Kim Bu Çılgın Türk ? / Mehmet Kocair “SOKAK” Yazıları…

Yayınlama: 15.11.2025
418
A+
A-

Kim Bu Çılgın Türk ?

Sene 1985, Kasım ayı ortaları…
Belçika’dayım, Brüksel’de Motorola firmasının Avrupa ana binasında.
Dünyanın bir çok ülkesinden gelen gençlerle eğitimdeyiz,
Akıllı Network İşlemcileri (INP) sistemi ile ilgili, nasıl kurulur, nasıl çalışır, bakımı, onarımı?? son günümüz, yarın yurda döneceğim ve Türkiye’de bir ilk olacak, İş Bankası akıllı network sistemini kuracağız, 3 ana merkezde (İstanbul, İzmir, Ankara) büyük boy (mainframe) IBM bilgisayarlar, bunlara bağlı yüzlerce şubede küçük masaüstü (Nixdorf) bilgisayarlar ve bunları ağ içinde konuşturan, veri iletişimini sağlayan akıllı işlemciler Motorola Codex.
Bilgi, en kısa, en sağlam, en temiz yoldan akacak ve ulaşacak hedefine, böyle bir Network.
Sınıfta oturduğum yerden Birleşmiş Milletler merkez binasını görüyorum, üye tüm ülkelerin bayrakları dalgalanıyor, aralarında bizim
Ay Yıldızı da görünce, tarifi zor ama bir o kadar da hoş duygu ve gurur ile doluyor insanın içi.
Pencereler açık kış günü, bomba ihbarı almışlar bu komşu binaya, yüksek ses titreşiminden camlar kırılırsa önlem olsun diye.
Bir anda alarm verildi sınıfları boşaltıp binayı terk etmemiz için, bizim binaya da gelmiş böyle bir ihbar, herkes hızla terk ederken binayı ben masamın üstünde yığılı koca bir çanta dolusu kurs notlarımı, dokümanlarımı, kitaplarımı topladım sabırla, eksiksizce, e bırakamazdım tabi o kadar değerli bilgileri orada sınıfta masanın üzerinde, yoksa nasıl kurardım o kocaman akıllı networkü?
Bilgiye ulaşmak bu günkü gibi kolay değildi o yıllar, geri dönüp alamayabilirdim tekrar topladığım biriktirdiğim o kadar dokümanı, ders notlarını, diye düşündüm belki de…

Binanın dışına çıkıp merdivenlerin başına geldiğimde, kucağım başımdan aşkın belgelerle dolu olarak, bir alkış koptu bahçede bekleyen öğrencilerden, öğretmenlerden, herkesten…
“kim bu çılgın Türk ?” diye düşündüler herhalde!!!

Nerden bilsinler, ‘70 li yıllarda ODTÜ gibi bir okulda okuduğumuzu,
taşlı sopalı, kavgalı gürültülü, kurşunlu bombalı seslere alışık olduğumuzu…?
Nerden bilsinler, bilgiye ulaşmak için kaşımızı gözümüzü yardığımızı,
ama,
ne biliyorsak paylaştığımızı,
ne öğrendiysek yaşattığımızı..?

Eğitimler veriyorum şimdilerde, kurumlara gençlere, geleceğin yöneticilerine…
Aslında “eğitim” kelimesi yerine, “bilgiyi paylaşıyoruz” demeyi tercih ediyorum, bilginin paylaştıkça büyüyen bir değer olduğunu biliyorum çünkü…
“Risk Yönetimi” başlıklı bir konu var mesela, paylaşırken gençlerle, anlatıyorum bazen bu yaşanmış hikayeyi onlara,
Ama;
“Siz böyle yapmayın sakın, önce yaşama tutunun, çok sular aktı o köprülerin altından, zaman değişti, teknoloji çok gelişti, daima akılla, bilgiyle, bilimle ve de bilinçle davranın, bilgiye ulaşmak için fedakar olun daima, ama ilkelerinizden, inançlarınızdan asla ödün vermeden” diye…
……..

Kasımın ortasındayız yine…
Hüzünlü rüzgarların estiği,
Tutunamayıp dalında, düşen savrulan yaprakların ezildiği…
Bu gün;
15 Kasım, 2025,
Doğum günü Sinan’ın,
Yaşasaydı şu yaşta olurdu,
bu yaşta olurdu, demeyeceğim,
“Büyümez ölü çocuklar…”
Çok zekiydi,
Bilgi doluydu,
Neşe doluydu,
Espriliydi, komikti, nüktedandı…
Türkçe dışında 5 dil bilirdi,
İngilizce, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca ve Latince dahil,
Hepsi ana dili gibi sanki…

ODTÜ’de herkesin, ama herkesin;
Profundan çaycısına, öğrencisinden işçisine, birbirine sesleniş şekli olan “HOCAM”lı hitap şeklini başlatan isimdi Sinan Cemgil.
Marks’ı da, Dante’yi de,
hem okurdu, hem de çevirir anlatırdı arkadaşlarına.

Tek bir dileği vardı,
Diğer fidanlar gibi,
Tam bağımsız bir Türkiye’de yaşamak,
İşçi, köylü, emekçi…
Elele, Özgürce, Eşitçe…

ve Sinan’ın,
slogan olmuş unutulmaz repliği;
“Biz ODTÜ’de İngilizce Üç Kelime Öğrendik: Yankee Go Home”….

Sene ‘71, Kürecik radar üssüne gidecekler ve oradaki yankilere,
“Go Home” diyeceklerdi,
“Bu Vatan bizim” diyeceklerdi, arkadaşları ile…

Olmadı…
Vurdular…
Sırtından, Göğsünden,
Yüreğinden…
Düştü yere…

Sırt çantasından,
4 kitap çıktı Sinan’ın,
bir de kuru soğan…

Oğlunun cesedini almaya giden annesi Nazife Cemgil, vatansever bir öğretmendi, onu ve arkadaşlarını jandarmaya ihbar eden tabutu başındaki muhtara ve meraklı köylülere seslendi;
“Bu oğlum Sinan, bunlar da onun arkadaşları, kardeşleri.
Onlar da oğullarım, bu çocuklar, bu oğullar;
Ülkeyi, halkı, sizleri çok sevdiler. Başka bir istekleri yoktu.
Her biri birer dehaydı.
Her biri üstün zekalı güzel çocuklardı.
Dileselerdi, düzenin adamları
olurlardı, şimdi burada cansız yatmazlardı.
Birer milyoner olurlardı, ama onlar;
Halkı, sizleri sevdiler,
Sizin sorunlarınızı omuzladılar.”
…..
böyle dedi…
ve canını, Sinan’ını aldı, yürüdü…
Sonsuz sevgiye,
Onurla,
Gururla,
Umutla…

Bugün onun doğum günü…
15 Kasım 1944…
Sinan Cemgil (1944-1971)

Bu vatan bizim, sonsuza dek…

 

Mehmet Kocair

Bir Yorum Yazın


Ziyaretçi Yorumları - 2 Yorum
  1. Hasan Güven dedi ki:

    Hem herkese çeşitli konularda ders nitelikte ve hem de iyi ve vatansever bir insan olmanın açıkça anlatıldığı . Bravo Mehmet’im.