, o yollarla artırılan takipçiler, kurulan ve yayılan ağlar…
Herbiri, kendi sesini taşıyor gibi görünse de ‘aynı ana fikri’ farklı tonlarla tekrar ediyordu.
Tekno kapitalizm fena bastırıyordu.
Sıkışmış Neoliberalizme -üzeri örtülmüş- bir yeni devam söylemi aranıyordu.
Zamanla bazı kavramlar dolaşıma sokuldu:
“Kriz kaçınılmazdı, eski düzen çökmeliydi, kaos gerçekliği gerekliydi. Büyük dönüşümler ancak sarsıntılarla gelirdi” …
Bunlar kesmedi.
Yeni döneme ‘dönüşümcü’, ‘devrimli’ bir Çağ Adı için bir yarış başladı.
Söylenmeyen kısım şuydu:
Sistem batıyordu.
Böylece bir atmosfer oluşturuldu.
Belirsizlik normalleşti.
Kriz sıradanlaştı.
Kaos ise neredeyse kaçınılmaz bir geçiş evresi gibi anlatıldı.
Bu ‘anlatıları’ yıllarca kitlelere ‘taşıyanlar’ın bir kısmı (çoğu sosyal medya yoluyla), kendilerine yakışır gördükleri daha şık işlev tanımlarıyla, ama sonuç itibariyle bir nevi influencer üniforması giydiler:
Kendi çağlarının zihinsel zeminini kendileri kuruyorlardı.
Sistemin mecrası sosyal medyaya toz kondurmayanlar onlardı.
Değerlerler birer birer berhava oluyordu, varsın olsundu; yapay zekâ değerler yerine ne değer/lendirmeler getirecekti.
Bunları hatırlıyoruz.
Ama onlar unutmuş olabilirler.
İnsanlık gerçekten sarsıldığında, savaşlar ve ekonomik kırılmalar birbirini izlediğinde, garip bir sessizliğe çekilmiş görünenler, herkesten önce, heyecanla çağa yakışıklı bir ad arayanlar oldu.
Ve burada ironinin tuhaf yüzü belirdi:
Teknolojiyi abartılı konumlamalarla, gösterişli anlatılarla en öne itekleyenler onlardı…
Onların da teşvike layık bulduklarıyla oluşturulanlar sayesinde insanlar, “şaşmaz füzeler”, “ölümcül dronlar”, “uzaktan bir av gibi vurulan siyasetçiler” ile tanıştı.
Ve elbette, o görüntülerin ardındakiler, yani hiçbir değeri tanımayan ama epey süredir dikkatle yetiştirilmiş istihbarat elemanları, operasyon merkezleri, insanlara kurulan ahlâk bilmez tuzaklar…
Bunlar da gökten zembille inmemişlerdi.
İnsanlığa övünçle müjdelenen “ilerlemenin”(!) şimdi hakkında hiçbir ses seda çıkarılmayan başka tezahürleriydi.
Ama sanki hem onlar hem de bunlar aynı kökten yetişen dallar değildi.
Sanki kötülük istenmeyen bir ot gibi kendiliğinden bitmişti.
Kötülük başka bir zihniyetle oluşmuş gibi, pembe beklentilere ara verildi. Söylemler ve ilgiler kimsenin itiraz etmeyeceği steril konulara yöneltildi.
Ama sonunda, dünyanın gittiği yer görüldüğünde,
yani ilkokul çocukları topluca öldürüldüğünde,
kadim kentler yerle bir olduğunda,
ham petrol tankları halkların üzerinde zehir bulutuna dönsün vahşetiyle bombalandığında,
bir vakitler çok duyulan iyimser sesler bir anda sessizliğe büründü.
Birden, teknolojiyi abartan, algoritmalarla her kişiyi şaşırtanlar onlar değilmiş gibi bir tereddüt, bir ümit ürkekliği belirdi.
Ama o ölümcül füzeler ve insanlara yaşatılan bütün trajediler hiç umulmazken kendi kendine ortaya çıkmış gibi yapılamadı.
Hiroşima mı hatırlanmıştı?
Esasında ortaya çıkan, çağa isim yakıştıranların ağzıyla söylenecek olunursa, “Çağın En Düşündürücü Gerçeği” idi.
“Girilen Çağ”ı en yüksek perdeden okuyup yazanlar, o girilen büyük bir karmaşa olduğunda, bırakın iki lâf etmeyi, bu kez en suskun olmayı seçenlerdi.
“Bilim-severlik” laboratuvarlarında kahraman gibi dolaşan bazı anlatı taşıyıcıları, bugün, bilinmezlikler içinde uykusu kaçan hepimiz gibi, kendi kurdukları çağın tehditleriyle ile baş-başa.
Bir zamanlar kaos’u meşrulaştıran, parlak anlatıları yaygınlaştıranlar, şimdi füze sesleri karşısında kaybolmuş durumdalar.
13 Mart Dünya Uyku Günü’ymüş
Bir uzman “modern çağın bir uyku çıkmazı söz konusu” olduğu belirtmiş.
Toplumun yüzde 93’ü iyi uyuyamıyormuş.
Çok tekrarlanan “bütünsel bakışla” dünya artık böyle bir yer.
Başka gezegenlere göç etmeyi düşünen başaktörler bile hazırlıkların henüz bitiremedi.
Belki de bütün bu olup bitenlerin içinde eski bir hakikat yeniden kendini hatırlatıyordur:
Onun adı asırlardır aynı, Denge, yenisini aramamıza gerek yok.
Kapitalizm, teknoloji hegemonyası ve parlak anlatılarla, onu gözetmeden düzenler kurmakta inadını sürdürebilir.
Ama insanlığın söz hakkı olmadığı büyük projelerde bile, son sözü er geç halklar söyler.
Denge geri dönüşünü
mutlaka hazırlıyordur.
Bülent Korman
Mart 2026







