Türkiye’de Yerel Siyaset Yeniden Şekilleniyor
Gazetecilik Masada Değil, Sahada Yazılır…
Gazetecilik bir basın bültenini yayımlamak mıdır? Ya da bir açıklamayı olduğu gibi haberleştirmek midir? Elbette bu da haberciliğin içinde vardır ama gerçek gazetecilik olayın içine girmeyi gerektirir. İşte BirGün muhabiri Ebru Çelik’in “figüran” haberi tam da bu nedenle Türkiye’de günlerce konuşuldu.
Çünkü bu haber, masa başında yazılmış bir iddia değildi. Muhabir, bir cast ajansına başvurarak, organizasyonun içine giriyor. Katılımcı olarak gözlem yaptı ve gördüklerini haberleştirdi. Haberin ardından hem siyasi tartışmalar hem de hukuki süreçler başladı.
Gazetecilik literatüründe buna “gizli kimlikle araştırmacı gazetecilik” ya da “katılımcı gözlem” deniyor. Dünyanın en ses getiren araştırmalarının önemli bir bölümü, gazetecilerin olayın içine girerek yaptığı çalışmalardan doğmuştur.
Elbette burada en önemli ölçü şudur:
Gazetecinin amacı kamu yararı ve gerçeği ortaya çıkarmak olmalıdır. Çünkü gazetecilik, bir partiyi, bir kurumu ya da bir kişiyi memnun etme mesleği değildir. Gazetecilik, kamuoyunun bilgi edinme hakkına hizmet eden bir meslektir.
Bir haber yayımlandığında elbette eleştirilebilir. Yanlış olduğu düşünülüyorsa belgelerle yalanlanabilir. Hatta hukuk da devreye girebilir. Ama haberin değeri, yarattığı siyasi rahatsızlıkla değil; kullandığı yöntem, dayandığı kanıtlar ve doğrulanabilirliğiyle ölçülür.
Ebru Çelik’in haberi üzerine başlayan tartışmalar, soruşturmalar ve karşılıklı açıklamalar, aslında haberin Türkiye gündeminde nasıl büyük bir etki yarattığını da gösterdi. Bir gazetecinin başarısı aldığı ödüllerle ya da övgülerle değil, özgürce sorduğu sorularla ölçülür.
Gazetecilik kimsenin görmek istemediği ayrıntıyı görebilmektir. Çünkü gazeteci, kalabalığın baktığı yere bakmaz, kalabalığın görmediği yere de bakar. İşte araştırmacı gazetecilik de tam olarak budur.
BirGün muhabiri Ebru Çelik seninle gurur duydum, gıpta ile okudum haberlerini. Uğur Mumcu’da gülümseyerek seni izliyor.
Hissediyorum…
Herodotun Memleketi, Halikarnas Balıkçısı’nın Cenneti, Kedilerin ve Köpeklrin biile arkadaş olduğu, Dünyanın en güzel yeri Bodrum’dan Merhaba…
İşte 32 kısım tekmili birden Fatih Bozoğlu ile Sokağın sesi başlıyor…
İhale Belediyeciliği mi Üreten Belediyecilik mi? Türkiye’de Yerel Siyaset Yeniden Şekilleniyor…
Bu gün Sokağın Sesi’nde geleceğe kayıt düşmek adına bazı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu rakamlar 31 Mart Yerel seçimlerinden bu güne kadar olan ibret veren bir değişimin fotoğrafıdır. Biraz uzaktan baktığınızda fotoğrafın tamamını daha net göreceksiniz ve çok daha sağlıklı yorumlayacaksınız diye düşünmekteyim.
Ekrem İmamoğlu’nun siyasette öne çıkmasıyla başlayan ve özellikle tırnak içinde söylüyorum; yaşanana olaylara “rant” üzerinden devam eden savaşların bir sonucu olarak baktığımızda, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı ve at izinin it izine karıştığını da net olarak görmekteyiz.
- CHP, AK Parti ya da diğer partilerin tavırları gerçek mi yoksa bir oyun mu?
- CHP gerçekten sosyal demokrat mı, yoksa birilerinin figüranı mı?
- Kim nerede ve hangi nedenle o görevde?
- Sadece Bodrum Belediye Meclis Üyelerinin belirlenmesi süreci doğrultusunda soruyorum; Örneğin Nadir Ataman ve Asuman Gülsoy kim tarafından ve neden Bodrum Belediye Meclis üyeliğine konulmuştur?
- Adaylık sürecinde iddia edilen pazarlıklar ve havada uçuşan dolarlar, Eurolar gerçek mi? Yoksa birileri tarafından algı mı yaratılıyor?
Ve daha birçok soru aynı sizin de aklınıza geldiği gibi benim de aklıma geliyor. Deli deli sorular var aklımda bir bölümünü paylaşayım mı?
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Menteşe Belediye Başkanı Gonca Aras, Fethiye Belediye Başkanı Alim Karaca, Marmaris Beldiye Başkanı Acar Ünlü ve Bodrum belediye Başkanı Tamer Mandalinci neden CHP’den istifa etmiyorlar da Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz ile Yatağan Belediye Başkanı Mesut Günay gözyaşları içinde hıçkıra hıçkıra CHP’den ayırılıp Yeni Parti’ye geçiyorlar? Muğla’nın 25 yılına damgasını vuran Osman Gürün ekibi ile birlikte neden CHP’den istifa etti ve Yeni parti saflarına katıldı? Buradaki hedefi nedir? Muğla siyasetini yeniden dizayn mı edecek yoksa?
Muğla siyaseti siyasetçiler tarafından mı yoksa yerel yöneticiler tarafından mı dizayn edilecek? Bu ülkenin tamamında da mı böyle olacak?
Belediyelere sürekli olarak operasyon yapılması, Ekrem İmamoğlu’nun kazanılan tüm belediyeleri dizayn ederek bir güç örgütü kurma iddiası mıdır?
Ekrem İmamoğlu oyundan çıkarsa CHP ya da Yeni Parti Belediyelerinin lideri kim olacak? Özgür Özel mi, Mansur Yavaş mı? Ya da kim?
Sizin bir yanıtınız var mı? Var ise yorumlara yazın lütfen…
Şimdi kısaca biraz rakamlar üzerinde dans edelim.
Ne dersiniz?
Güzel ve yalnız ülkemde 30 Büyükşehir Belediyesi, 51 il belediyesi, 922 ilçe belediyesi ki bunların 519’u Büyükşehir belediyelerine bağlı, 403 ilçe ise diğer illere bağlı belediyeler. 403’de belde belediyesi var. Bu veriler Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığından aldığım bilgilere dayanıyor.
Peki bunları partilere göre dağılımı ne durumda?
Türkiye genelinde belediyelerin partilere göre dağılımında CHP ve AK Parti en yüksek belediye sayılarına sahip iki parti.
31 Mart 2024 yerel seçim sonuçlarına göre (ve sonrasındaki kayyım atamaları ile parti geçişleri hariç ham YSK verileri doğrultusunda) büyükşehir, il, ilçe ve belde belediyelerinin siyasi partilere göre dağılımı şu şekildeydi;
Önce Büyükşehir ve İl Belediyeleri Dağılımına bir bakalım.
CHP 81 ilde; 35 İl Belediyesini yönetmek üzere seçildi. Bunların 14’ü Büyükşehir, 21’i de İl belediyesi…
AK Parti 81 İlde: 24 İl belediyesini kazanmıştı. Bunlardan 12’si Büyükşehir, 12si de İl belediyesi.
DEM Parti 81 İlde: 10 İl belediyesini kazanmıştı vebunlardan da 3’ü Büyükşehir, 7’si de İl belediyesi.
MHP 81 İlde 8 İl belediyesi kazanırken, Yeniden Refah Partisi 1 Büyükşehir ve 1 İl belediyesi, İYİ Parti ve Büyük Birlik Partisi de sadece bir İl belediyesi kazanmışlardı.
Peki 922 İlçede Belediye Başkanlıklarını hangi partiler kazanmıştı?
AK Parti: 356, CHP 337, MHP 122, DEM Parti 65, Yeniden Refah Partisi 39, İYİ Parti 24, Büyük Birlik Partisi 14 İlçe ve diğer / bağımsızlar da 65 İlçe Beledişyesi kazanmışlardı.
Son olarak 403 Belde Belediyesinin Dağılımına bir bakalım. Durum nedir?
AK Parti: 169, MHP: 98, CHP: 61, Yeniden Refah Partisi: 24, DEM Parti: 10, İYİ Parti: 7, Büyük Birlik Partisi 5, Diğer / Bağımsız 29 belde Belediye Başkanlığı kazanmış.
Yerel seçimlerden bu yana muhalefet veya bağımsız listelerden seçilip AK Parti’ye katılan toplam belediye başkanı sayısı kaç tanedir sizce?
Bir tahminde bulunun…
En çok ses getireni bildiğiniz üzere “Topuklu Efe” namı ile bilinen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’ydu. Bir diğeri de Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal.
44’ü ilçe ve 33’ü de belde belediye başkanı olmak üzere toplam 79 belediye başkanı AK Parti’ye katıldı.
Tam tamına 79 belediye başkanı…
AK Parti’ye katılan başkanların seçildikleri partilere göre dağılımı ise şu şekilde; Yeniden Refah Partisi’nden 33, Cumhuriyet Halk Partisi’nden 25, İYİ Parti’den 8, Bağımsızlardan 8, DEVA Partisi’nden 2, Demokrat Parti’den 2, Saadet Partisi’nden de bir başkan AK Partiye katıldı.
Tam tamına 79 belediye başkanı…
Elbette son bir ay içinde köprülerin altından çok sular aktı ve Özgür Özel liderliğinde CHP’den ayrılan grubun kurduğu Yeni Parti, yerel yönetimlerde en büyük kitlesel geçişe sahne oldu. Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın açıklamalarına göre, kuruluş süreciyle birlikte 200’ün üzerinde belediye başkanı CHP’den istifa ederek resmen veya fiilen Yeni Parti saflarına katılım sürecine girdi.
Bu arada özel bir durum var ki bundan da bahsetmeden geçmeyeceğim;
Seçimleri Yeniden Refah Partisi çatısı altında kazanan Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar başta olmak üzere, bazı ilçe ve belde başkanları partilerinden istifa ederek görevlerine bağımsız olarak devam etme kararı aldı.
Bu oldukça dikkat çeken ve üzerinde derinlemesine bir analiz yapılması gereken bir durum olduğunu düşünmekteyim.
Ve yine özellikle üzerine basarak dikkatinizi çekmek isterim ki; Burada verdiğim rakamlara, haklarında hukuki süreç yürütülerek yerlerine İçişleri Bakanlığı tarafından doğrudan vali/kayyım atanan belediyeler dâhil edilmedi. (Mesela Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan) Zira her gün yeni bir belediyeye operasyon düzenleniyor ve başkanları ile ekibi tutuklanarak cezaevine konuluyor. Bu programı hazırlarken İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan ile Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş tutuklanarak cezaevine konulmuştu. Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçiler de hala gözaltında ifade veriyordu.
Birçoğumuzun gözünden kaçan ve hatta hiç önemsemediği bir noktaya daha dikkat çekmek isterim. 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi bir ilçe belediyesi, SOL Parti ise bir ilçe ve bir de belde belediyesi kazanmıştı.
24 Mart 2024 yerel seçimlerinde Hatay’ın Samandağ ilçesinde %47,06 oy oranıyla seçimi kazanan diş hekimi Emrah Karaçay, Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) seçimlerde belediye başkanlığı kazanan tek adayı oldu.
SOL Parti (eski adıyla ÖDP) ise Tunceli’nin Hozat ilçesi ile Aksaray’ın Saratlı beldesinde belediye başkanlıklarını kazanarak toplam iki belediyede seçim zaferi elde etti.
İddia ediyorum sosyalist görüşe sahip birçok yurttaşımızın bile haberi yok değil mi bu durumdan.
Burada rakamlardan biraz uzaklaşarak aslında yerel yöneticilik ya da belediye başkanlığı nasıl olmalı diyerek bir parantez açacağım da önce sokaktv youtube da minik bir röportajı da ısrarla izlemenizi tavsiye ediyorum.
Sol Sosyalist Belediyecilik: Üç Belediye, Bir Yerel Yönetim Anlayışı…
Türkiye’de belediyecilik denildiğinde akla çoğu zaman asfalt, kaldırım, park ve çöp toplama hizmetleri geliyor. Oysa bazı siyasi hareketler, belediyeyi bundan çok daha fazlası olarak görüyor.
31 Mart 2024 yerel seçimlerinde sosyalist sol da kendi yerel yönetim modelini hayata geçirme fırsatı yakaladı.
Türkiye İşçi Partisi, Hatay’ın Samandağ Belediyesi’ni Emrah Karaçay ile kazandı.
SOL Parti ise Tunceli’nin Hozat Belediyesi’nde Aydın Kaya, Aksaray’ın Saratlı Belediyesi’nde ise Cuma Kaplan ile yerel yönetim sorumluluğunu üstlendi.
Peki bu belediyelerin diğerlerinden farkı ne? Aslında yanıt belediyeye nasıl baktıklarında gizli.
Çünkü sosyalist belediyecilik anlayışı, belediyeyi sadece hizmet üreten bir kurum olarak tanımlamıyor. Onlara göre belediye; halkın yönetime ortak olduğu, kararların kapalı kapılar ardında değil meydanlarda konuşulduğu, kamu kaynaklarının tırnak içinde üzerine bas basa söylüyorum “rant” için değil toplum yararı için kullanıldığı bir yaşam alanı.
Yani “ben yaptım oldu” anlayışının yerine, “birlikte karar verelim” anlayışı…
“İhale belediyeciliği” yerine, mümkün olduğunca “üreten belediye” modeli…
“Sosyal yardım” yerine, yoksulluğu azaltacak sosyal politikalar…
Ve en önemlisi;
Belediyeyi yönetenlerle belediyenin sahibi olan halk arasındaki mesafeyi ortadan kaldırma iddiası. Bu anlayışın en dikkat çekici örneği bugün Samandağ’da görülüyor.
Depremin en ağır yaralarından birini taşıyan ilçede Belediye Başkanı Emrah Karaçay, belediyenin kendi altyapı malzemelerini üreteceği tesisler kurmayı hedefliyor.
Çünkü sosyalist belediyeciliğe göre belediye, sadece para harcayan değil; gerektiğinde üreten, maliyetini düşüren ve kamu kaynaklarını koruyan bir kurum olmalı.
Hozat’ta ise Aydın Kaya, küçük bir Anadolu ilçesinde katılımcılığı ve yerel üretimi öne çıkaran bir yönetim modeli oluşturmaya çalışıyor.
Saratlı’da Cuma Kaplan ise sınırlı imkânlara sahip küçük bir beldede, sosyal belediyeciliğin günlük hayata nasıl yansıyabileceğini göstermeyi hedefliyor.
Elbette bunlar kolay işler değil. Çünkü Türkiye’de belediyelerin gelir kaynakları sınırlı. Merkezi idareyle ilişkiler, ekonomik kriz, artan maliyetler ve bürokratik engeller, hangi partiden olursa olsun her belediyenin karşılaştığı ortak sorunlar.
İşte tam da bu yüzden…
Samandağ, Hozat ve Saratlı yalnızca üç belediye değil. Aynı zamanda bir fikrin sınandığı üç laboratuvar.
- Acaba katılımcı demokrasi gerçekten uygulanabilir mi?
- Kamucu belediyecilik, sınırlı bütçelerle başarılı olabilir mi?
- Üreten belediye modeli sürdürülebilir mi?
Elbette bu soruların cevabını bugünden vermek mümkün değil.
Ancak önümüzdeki beş yılın sonunda yalnızca üç belediyenin performansını değil, Türkiye’de sosyalist belediyecilik anlayışının ne kadar uygulanabilir olduğunu da daha net göreceğiz. Gerçi 1978’de Fatsa’da Fikri Sönmez namı diğer Terzi Fikri sol-sosyalist belediyeciliğin nasıl yapılabileceğini net olarak göstermiş, uygulamış ve başarmıştı. Hala o anlayışın tohumları güzel ve yalnız ülkemin bir yerlerinde filizlenmeyi bekliyor diye düşünüyorum. İnancımdan bir gram bile eksilmeden üstelik.
Unutmamalı ki belediye, yalnızca bir ilçeyi yönetmez, bir fikri yönetir.
Ve tarihte iz bırakanlar da çoğu zaman işte o fikirler olur…
Eyvallah!














