Siyasetin Dili ve Tarzı Çok Kirlendi…
Cabbar yalnızca yoksul bir faytoncu değildi…
O, alın teriyle yaşamaya çalışan ama düzenin çarkları arasında ezilen insanların hikâyesiydi.
Yılmaz Güney’in Umut filmindeki Faytoncu Cabbar’ın elinden önce ekmeği alındı… Sonra emeği… Sonra da umudu…
Atının nal sesleri, aslında bir hayat mücadelesinin sesiydi. Ama bir gün motor sesleri o nal seslerini bastırdı. Cabbar’ın ekmeği küçüldü, çaresizliği büyüdü. Önce piyango biletiyle kurtuluş aradı, sonra toprağın altındaki hayallere tutundu.
Ve belki de en acısı şuydu;
Yılmaz Güney’in Umut filmindeki Faytoncu Cabbar, yoksulluk bile elinden alınınca aklını yitirdi. Çünkü bazen insanı delirten açlık değil; elinden alınan son umuttur.
Cabbar delirmedi aslında…
Bir düzen, onun aklını yavaş yavaş elinden aldı.
Belki de bu yüzden Cabbar hâlâ yaşıyor…
Bir pazarcının borç defterinde…
Bir çiftçinin kuruyan toprağında…
Bir emeklinin eksilen maaşında…
Ve hâlâ “yarın daha iyi olur mu?” diye gökyüzüne bakan insanların gözlerinde…
Herodotun memleketi, Halikarnas Balıkçısının cenneti, Kedilerin ve köpeklerin bile arkadaş olduğu, Dünyanın en güzel yeri Bodrum’dan Merhaba…
İşte 32 kısım tekmili birden Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi 46.Bölüm…
xxxxx
Ne demiştik “Türkiye’de YARGIÇLAR var…”
Havası, suyu, doğası, zeytini, toprağı için mücadele eden Esra Işık kelepçelerinden kurtuldu. Öncelikle bu acıya karşı dik duruşundan ödün vermeyen ve mücadelesini sürdüren anneciği Nejla Işık ve dağ gibi ailesinin yanında duran babacığı Ali İhsan Işık’ı kutluyorum.
Bu dik duruşları ile topluma örnek oldular.
Sadece ailesini değil, İkizköylüleri de kutluyorum elbette. Haklarını aramaktan ve mücadelelerinden vazgeçmeden Esra’nın yanında dimdik durdular. Sakin ve ılımlı bir şekilde Esralarına sahip çıktılar. Hukuki süreci izlediler ve Türkiye’de yargıçların olduğuna inandılar ve Türkiye Cumhuriyetinin bir Hukuk devleti olduğunu akıllarından hiçbir zaman çıkartmadılar. En çok da hukuka güvendiler ve bu ülkede vicdanlı yargıçların olduğuna inandılar.
Esrayı savunan ve suçsuz olduğunu ve başarılı bir şekilde hukuki süreci yürüten avukatlarını da kutluyorum. Hukuki süreci çok başarılı yürüttüler. Bir de biz gazetecileri an be an bilgilendirdiler…
Bu zorlu süreçte ekonomik ve siyasal baskılara boyun eğmeden Akbelen İkizköy mücadelesini ve Esra’nın suçsuzluğuna inanarak sürekli yazılı ve görsel haberler yaparak, köşe yazıları yazarak yurttaşları bilgilendiren biz özgür ve bağımsız gazetecileri de kutluyorum.
İyi bir iş çıkardık diye düşünüyorum…
ma en çok da doğası, havası, suyu, toprağı, zeytini için mücadele eden Esra ve köylülerin yanında yer alan yurttaşlarımızı kutluyorum. Sadece resimlerden ya da videolardan gördükleri havası, suyu, doğası, zeytini, toprağı için mücadele eden cevval köylü kızımız Esra Işık’ın hem tutuklanmasına karşı duran, sadece sosyal medyadan bile olsa tavrını koyan ve tarafını belli eden yurttaşlar öyle bir ses verdiler ki hukuk ve vicdan harekete geçti. Böylelikle halk hareketinin ne kadar güçlü ve etkili olduğu bir kez daha onaylanmış oldu. Halka rağmen, halkın desteği olmadan hiçbir şey yapılamayacağı da anlaşılmış oldu…
Elbette Esra’nın dediği gibi bu mücadele devam edecek. Elbette hepimiz Esra, Nejla ve köylüler ile birlikte havamıza, suyumuza, toprağımıza, doğamıza sahip çıkmaya, talana ve vahşi kapitalizme karşı durmaya devam edeceğiz. Bu haklı mücadelenin sonunda başarılı olacağımıza inancımız tamdır…
Geçmiş olsun Esra Işık, hoş geldin köyüne ve haklı mücadelene. Bizlere çok iyi bir örnek oldun. Haklı olduğunda mücadele etmemiz gerektiğini, vazgeçmemeyi ve en önemlisi de umudu yitirmemeyi mücadele eder ve vazgeçmezsen kazanılabildiğini gösterdin. En karanlık anda bile bir umudun hep var olduğunu öğrettin…
Varol emi…
xxxxx
Her sezon öncesi yaygın basında çıkan saçma sapan lahmacun fiyatları ve Bodrum pahalı algısı yaratmaya yönelik haberlerden gına geldi ve artık kabak tadı verdi.
Bir durun artık! Yetti gari!
Haber şu;
Bodrum’da ünlü bir işletme, lahmacun için 30 Euro, hamburger içinse 42 Euro fiyat belirledi…
İyi halt etti…
Birincisi;
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararı doğrultusunda işletmelerin döviz endeksli satış yapması yasal değil.
İkincisi de;
32 Sayılı karara 2018 yılında eklenen madde ile “Türkiye’de yerleşik kişilerin, Bakanlıkça belirlenen haller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dâhil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamaz…” Restoran ve kafeler, yemek hizmeti kapsamında bir “hizmet sözleşmesi” niteliğinde olması nedeniyle menü fiyatlarının doğrudan Euro veya Dolar olarak belirlenmesi mevzuata aykırı olarak kanunda yer alıyor.
Yasanın bu kadar açık olmasına karşın bu sözde ünlü işletme üş kuruş fazladan kazanmak için Türkiye Cumhuriyeti yasalarına açıkça meydan okumakla kalmıyor, Bodrum imajına da büyük zarar veriyor. Bu sorun sadece yetkili makamların ve Belediyenin ceza kesmesi ile çözülemez. Bu sorunun kökünden çözülebilmesi için Bodrum’a tatile gelen misafirlerimizin de uyanık olması ve bu tür işletmeleri tercih etmemesi gerekiyor.
Xxxxx
“Adı Uluslararası Bodrum Uçurtma Festivali ama aslında bu festival yalnızlaşan dünyaya karşı kurulmuş bir sevgi direnişi…” diye tanımlıyor değerli meslektaşım Serdar Karlıova…
Gökyüzüne Karşı Kurulmuş Bir Sevgi Cephesi Uluslararası Bodrum Uçurtma Festivali tam 21 yıldır Miyase Karlıova öncülüğünde sürdürülen Bu organizasyon aileyi, çocuğu, engelli bireyleri, paylaşmayı ve birlikte yaşam kültürünü ayakta tutmaya çalışıyor.
Bodrum Uçurtma Festivali’nin neden bu kadar değerli olduğunu TÜİK rakamları zaten bağıra bağıra anlatıyor.
Neymiş söz konusu TUİK rakamları?
Muğla’da artık her dört haneden biri tek kişilikmiş. Toplam 391 bin hanenin, 102 binden fazlasında insanlar yalnız yaşıyormuş.
Yani Serdar Karlıova’nın cümleleri ile özetlersek;
“Bir sandalye boş. Bir tabak eksik. Bir sofrada tek çatal sesi var…”
Daha da çarpıcısı ne biliyor musunuz?
2008 yılında Muğla’da ortalama hane halkı büyüklüğü 3,20, bugün ise bu oran 2,70’e düşmüş. Yani aynı evin içindeki insanlar azalıyor. Kalabalık aileler küçülüyor.
İşte hem dünya, hem de güzel ve yalnız ülkem tekilleşirken Uluslararası Bodrum Uçurtma Festivali “biz” olmayı savunuyor.
Bir şeyin daha altını çizerek söylemeliyim ki; “BU FESTİVAL TİCARİ DEĞİL, VİCDANİ…” İşte o nedenle Bodrumlular sahiplendi ve bu festival 21 yıldan bu yana sürmekte.
Bugün Bodrum’da birçok festival ve etkinlik sponsor afişleriyle anılıyor. Yani bir çoğu aslında ticari bir faaliyet. VIP alanlar, özel localar, gösterişli sahneler, yüksek bilet fiyatları…
Ama Bodrum Uçurtma Festivali bütün bu festival ve etkinliklerin dışında bir yerde duruyor. Burada insanın değeri cebindeki parasıyla ya da sponsorlarla ölçülmüyor.
Burada herkes aynı gökyüzüne bakıyor.
İşte bu yüzden bu festival “Ticari Değil, Vicdani…”
Burada marka değil, duygu büyüyor. Bodrum’da bu kadar büyük katılımlı, bu kadar uzun ömürlü ve tamamen halk sahiplenmesiyle ayakta kalan başka bir organizasyon yok.
Tam 21 yıl kolay değil. Hele ki ticari olmayan bir organizasyonu 21 yıl yaşatmak hiç kolay değil. Bu yüzden artık bu festivale sadece organizasyon gözüyle bakmak büyük hata olur.
Son sözüm şudur; Uluslararası Bodrum Uçurtma Festivali “biz” olmak için farkındalık yaratmakta ve bu festival Bodrum için sosyal bir ihtiyaçtır…
Bu böyle biline…
xxxxx
Gelelim geçen haftanın en çirkin olayına.
Gizem Özcan’dan ‘İftiralara’ Sert Tepki:
Tutuklu Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın ek ifadesinde CHP Muğla Milletvekili Gizem Özcan ilgili de iddialarda bulundu. Ancak bu iddialara karşı tepkiler çığ gibi büyüyor. Savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu açıklayan Özcan, “Hiç kimse bir kadının haysiyetine saldırmanın cezasız kalacağını sanmasın. Hodri Meydan!” dedi.
Özcan, kadınlara yönelik ithamların cezasız kalmaması gerektiğini vurgulayarak, üzerine atılan iddialara sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu cümlelerle tepki gösterdi:
“Kimse bizim onurlu yaşamımızı, pespayeliklerinin bir parçası yapamaz. Bugünkü iftira serisinde benim de adımı geçirmeye çalışmışlar. Savcılığa suç duyurusunda bulunuyorum. Kadın arkadaşlarıma atılan dünkü iftirayı da kendime yapılmış saydım, yarın bu iğrençlikler kime yönelirse kendimi o arkadaşımın yerine koyarım. Belli ki kumpasçıların başlarını döndüren siyasi hırslarla ayaklar altına alamayacakları hiçbir değerleri kalmamış!
Alçakça bir yalanı bile kurgulayabilme zekâsından yoksun kumpasçılar, bahsi geçen dönemde Parti Meclisi üyesi değildim. Bahsi geçen ilde o tarihte hiç bulunmadım.
O dönemde ismi geçen kadın arkadaşımızla tanışık bile değildik. Kaldı ki söz konusu tarih ilk evladım oğlumun yenidünyaya geldiği ve onu büyüttüğüm süreç olması nedeniyle Partimizde aktif görev almadığım bir döneme denk gelmektedir. Anlatılan senaryonun tamamı yalandır.
Bu nasıl bir sınırsız kötülük anlaşılır gibi değil.
Köşeye sıkışmışlığın rezilliği bu kadar tetikleyebileceğini hayal bile edemezdim. Bunu sadece bugün benim adımın geçtiği olayla ilgili değil son dönemde yaşadığımız tüm iğrenç yaftalamalarla ilgili söylüyorum.
Bu günler geçecek ve namusluların namussuzlardan çok daha güçlü olduğunu herkes görecek.
Hiç kimse bir kadının haysiyetine saldırmayı cezasız sanmasın. Hodri meydan !”
İşte sadece kendisi için değil, yol arkadaşlarına atılan iftiralar için de tepki gösterebilen bir kadın efedir Gizem Özcan. Hani eylemlerde sık sık “Susma sustukça sıra sana gelecek” sloganı vardır ya, işte bu sloganın sadece bir bağırtı olmadığını, samimi ve içselleştirilmiş bir anlamı olduğunu da herkese göstermiş oldu…
Varolsun…
Xxxxx
Gerçekten son dönemde SİYASETİN DİLİ VE TARZI ÇOK KİRLENDİ. Parti gözetmeksizin karşılıklı olarak iftiralar, suçlamalar, küfürler, hakaretler, itibarsızlaştırmalar gırla gidiyor. Yazık oluyor güzel ve yalnız ülkeme ve geleceğine…
Dedim ya CHP ya da AK Parti, ya da diğer partiler fark etmiyor. Hem ülkemin her sathında, hem de Muğla ve Bodrum’da birileri sürekli bir manipülasyon peşinde. Birileri sürekli algı yönetimi ile siyasi ortamı geriyor…
Bunlardan birisi de AK Parti Bodrum İlçe Başkanı Seha Ergene’ye yönelik yapılıyor. Bodrum’da ticaret yapan ve yurtdışında yaşayan, sosyal medyada oldukça yoğun bir takipçisi olan, deneyimli ve kalemi kıvrak bir meslektaşım son dönemde sürekli olarak Seha Ergene üzerinden bir algı oluşturuyor.
Sosyal Medyada gülümseyerek okuduğum bir haber oldukça dikkatimi çekti.
Haber şu şekilde kaleme alınmış;
Seha Ergene’nin sözde “ev ziyaretleri”nden paylaştığı karelerde yine başköşede oturan, renkli babetleriyle dikkat çeken CHP’li şoförü Barış Yurt yer alıyor. Yanında da Bodrum ile hiçbir bağı olmayan İlçe Koordinatörü Nesim Polat var.
Bu durum AK Parti tabanında şaşkınlık yaratırken, teşkilat mensuplarının da ciddi şekilde rahatsız olduğu konuşuluyor.
Çünkü fotoğraflarda teşkilat yok…
Kadın kolları yok…
Gençlik kolları yok…
Partinin yıllardır emek veren neferleri yok…
Ama CHP’li olduğu bilinen isimler var!”
Elbette ben Ak Parti İlçe Başkanını Seha Ergene’nin savunucusu olmam, olamam da. Ama merak edip AK Parti Bodrum İlçe Başkanı Seha Ergene’ye sordum;
-“Seha kardeş Barış senin şoförün mü? diye.
O da şu yanıtı verdi;
-“Abi Barış Ak Parti İlçe Başkanlığı Özel Kalemidir ve saha çalışmalarımda yanımda olur, notlar alır ve görüşmelerimi planlar…” dedi.
Anladığım ve izlediğim kadarıyla AK Parti içinde bir iç hesaplaşma var. Sadece Ak Parti’de değil elbet, CHP’de de diğer partilerde de bu iç hesaplaşma ya da rekabet her daim vardır ve var olacaktır. Parti içi hesaplaşmalar ve rekabeti bilemem ancak deneyimli bir gazeteci olan meslektaşımın böylesine bir konuyu köpürtmesini de anlayamıyorum.
Tahminim şu; Seha Ergene en yakın zamanda o meslektaşımı işletmesinde ziyaret edecektir, sonra bu iş tatlıya bağlanacaktır.
Son olarak şunu da belirtmek isterim; farklı siyasi görüşlerden olsak bile Seha Ergene Bodrum’un yetiştirdiği değerli bir kardeşimizdir.
Saygılıdır, küçüğünü büyüğünü bilir.
En çok da haddini bilir…
Ak Parti’nin kuruluşundan bu yana Bodrum’da İlçe Başkanlığı yapan isimlere bakın ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.
Bazılarını anımsatayım mı?
Dört buçuk yıl Bodrum Ak Parti İlçe Başkanlığı yapan Yılmaz Algül farklı görüşlerden de olsak hepimizin sevdiği bir isim değil midir? Macit Gündoğdu Bodrum’un yetiştirdiği özel bir isim değil midir? Bodrum’a Üniversite kazandırmak ve yatırım sözleri almak için ömrü Ankara yollarında geçen Akif Demiröz ya da siyasetin demir leblebi diye tanımladığım turizmci Çiğdem Demiralp Bodrum’a hizmet etmek için canla başla çalışmadılar mı? Ömer Özmen, Osman Gökmen, beyefendiliği ile öne çıkan isim Hacı Dalda CHP’li belediye başkanları ile kavga edip tartışmak yerine Bodrum’a hizmet gelsin diye kol kola girmediler mi?
Son olarak Seha Ergene, CHP Bodrum İlçe Başkanı Tuna Işın ve MHP İlçe Başkanı Engin Galipoğlu Bodrumspor maçında el ele, kol kola aynı sevinci yaşamadılar mı?
Bu konuya girmemin nedeni; Uzun zamandır kimi zaman içinden ve kimi zaman da dışarıdan izlediğim Muğla ve Bodrum siyaset anlayışını ve hoşgörüsünü yeniden anımsatmak istediğim içindir.
Bu güne kadar Muğla ve Bodrum siyasetinde barış ve hoşgörü hâkim olmuştur. Bu güne kadar CHP, AK Parti, MHP, İYİ Parti, Demokrat Parti, TİP, EMEP ve DEM’in ilçe başkanlığını yapan isimler Bodrum’un bu barış ve hoşgörü anlayışına saygı göstermişler seslerinin yüksekliğini de buna göre ayarlamışlardır. Ülke siyasetinde yüksek perdeden yapılan tartışmalı siyaset Bodrum’da, da Muğla’da da rağbet görmez. Üstelik yüksek perdeden siyaset yapanlar kısa bir süre içinde Muğla ve Bodrum siyasetinin tozlu raflarında kaybolup giderler.
Ülke genelinde AK Parti ve CHP arasında müthiş bir tartışma var. Bu gerginlik kimi zaman Muğla ve ilçelerinde ezici bir çoğunlukla iktidar olan CHP ile AK Parti muğla örgütleri arasında da yaşanıyor. Lakin her şeye karşın bu rekabet geçmişten bu yana Muğla ve ilçelerinde her daim saygı ve hoşgörü çerçevesinde yapılıyor. Lütfen bunu unutmayın…
Görünen şudur; son dönemlerde birileri kavga ve kaos çıkartmak adına bir oyuna girişmiş ve başarmak için her yolu deniyorlar. Anımsarsınız bu tür oyunlar bir dönem Fethiye’de Belediye Başkanı Alim Karaca’ya yönelik de sahneye konmaya çalışılmıştı. Şimdi de Bodrum’da yeniden sahnelenmeye çalışılıyor.
Lakin bu beyhude bir çabadır.
Bodrum söz konusu olduğunda tüm siyasi partiler ve STK’lar yan yana durabilecek kadar bilinçli, görgülü, saygılı ve barışseverdir. Sudan sebepler öne sürülerek yapılan bir algı yönetimi ve kaos çıkarma çabaları Muğla ve ilçelerinde tutmaz. Kavga ve kaos çıkartmak isteyenler yok olup giderler…
Xxxxxx
VİZE ve Randevu Sorunu Çıldırtıyor…
Sizler de duyuyor ya da yaşıyorsunuz son dönemlerde vize başvurularının büyük çoğunluğu reddediliyor.
Nefes Gazetesi yazarı Murat Muratoğlu, son 10 yılda yaklaşık 1,5 milyon vize başvurusunun reddedildiğini belirterek, bu süreçte vatandaşların milyarlarca liralık ekonomik kayıp yaşadığını söyledi.
Muratoğlu, yalnızca resmi başvuru masraflarının değil, randevu sürecinde ortaya çıkan ek maliyetlerin de ciddi boyutlara ulaştığını dikkat çekiyor. Ki bu rakamın 350 milyar lirayı bulduğunu da iddia ediyor. 350 Milyar lira çok büyük rakam değil mi?
Özellikle bot yazılımları ve karaborsa iddiası çok dikkat çekici.
Murat Muratoğlu yazısında, vize randevu sistemlerinde bot yazılımların kullanıldığına ilişkin iddialara da yer verdi. Dubai merkezli otomatik yazılımların sistemi binlerce kez sorguladığını belirten Muratoğlu, bu yöntemle randevuların kısa sürede toplandığını öne sürdü. Alınan bu randevularda karaborsadan satılıyor.
Bildiğim birçok kişi bu karaborsadan randevu almak zorunda kalıyor. Mutlaka sizin de etrafınızda vardır. En azından duymuşsunuzdur.
Nefes yazarı Murat Muratoğlu vize sürecinde sosyal medya platformları üzerinden verilen ilanlara da dikkat çekiyor ki hepimiz bunun farkındayız zaten. Bir de Instagram ve Telegram gibi platformlarda “garantili randevu” adı altında paylaşımlar da yapılıyor. Bazı kişi ve şirketlerin yüksek ücretler talep ediyorlar ve birçoğumuz da bu yüksek paraları tıpış tıpış ödüyoruz. Özellikle yoğun dönemlerde randevu bulmak isteyen biz yurttaşlar yüzlerce Euro’ya varan ek maliyetlerle karşı karşıya kalmıyor muyuz?
Geçen sene Bodrum’da Seyahat Acenta Sahibi ve yıllardan bu yana turizm işi yapan bir arkadaşım Yunanistan Vizesine başvuru yapmış ve sadece bir giriş çıkış vizesi vermişler.
Şaka gibi değil mi?
xxxxxx
Bu arada turizm ile ilgili bir haberi de paylaşmak istiyorum.
BOTAV bu güne kadar nedense hep tartışmalar ile gündeme geldi.
İşte bu tartışmalı kurum BOTAV yani Bodrum Tanıtma Vakfı’nın yeni Yönetim Kurulu seçildi.
Genel kurulda belirlenen Bodrum Tanıtma Vakfı Yönetim Kurulu Asil Üyeleri de şu isimlerden oluştu:
Bodrum Belediyesi – Tamer Mandalinci (Başkan)
Bodrum Ticaret Odası – Mahmut Kocadon (Başkan Yardımcısı)
Polat Yapı – Alptekin Polat (Başkan Yardımcısı)
Bodrum Esnaf Odası – Erdoğan Başeymez
Akfen Holding – Hamdi Akın
Bodrum Denizciler Derneği – Tuna Altunkaya
TÜRSAB YK – Enver Kantarmış
Deniz Ticaret Odası – Orhan Dinç
Bodrum Otelciler Derneği – Ömer Faruk Dengiz
Bodrum Belediyesi adına yetkili meclis üyeliği görevi de bulunan Cumhur Güven Taşbaşı.
Yiğit Girgin de BOTAV Genel Sekreterlik görevine devam edecek…
Hayırlı uğurlu olsun. Bundan sonraki süreçte BOTAV kriz, kaos ve kişisel çatışmaların gündemde olduğu haberlerle anılmasın.
Dilerim öyle olsun…
Xxxxx
Programın sonuna yaklaştık.
Usta şair ve yazar Hamdi Topçuoğlu’ndan öğrenmiştim bu sözü; “USTALIK birikim işi, BİLGELİK ise ustalığı gönülden paylaşabilmek…”
Oysa bu sözü çocukluğumdan da anımsıyordum. Kelimeler aynı olmasa da babam şu şekilde dile getirirdi; “Usta olursun ama bir çırağı usta olarak yetiştirmezsen, senin ustalığının hiçbir manası kalmaz…”
İşte yaşamım boyunca kulağımda bir küpe olan bu söze dair sohbet etmek isterim sizlerle…
Hayat bazen karşınıza yalnızca çalışma arkadaşları değil, emek vereceğiniz insanlar da çıkarır…
İşte genç meslektaşım Mısra Öztop da benim için biraz böyle bir hikâyenin parçası oldu. Bodrum Gündem döneminde de Kübra Demir Kurucu da bu hikâyenin parçasıydı.
Şimdi o da usta oldu…
Geçtiğimiz yıl Adnan Menderes Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun olan Mısra, mezun olur olmaz Sokak TV ailesine katıldı. Aile diyorum çünkü Başar Münir, Devrim ve Barış Bozoğlu , Can Pulak, Yılmaz Özdil, Saygı Öztürk, Tunç Şanad, Sedat Kaya, Şenol Cömert, Cezmi Çoban, Özay Kartal, Yılmaz Bozkurt ile son sayımızda bize katılan Devrim Yücel Besim ile Serra Alemdar, fotoğraf arşivini bizimle paylaşan Ali Şengün, her daim yanımızda olan reklam verenlerimiz ile okurlarımız gerçekten bir aileyiz…
Aradan bir yılı aşkın zaman geçti.
Bugün artık yalnızca gazeteci olma hayalinin ilk aşamasını atlatmış, şaşkın bir yeni mezun değil; Kamera arkasını da, önünü de bilen, Bodrum Pazarları gibi çeşitli programları hazırlayıp sunan, sokağın nabzını tutmaya çalışan usta bir gazeteci olma yolunda ilerliyor.
İşe başladığı ilk hafta, mesleğimizin duayen isimlerinden Prof. Dr. Haluk Şahin ile ilk röportajını gerçekleştirmişti.
Kolay bir başlangıç değildi. Heyecan vardı, stres vardı ama hepsinden önemlisi öğrenme isteği vardı. Ve o röportajın sonunda Haluk hocamızdan aldığı takdir, aslında doğru yolda olduğunun da ilk işareti olmuştu.
Gazetecilik dışarıdan göründüğü kadar kolay bir meslek değildir…
Eline bir fotoğraf makinası ya da şimdi daha yaygın haliyle akıllı telefonu alıp, mikrofon uzatmak, kamera karşısında görünmek ya da birkaç cümle kurmaktan ibaret hiç değildir.
Gazetecilik; bazen bir haber için saatlerce beklemek, bazen tek bir doğru bilgiye ulaşabilmek için onlarca kapı çalmak, bazen de herkesin baktığı yerde kimsenin göremediğini görebilmektir. Kimi zaman bir adliye koridorunda sabırla beklemek, kimi zaman yağmurun altında, sıcağın ortasında, gecenin bir yarısında haberin peşine düşmektir.
Ben de bu mesleğe yıllarını vermiş, Cumhuriyet ve Dünya gazetelerinde çalışmış; gazeteciliğin mutfağında usta–çırak ilişkisinin ne demek olduğunu yaşayarak öğrenmiş biriyim. Bu meslek bana yalnızca haber yazmayı değil, habere emek vermeyi, sahayı okumayı, sabretmeyi ve gerçeğin peşinden gitmeyi, bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunamayacağını da öğretti. Belki de tam bu yüzden, gazeteciliğin geleceği adına genç insanlara dokunmayı, bildiklerimi paylaşmayı bir sorumluluk olarak görüyorum. Mısra’ya yalnızca haberciliği değil; haberi hissetmeyi, doğru soruyu sormayı, sorgulamayı, dinlemeyi ve bazen de konuşmadan sadece gözlem yapmanın kıymetini anlatmaya gayret ettim. Çünkü gazetecilik sadece kalem tutmak, kameraya çekmek ya da mikrofon uzatmak değil; insanı, sokağı ve hayatı okuyabilme mesleğidir.
Ez cümle;
Galiba ben “Ustalık birikim işi, bilgelik ise ustalığı gönülden paylaşabilmek…” felsefesini içselleştirmiş ve yaşama geçirmeyi başarmışım diye düşünüyorum…
“Çıraklığını yapmadığın işin ustası olamazsın…” sözünü de Mısra’ya atfen yorumlayacağım…
Mısra, ailesinin de desteğiyle başarılı bir yılı geride bıraktı.
Otomobil ve motor ehliyetini almayı hedef koy demiştim.
Başardı.
Gazetecilikte zaman kavramı yoktur demiştim.
Kimi zaman gecenin ilerleyen saatlerine kadar çalıştı. Kimi zaman sabahın ilk ışığında habere çıktı. Adliye koridorlarında saatlerce bekledi; çoğu zaman tek bir görüntü, tek bir açıklama ya da tek bir doğru bilgi için emek verdi.
Kimi zaman sıcağın altında bunaldı…
Kimi zaman yağmurda, rüzgârda, soğukta üşüdü…
Bazen yoruldu…
Bazen moral bozukluğu yaşadı…
Ama bir şeyi hiç yapmadı;
Vazgeçmedi…
Ve başardı…
İnanıyorum ki Mısra “Çıraklığını yapmadığın işin ustası olamazsın…” felsefesini kulağına küpe yaptı. Dinleyen, soran, araştıran, sorgulayan ve hata yapmaktan korkmadan öğrenmeye çalışan iyi bir çırak oldu.
Gazetecilikte kolay usta olunmaz…
Önce sokağı tanırsınız…
İnsan hikâyelerini öğrenirsiniz…
Acıyı, sevinci, adaletsizliği ve mücadeleyi görürsünüz…
Sonra zaman size yalnızca haber yazmayı değil, insanı okumayı da öğretir.
Usta gazeteci olmak uzun bir yol hikâyesidir.
Yolu açık olsun…
Dilerim gazetecilik mesleğimize bir cevher kazandırabilmişimdir. Çünkü bir meslek, deneyimini paylaşan ustalar oldukça ayakta kalır. Biz de deneyimlerimizi paylaşarak, ustalığı bilgelikle buluşturma yolunda yürümeye devam ederiz…
Bu haftalık bu kadar…
EYVALLAH…






