BODRUM İÇİN YAZIYORUM / Bahattin Yücel
İlk geldiğim günü anımsıyorum. Gezi nedeniyle değildi, öğrenciydim. Bir turizm şirketinde çalışmaya başlamıştım. Bir kiralık otomobili teslim etmek ya da geri almak için, İzmir’den sonra Söke üzerinden Bafa Gölü kıyılarını dolaşan, dar ve virajlı yolları aşarak, Bodrum’a ulaşmak hayli zamanımı almıştı.
Yıl 1972 olmalı.
Mavi Sürgün ’ü Bodrum’da yaşamak zorunda kalan, Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın ünlü dizelerini hatırlamaya çalışıyordum.
“Yokuşbaşı’ na gelince
Bodrum’u göreceksin,
Sanma ki, sen
Geldiğin gibi gideceksin,
Senden de öncekiler
Senin gibi geldiler,
Ama hep burada kaldılar…”
Balıkçı’nın hakkını teslim etmem için aradan yarım yüzyıl geçeceğini bilemezdim.
Bodrum yıllarca deniz turizminin, özgün tekne yapımcılığının ve kişisel özgürlüklerinden taviz vermeyen insanların yaşadıkları, çekim merkezi özelliğini korudu.
Özgün mutfağı, yiyecek ve içecek kültürü ile sanatçıların ve aydınların ilgilerini çekmeye devam etti. Bodrumlular, yıllar içinde artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla başlayan yapılaşmanın, üzerinde yaşadıkları hazineyi her geçen gün toprağa gömdüğünü, uzun süre fark etmediler.
Artık ilçenin gündeminde turizm vardı.
Kıyı boyunca açılan yollar ve Milas ile ortak adlandırılan havaalanının, Bodrum’u bir uluslararası tatil kasabasına dönüştüreceği beklentileri, yap-sat sektörünün yoğun ilgisine yol açtı.
Yakın çevre ulaşımı bu süreçte denizden, karayoluna kaydı. Peş peşe açılan lokanta ve barlar, Bodrum’ un geçmişte simgeleşmiş kuruluşlarını zorlamaya başladı. Tepelerdeki arazilere yapılaşma izinleri verildi.
Alt yapı yatırımları gerçekleşmeden yükselen, geçmişin izlerini silmeye söz vermişçesine yükselen yapılar, Bodrum’da yaşamayı zorlaştırmayı sürdürüyor. Özellikle iktidar ile muhalefet arasında süren yetki savaşı, yapılaşma yoluyla bir tarihi beldenin kimliğini nasıl kaybettiğine ilişkin ipuçlarını gösteriyor.
“Mozolenin” Londra’da sergilenmesine karşı çıkanlar, Bodrum’un kimliğinin yok edilmesi karşısında sessizliklerini inatla koruyorlar.
Basit otopark sorununa ilgisizlik, yaya kaldırımlarında cirit atan motosikletliler karşısında suskun, alt yapı eksikliğine çaresiz, su sorununu çözmek için yağmuru beklemek dışında alternatif bırakmıyor.
Ana arterde deniz ile kara arasında büyük teknelerin bağlandığı kıyıların, tam ortasında feribot iskelesi ve plastik oyuncaklı çocuk bahçeleri ile Bodrum’un “iki bin yıl” öncesinden daha gelişmiş olduğunu söylemek zor.
Kentin merkezinde hala denize girilebilecek yerlerde kıyının, son yılların modası kafelerin oturma grupları ile işgali ve taklit saat satmak Bodrum’a ne kazandıracak?
Hep birlikte göreceğiz…






