Önce Bilgilenin Sonra da Gereğini Yapın / Fatih Bozoğlu ve Sokağın Sesi 53.Bölüm

Yayınlama: 03.07.2026
252
A+
A-

 

Önce Bilgilenin Sonra da Gereğini Yapın…

Denize giremiyoruz.

Sahilde yürüyemiyoruz.

Havlumuzu serecek yer bulamıyoruz.

Peki bu durum normal mi?

Herodot’un Memleketi, Halikarnas Balıkçısı’nın cenneti, Kedilerin ve köpeklerin bile arkadaş olduğu,

Dünyanın en güzel yeri Bodrum’dan MERHABA!

İşte 32 kısım tekmili birden “Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi” Başlıyor…

Anayasa’nın 43. maddesi kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu söylüyor. Üstelik 3621 sayılı Kıyı Kanunu, kıyıların halkın kullanımına açık olması gerektiğini açıkça belirtiyor.

Neden sahillerin işletmeler tarafından işgal edilmesine göz yumuluyor. Birçoğumuz bu durumu çoktan normalleştirmiş durumdayız. Kabullenmişiz ve karşı çıkma hakkımızın olmadığını düşünüyoruz. Çok sevmesem de karşı yaka İstanköy ve Yunan adaları ile Bodrum’u (sadece bu konuda) karşılaştırmak istiyorum izninizle. Hemen herkesin bildiği iki işletme var İstanköy-Kos’ta, biri “Tarzan”, hemen yanında da “Nick the Fisherman” adlı işletmeler. Her iki işletmenin önünde şezlong ve plaj şemsiyeleri var. İsteyen herkes gidiyor şezlong ve plaj şemsiyelerinden yararlanıyor. İsterse işletmelerin sunduğu yiyecek içeceklerden de istedikleri miktarda sipariş verebiliyorlar. 50 Euro, 100 Euro harcama limiti yok. 10 Euro limiti bile yok. Adanın diğer tarafına Kefalos’a gidin yine tüm işletmelerin plajlarından istediğiniz şekilde yararlanabiliyorsunuz. Hiç kimse, hatta Antony Quin bile size gelip zorbalık yapamıyor…

Diğer Yunan adalarında durum aynı.

Rodos’ta 5 yıldızlı otellerin önündeki plajları da rahatlıkla kullanabiliyorsunuz. Samos’ta, Sakız’da ya da Midilli’de de plajları, şezlong ve plaj şemsiyelerini rahatça ve hiçbir zorluk yaşamadan kullanabiliyorsunuz.

Anlayamıyorum neden bizim plajlarımızda bu hakkımız gasp ediliyor.

Önceki yıl anımsayacaksınız Torba’da bir işletme sahibi hanımefendi! (zorba demek daha doğru olur aslında) “Kıyılar Halkındır eylemi” sırasında bana ağızlarından köpükler saçarak sözlü ve fiziki şiddet uyguladılar, hızlarını alamadılar polise bile saldırdılar.

Olayın tamamı kamera kayıtları ile sabit…

Birileri, sahillerin işgal edilmesinin haklı bir sebebi olduğu algısını yaratmak için, ekonomik krizi bahane ederek; “Yani ekonominin durumu belliyken, turizmciler, esnaf ekonomik kriz ile boğuşurken kıyılar halkındır tartışmasının zamanı mı?” şeklinde bir değerlendirme yapıyor ve  “Sahiller halkındır” diyenleri neredeyse vatan hainliği ile suçluyorlar?

Ecrimisil ödedikleri için de o alanın kendilerine ait olduğunu iddia edenleri ve kendi mülkü gibi gecekondulaştıranları da ibretle izliyoruz.

Yiyor muyuz bu işgalcilerin algı yönetimini?

Evet bal gibi yiyoruz ve yutuyoruz. Kimilerimiz bu manipülasyonu yemiyoruz ama bu sefer de ya şiddete maruz kalıyoruz, ya da baskıya…

Geçen hafta Nuran Yüksel Bitez sahilinde yürürken dayanamayıp, isyan etmiş. Gördüklerini de video ile kayıt altına alarak sosyal medya hesabında paylaşmış. Hepimizin sesi oldu. Lakin saman alevi gibi parladı ve söndü.

Bir çözüm ya da çözüme yönelik bir eylem oldu mu?

Elbette hayır.

Neden susuyoruz? Neden hakkımızı aramıyoruz? Neden haklarımızın göz göre göre yenmesine izin veriyoruz?

Aklıma Nazi Almanyası’nda toplumsal sessizliğin ve duyarsızlığın tehlikelerini anlatan, Alman Protestan rahip Martin Niemöller’e ait şiir/bildirisi geldi. Anlatınca siz de eminim anımsayacaksınız…

“Önce Geldiler” (First They Came) adıyla bilinen ve toplumların kendi haklarına sıra gelene kadar yapılan zulümlere sessiz kalmasını eleştiren dizelerin orijinal çevirisi şu şekilde;

Önce komünistler için geldiler, bir şey demedim çünkü komünist değildim.
Sonra sosyalistler için geldiler, sesimi çıkarmadım çünkü sosyalist değildim.
Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim çünkü sendikacı değildim.
Sonra Yahudiler için geldiler, sesimi çıkarmadım çünkü Yahudi değildim.
Sonra benim için geldiklerinde ise, benim adıma ses çıkaracak kimse kalmamıştı…

Bitezli emekli Albay Akdoğan Özgezgin ağabeyim sosyal medya hesaplarından bu konu ile ilgili çok önemli bir bilgi paylaşımında bulunarak; “Sahiller işgal edilmiş denize giremiyoruz, sahilde dahi gezemiyoruz diyorsanız, önce bilgilenin sonra da gereğini yapın…” çağrısında bulunuyor.

Ne yazık ki bu çağrıya da her zaman olduğu gibi kulaklarımızı tıkayıp “Amaaan bana ne. Ben mi çözeceğim bu işleri. Sadece benim söylememle mi düzelecek?” şeklinde öğrenilmiş çaresizlik içinde ve haklarımız gasp edilmiş şekilde yaşama(ma)ya devam edeceğiz…

Bitezli emekli Albay Akdoğan Özgezgin ağabeyimin bilgilendirme notlarını kısa kısa siz SokakTV takipçilerimiz ile paylaşmak istiyorum. En azından haklarımızı bilirsek belki daha kararlı ve cesaretle savunabiliriz diye düşünüyorum.

Anayasa’nın 43. maddesine göre kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve herkesin kullanımına açıktır. 3621 sayılı Kıyı Kanunu ve ilgili yönetmeliklere göre ise, sahil şeridinin denizden karaya doğru olan ilk 50 metrelik kısmı (birinci bölüm) sadece halkın yaya geçişi, gezinti ve dinlenme amaçlı ortak kullanımına ayrılmıştır. Bu bölgede gerçekleştirilen ticari ve kısıtlayıcı uygulamaların hukuki çerçevesi şu kurallara bağlıdır:

Kıyı Kanunu’na Göre 30 Metre Kuralı ve Sınırlar

Giriş ve Geçiş Engellenemez: Bir işletme Bakanlık veya belediyeden alan kiralamış olsa dahi, denize 30 metre mesafedeki sahil şeridini şezlonglarla tamamen kapatamaz. Vatandaşların kendi havlusunu serip oturabileceği, şemsiyesini kurabileceği boş alanlar bırakmak zorundadır.

Kıyı Çizgisine Sıfır Şezlong Yasaktır: Şezlonglar su sınırına (dalgaların ulaştığı noktaya) bitişik olarak dizilemez. Kıyı Kanunu uyarınca halkın kıyı boyunca serbestçe yürümesini engelleyecek şekilde set, çit, duvar veya yoğun şezlong barikatı kurulması yasal değildir.

Zorunlu Hizmet Dayatılamaz: İşletmeler, plaja giren kişilerden “şezlong veya şemsiye kiralama zorunluluğu” adı altında giriş ücreti veya kullanım bedeli talep edemez. Tüketici sadece kendi isteğiyle alacağı ekstra hizmetin (şezlong, duş, yiyecek-içecek vb.) bedelini öder.

Buraya kadar tamam da adamlar ne diyor?

-“Kardeşim ben burası için devlete ecrimisil ödedim. İstediğim gibi kullanırım ve burası özel mülkümdür, kimse de giremez…”

Bunu da tehditkar ve mafyatik bir ağızla yapıyor ki bizler de korkup sinerek o zorba adamları haklı duruma düşürüyoruz. Ses çıkartmayınca o zorbalar kendilerini haklı zannediyor.

Böyle bir zorbalığa maruz kaldığımızda polis ya da zabıta çağırabiliyor muyuz?

Çağırsak gelirler mi?

xxxxxxxx

Peki İşgaliye yani Ecrimisil Nedir?

Pek çok işletme, belediyeye veya devlet kurumuna ecrimisil (işgaliye bedeli) ödeyerek o alanı yasal olarak kiraladığını iddia eder. Ancak hukuk kurallarına göre ecrimisil bir kiralama sözleşmesi değil, geçmişe dönük bir haksız işgal tazminatıdır. Ecrimisil ödenmesi, o işletmeye sahili kapatma veya halkı oradan uzaklaştırma hakkı kesinlikle tanımaz.

Yapılan Usulsüzlüğe Karşı Haklarınızı Biliyor musunuz?

Denize 30 metre mesafedeki alana şezlong dizerek havlunuzu sermenizi engelleyen ya da sizden zorla ücret talep eden işletmelere karşı hangi yasal hakları kullanabilirsiniz?

Ödeme Yapmama Hakkı: Herhangi bir şezlonga oturmuyorsanız, sadece kumsalda vakit geçiriyorsanız hiç kimseye ücret ödemek zorunda değilsiniz.

(Ancak zorbalıkla karşı karşıya kalabilir ve hatta dayak yiyebilirsiniz. Tekme tokat sahil dışına atılabilir, eşinizin ya da çocuklarınızın yanında hakarete uğrayabilirsiniz…)

Kolluk Kuvveti Çağırma: Alanın halka kapatılması durumunda olay yerine155 polis 158 Sahil Güvenlik veya jandarma çağırarak “Kıyı Kanunu’na muhalefet ve kamu alanının işgali” gerekçesiyle tutanak tutturabilirsiniz.

(Evet böyle bir hakkımız var lakin yaz aylarında eksik kadro ile çalıştıklarını ifade eden resmi kolluk kuvvetleri gelir mi, ya da gelebilir mi bilemiyorum. Eğer işletme hatırlı bir işletmeyse bir şey yapabilir mi? Onu da bilemem…)

Şikayet Hatları: İlgili belediyenin zabıta amirliğine, CİMER (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) üzerinden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na plajın fotoğraf ve videolarıyla suç duyurusunda bulunabilirsiniz.

(Sonuç alabilir misiniz bilemem)

Her ne kadar güzel ve yalnız ülkem bir hukuk devleti olarak tanımlansak da hak aramak, haklarımızın ne olduğunu bilmek iyi bir şeydir. Normal şartlarda sadece yasalar uygulanırsa bu sorun kökünden çözülür. Ama yasalarımız uygulanırsa…

Ne kadar karanlık bir tablo önünde olsak bile; bu ülkede hala yasaları uygulayacak namuslu hakimlerin ve savcıların var olduğuna inanıyorum…

Bence siz de inanmalısınız.

Ezcümle;

Sahiller işgal edilmiş denize giremiyoruz, sahilde dahi gezemiyoruz diyorsanız, önce bilgilenin sonra da gereğini yapın. Olmaz demeyelim herşey bir ile başlar. Önce biz hakkımızı savunalım ve haklarımızı söke söke almak için mücadele edelim, bakın o zaman her şey nasıl iyiye doğru gidiyor…

 Eyvallah!

Bu yazıyı paylaş !

Shares
Bir Yorum Yazın


Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum