">

Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi 43.Bölüm 24 Nisan 2026

Yayınlama: 24.04.2026
284
A+
A-

Bu gün Sunay Akın’dan bir öykü ile başlıyorum…

1750 yılında, Alman Prusya Kralı Büyük II. Friedrich, Berlin yakınlarındaki Potsdam ormanlarında gezinirken, bir değirmenin bulunduğu alçak bir tepe üstünde durur. Manzara güzel, hava nasıl ferahtır.

“Yazlık sarayımı burada yapalım der, sessiz ve sakin kapanıp okumayı çok seven, kütüphanesiyle ünlü kral. “Değirmeni satın alın. Yıkın yerine saray yapın! der adamlarına.

Adamları değirmenciye gider ve kralın bu isteğini iletirler. Değirmenci malını satmak istemez.
Kral değirmenciyi huzuruna çağırtır. “Yanlış anladın herhalde değirmenci, ben satın almak istiyorum orayı. Kaça satarsın… diye sorar…

“Yanlış anlamadım efendim. Adamlarınıza da söyledim. Değirmenim satılık değil der, değirmenci.

Değirmenci inat etme, paranı fazlasıyla vereceğim diye ısrar eder Kral.

Değirmenci direnir.

“Sen koskoca kralsın, paran çok. Git Almanya’nın istediğin yerinde saray yap. Burayı benden önce babam işletiyordu. Ona da babasından kalmış, ben de çocuğuma bırakacağım.
Değirmenin bahçesinde dedemin, babamın mezarları var. Ben de ölünce yanlarına gömüleceğim. Burası bizim aile ocağımız. Satılık değil...”

Sabrı tükenen ve sinirlenen Kral Friedrich ayağa fırlar ve gürler;

“Sen benim Prusya Kralı Friedrich olduğumu bilmiyor musun yoksa?”

Değirmenci “Sizin kral olduğunuzu biliyorum. Ama ben de bu değirmenin sahibi Sans-Souci’yim.” der.

Kral öfkeden adeta delirir.

“Madem benim kim olduğumu biliyorsun, o halde zorla alabileceğimi de biliyor olmalısın. Bakalım o zaman ne yapacaksın?” 

Değirmenci hiç telaşa düşmez ve tarihe geçecek ve dünyanın her yerinde adaletin sloganı olacak ünlü lafını söyler.

“Siz kralsınız ama Berlin’de hâkimler var!

Kral, kendi ıslah ettiği adalet sistemine ve o düzenin yargıçlarına halkın nasıl güvendiğini ve mahkemelere kralın bile laf geçiremeyeceğine inandığını anlar ve adamlarına, ayni tarihe geçen sözünü söyler.

“Hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar, kral bile olsa adaletten üstün değildir. Hiç kimse adaletin üstüne çıkamaz

Kral İkinci Friedrich bu yel değirmeninin Prusya Krallığı devam ettikçe korunmasını ister ve sarayını hemen onun altına inşa ettirir. Değirmencinin ismini, sarayının da adı yapar.

“Sans-Souci Sarayı

Saray ve değirmen günümüzde hala bir “Adalet Simgesi” olarak o tepede arka arkaya duruyorlar.

Ne güzel bir adalet ki. Kralın arka bahçesinde bir değirmenci olabiliyor.
Ne güzel bir adalet ki, bir kralla, bir değirmenciyi komşu ve dost yapıyor.
Ve belki de sabahları Prusya Kralı II. Friedrich arka bahçeye çıktığında değirmenci seslenirdi ona.
– “Hey Friedrich, sımsıcak ekmek yaptım, göndereyim mi?”
Ve belki, Prusya Kralı II. Friedrich konuklarına burayı şöyle anlatırdı.
“Adalet her sabah bana, taze ve sıcak bir ekmek kokusuyla gelir…

Sunay Akın öyküyü bitiriyor ama sözünü bitirmiyor. Devamı, hele bizim için çok özel ve çok güzel. Yıllar sonra genç bir Osmanlı subayı, bir yılbaşı gecesi Berlin’de bir davete katılır.
Arkadaşlarına bu hikâyeyi anlatır ve teklif eder. “Haydi gidelim ve bu sarayı görelim. Değirmen de hala duruyormuş, sarayın arkasında

Kimse yılbaşı balosunu bırakıp o soğukta dışarı çıkmak istemez. Genç subay kararlıdır. Tek başına çıkar gider. Tek başına bu eşsiz anıta bakar.

O genç subay, Mustafa Kemal’dir.

Ve Kurucu Lider Mustafa Kemal Atatürk, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm mahkeme salonlarında, yargıçların arkasındaki duvara asılacak sözü yazdırır.

“Adalet, mülkün temelidir!”

*****

Herodot’un Memleketi, Halikarnas Balıkçısı’nın cenneti, Kedilerin ve Köpeklerin Bile Arkadaş Olduğu, Dünyanın En Güzel Yeri Bodrum’dan MERHABA…

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun…

32 Kısım Tekmili Birden Fatih Bozoğlu İle Sokağın Sesi başlıyor…

*****

Esra Haykırmaya Devam Ediyor: “Her şeyimizi, bir avuç şirketin karı için kaybedeceğiz…”

“Her yeni güne, anayasa mahkemesinin geleceğimizle ilgili vereceği yürütmeyi durdurma ve iptal kararının umuduyla başlıyorum. Zeytinlerimizi, toprağımızı yaşamımızı şirketlere açan 7554 sayılı kanun geleceğimizi yok etmek üzere Bu memleketi seven havasına, suyuna toprağına sahip çıkan tüm milletvekillerine ve kamuoyuna sesleniyorum. Anayasa Mahkemesinde bekleyen davamızın; biz köylüleri, yurttaşları ne hale düşürdüğünü ve düşüreceğini anlatın.

Memleketin dört bir yanında yaşam mücadelesi veren köylüler olarak emeğimizi yuvamızı geçmiş ve geleceğimizi kaybetmenin kıyısındayız. Bu dava böyle beklemeye devam ederse her şeyimizi, bir avuç şirketin karı için kaybedeceğiz davamıza sahip çıkın.

Yaşamı, havamızı, suyumuzu, toprağımızı, zeytinimizi savunan Esra, Şakran Cezaevinden haykırıyor: “Geç Gelen Adalet, Adalet Değildir!”

 Ses ver Muğla! Ses ver Bodrum! Ses ver Türkiye!

*****

Bence bu haftanın en önemli haberlerinden birisi Muğla Valisi İdris Akbıyık’ın Akbelen-İkizköy ziyaretiydi…

Muğla Valisi Dr. İdris Akbıyık geçtiğimiz günlerde Milas Kaymakamı Mustafa Ünver Böke ile birlikte İkizköy’de Akbelen Direnişçilerini ziyaret etti. Ziyaret sırasında İkizköy Muhtarı Nejla Işık ile fikir alışverişinde bulunan Vali Dr. Akbıyık, köylülerin talep ve önerilerini dinledi.

Vali Dr. İdris Akbıyık, eski kömür sahalarında da incelemelerde de bulundu.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle Hüsamlar Rehabilitasyon Sahasında düzenlenen etkinlikte öğrencilerle 4 Bin zeytin fidanı toprakla buluşturdu. Burada bir konuşma yapan Muğla Valisi Dr. İdris Akbıyık toprakla buluşan her zeytin fidanının Yeşil Vatanımıza güç kattığını; doğaya yeniden hayat, geleceğimize ise umut olacağını söyledi. Vali Akbıyık, doğaya ve tarıma kazandırılan her bir zeytin fidanının, yarınlara bırakılan ortak bir değer olduğunu belirtirken, gençler ve öğrencilerle birlikte gerçekleştirilen etkinliğin, doğa ve çevre bilincinin genç nesillere aktarılması ve tarımsal üretimin güçlendirilmesi açısından ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti.

İşte özlediğimiz devlet adamlığı…

*****

Durmuyorlar, durmayacaklar…

Bodrum Kızılağaç’ta Kalyon Holding’e ait arazideki tartışmalı otel projesi imar planları, Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı dava sonucu mahkemece iptal edilmişti. Ancak, iptal kararına rağmen sahada inşaat faaliyetlerinin sürdüğü iddia ediliyor ve yeni imar planları askıya çıkarılarak hukuki süreç de devam ediyor.

Diğer taraftan Kumbahçe Mahallesi Mantar Burnu mevkiinde hayata geçirilmek istenen “Bodrum Yolcu Limanı, Tekne Yanaşma Yeri ve Feribot İskelesi Projesi” için tartışmalar büyüyor. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, 22 Nisan 2026’da Bakanlık’ta yapılan kritik toplantı öncesinde çarpıcı bir açıklama yaparak, projenin ÇED sürecindeki hayati hataları ve halktan saklanan gerçekleri gün yüzüne çıkardı.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Muğla İl Temsilciliği ve TMMOB Bodrum İKK bileşeni açıklamalarını; doğası ve denizleriyle sadece Türkiye’nin değil dünyanın da gözbebeği olan Bodrum’un ranta ve yanlış projelere kurban edilmemesi için mücadelesini sürdüreceğini vurgulayarak şu sözlerle tamamladılar;

“Mesleki alanımıza giren tüm konularda kamusal yarar önceliği ve bilim ışığında, kentin sakini değil sahibiyiz anlayışı ile toplumu bilgilendirmeyi sürdüreceğiz.”

 Oda, projenin ÇED sürecindeki hukuki ve teknik yanlışlıkların peşini bırakmayacaklarının sinyalini verirken, gözler şimdi, yanlış verilerle yapılan toplantının ardından Bakanlık komisyonunun vereceği karara çevrildi.

Özgür Kıyılar Bodrum sözcüsü, Güney Şirin ise konu ile ilgili olarak; “Sözün bittiği yerdeyiz, yine dava açarız. Yine kazanırız yine yeni imar planı ile gelirler. Bir tek doğru aramak bile samanlıkta iğne aramaya  dönen Bodrum da, kanunsuzluk, hırsızlık, haksızlık, talan ve yalan başta kurumlar olmak üzere neredeyse toplumun büyük bir kısmına sirayet etmiş durumda…” dedi.

*****

Bodrum’da Kıyılar Bitti Sıra Meralara Geldi…

Bodrum CHP İlçe Örgütü Mera Alanlarımız Tehlike’de basın açıklaması düzenledi. Bodrum’un Gündoğan, Gölköy, Türkbükü ve Küçükbük mahallelerinde  yer alan son doğal mera alanları yeni bir yapılaşma ve rant tehdidiyle karşı karşıya. kıyı şeridindeki yoğun betonlaşmanın ardından, iç kesimlerdeki yamaçların “vasfını yitirdiği” gerekçesiyle idari süreçlere tabi tutulması, bölge halkı ve çevre savunucularının büyük tepkisini çekti. Cumhuriyet Halk Partisi Bodrum İlçe Başkanlığı, bu duruma dur demek için doğrudan tehdit altındaki meralara sahip çıkılacağını belirterek  “Meralar Halkındır! Halka Kalacak!” vurgusu yaptı.

Bodrum’un Kimliği Ve Geleceği Tehlikede…

Doğal alanların yalnızca ekolojik denge için değil, kırsal üretim için de hayati olduğuna değinen Işın, Bodrum’da tarım ve hayvancılığın içinden geçtiği zorlu döneme de işaret etti. Işın, meraların rant baskısına kurban edilmesinin bölgenin tarımsal hafızasını sileceğini belirterek, “Bodrum Yarımadası’nın coğrafi yapısı; yamaçları, vadileri ve makilik alanlarıyla bir bütündür. Bugün üretim faaliyetleri zaten ciddi bir gerileme içerisindedir. Zeytinlik alanlar daralmakta, hayvancılık her geçen gün zayıflamaktadır. Kalan son mera alanlarının da tartışmaya açılması, Bodrum’un üretimle olan bağının tamamen koparılması anlamına gelmektedir. Bu mesele yalnızca bir çevre meselesi değil; Bodrum’un kimliği, geleceği ve sürdürülebilir yaşam hakkı meselesidir…” diyerek toprağı bir üretim alanı olarak savunduklarını dile getirdi.

*****

Muğla Milas Kıyıkışlacık Bilal Bursalı İasos Yat Limanı ve Çekek Yeri Projesi ile ilgili bir duyuruyu da buradan acı duyarak sizlerle paylaşmak istiyorum.

İasos Mahalle Meclisi Derneği ve İasos halkı olarak, yaşam alanlarını, denizi, zeytinlikleri ve tarihsel mirası korumak adına açtıkları bir diğer davada da, yerel idari mahkeme haklılıklarını kabul etmişti.

Ancak ne yazık ki;

Karşı tarafın itirazı üzerine dosya Danıştay’a taşınmış ve Danıştay, bilirkişilerin raporlarında açıkça belirtilen eksiklikleri yok sayarak, 1 kişinin muhalefeti ve oy çokluğu ile şu nedenlerle sonuca varmış:

“Bilirkişiler tarafından eksiklik olarak ileri sürülen hususların ÇED raporunu sakatlar mahiyette olmadığı…”

“Bilirkişilerin kanaatine itibar edilmemiştir…” denilerek karar bozulmuş ve davanın reddine karar verilmiştir.

Bu kararla birlikte, bilimsel tespitler görmezden gelinmiş, teknik raporlar yok hükmünde sayılmış ve yerel mahkemenin kararı bozulmuştur. Dava konusu proje, Muğla ili Milas ilçesi Kıyıkışlacık Mahallesi’nde planlanan İasos Yat Limanı ve Çekek yeri projesidir. Bu proje; hemen bitişiğinde yer alan İasos Tatil Sitesi’ne komşu konumda, yani insanların yaşadığı, dinlendiği ve denize girdiği alanların tam yanında planlanmıştır.

Başka bir ifadeyle;

Sanayi niteliğindeki faaliyetler ile yerleşim ve yaşam alanları denize girilen kıyılar yan yana getirilmektedir.

Bu durum; yalnızca çevresel değil, aynı zamanda insan sağlığı ve yaşam hakkı açısından da açık bir tehdit oluşturmaktadır.

Üstelik proje yalnızca bir marina değil; aynı zamanda çekek yeri (tekne bakım, onarım ve karaya çekme alanı) içermektedir.

Bu alanların yaratacağı tahribat görmezden gelinemez:

Çekek yerlerinde yapılan bakım ve onarım faaliyetleri sırasında;

* Boya, solvent, ağır metal ve kimyasal atıklar doğrudan toprağa ve denize karışır

* Antifouling (zehirli tekne boyaları) kalıntıları deniz canlıları için ciddi tehdit oluşturur

* Yakıt, yağ ve sintine sızıntıları suyu kirletir

* Basınçlı yıkama ve kazıma işlemleriyle deniz tabanına toksik yük bindirilir

Bu süreçler;

Deniz ekosistemini geri dönülmez şekilde tahrip eder,

Balıkların üreme alanlarını yok eder,

Deniz çayırlarını (Posidonia) ve kıyı yaşamını tehdit eder,

Güllük Körfezi’nin hassas ekolojik dengesini bozar!

Bilirkişilerin raporlarında eksiklik olarak işaret edilen bu kritik hususların “önemsiz” sayılması, sadece hukuki değil, ekolojik açıdan da vahim bir hatadır.

Bu karar sadece bir dava kararı değildir.

Bu karar;

* Bilimin ve bilirkişiliğin değersizleştirilmesidir

* Halkın yaşam hakkının geri plana itilmesidir

* ÇED süreçlerinin içinin boşaltılmasıdır

* Doğa tahribatına açık davetiye çıkarılmasıdır

Bugün “eksiklik değil” denilenler; yarın geri dönülmez doğa tahribatı olarak karşımıza çıkacaktır.

Bizler çok iyi biliyoruz ki; Bu mesele sadece bir marina ya da ticari faaliyet değildir.

Bu mesele;

-İasos’un geleceği, Güllük Körfezi’nin yaşamı, Zeytinliklerin korunması, Tarihi ve doğal mirasın yok edilmemesi meselesidir.

Sonuç olarak İasos Mahalle Meclisi Derneği;

Hukuki mücadelemiz burada bitmeyecek. İasos halkı olarak;

Bilimi yok sayan, doğayı görmezden gelen hiçbir kararı kabul etmiyoruz. Bu topraklar sahipsiz değildir. İasos halkı susmaz.

İasos mücadeleden vazgeçmez…”

İasos Mahalle Meclisi Derneği’nin çığlığını duyurmak bizden, onların bu haklı mücadelesine destek vermek sizden…

*****

Üst üste yaşanan bu olaylardan yola çıkarak; Bir yerde bir yanlışlık var diye düşünüyorum. Rantın da bir sınırı yok mu acaba?

 Bu rant konusu ile ilgili bir arkadaşım paylaşımda bulunmuş. Çok manidar olduğu için sizlerle paylaşmak istiyorum. Bodrum Gölköy’de Denşiz Manzaralı Özel Havuzlu Villa’nın fiyatı 780 milyon lira. Neredeyse 1 milyar lira. Burası eğer doğruysa Osman Gökçek’in de tatil yaptığı siteymiş.

İnsanlar çıldırmış olmalı.

Toskana’da 70 dönüm arazi içinde 19.yy’dan kalma 20 odalı otel, helikopter pisti, havuzu, 8 hektar üzüm bağı, 10 hektar zeytinlik, 36 hektar tarım arazisi, trüf mantarı yetişen ormanı olan bir mülkü 9.5 milyon Euro’ya yani 500 milyon liraya satıyorlar.

*****

Bu İşyerinde Grev var!

Tam da umutsuz ve tedirgin bir şekilde turizm sezonun başladığı bu günlerde Turizm emekçilerinin haklarının verilmediği gerekçesi ile Sea Garden’da grev kararı alındı. Yaklaşık 375 turizm emekçisini ilgilendiren bu süreç nereye varacak önümüzdeki günlerde göreceğiz. Bu dönemde hak arayan işçiler ile emeklilere yönelik baskılar ve sert müdahalelerin olduğunu da dikkate alırsak, Bodrum’da da sıkıntılı günler yakın gibi görünüyor.

Turizmin merkezi olarak kabul edilen Bodrum gibi bir kentte sadece iki otelde sendikalı işçi bulunuyor.  İnanabiliyor musunuz? Örgütlü mücadele anlayışı ne durumda. Türkiyem’de işçisi de, köylüsü de, emeklisi de, memuru da, öğretmeni de, doktoru da, mühendisi de örgütlenmekten ve örgütlü mücadeleden uzaklaşıyor. 12 Eylül faşist darbesinin güzel ve yalnız ülkeme bıraktığı en kötü miras bu oldu ne yazıkki. 12 Eylül travmalarını hala aşamadığımız gibi üzerine yeni travmalar da ekleniyor.

Turizm çalışanlarının insanca yaşam koşulları tamamlanmadan nasıl turizm yapacağız? Bolu Kartalkaya’da yanarak pisi pisine can veren yurttaşlarımızın hesabını kim soracak? Güvenlik sorunu turizm işletmelerine yanmayan kapı mecburiyeti konularak mı çözülecek? Köklü çözümler yaşama geçirilmeden, günlük ve güdük tedbirlerı turizmin dağlar kadar büyük sorunlarına çare olabilir mi?

Mesele sadece Sea Garden’daki turizm emekçilerinin sorunu mu?

Yorumu size bırakıyorum…

*****

Usta gazeteci Can Pulak bu hafta Gazetecilik ile ilgili öylesine anlamlı bir yazı kaleme almış ki, ben de altına imzamı atıyorum.  Can Pulak yazının başında “Günümüzde gazetecilik yapmak suç haline getirildi. Oysa aslında gazetecilik yapmamak suç olmalı. Gazeteci kamu görevi yapmakta, ülke yönetimindeki ve kamu hizmetlerindeki eksik, aksak, yanlış ve hataları millete duyurmakta, bunların düzelmesine imkan ve ortam yaratmaktadır. Akıllı yönetimler bundan yararlanmakta, gerçek basının görevini yerine getirmesinden rahatsızlık duyanlar ise, yeni adıyla yazılı ve görsel medyaya öfkelenip kızmaktadırlar. Bununla kalsalar iyi, kızdıklarını tutuklatıp hapse bile attırıyorlar…” cümleleri ile başlamış.

Can ağabey yazısının devamında; “Gazetecilik yapmamak nasıl suç sayılabilir? Eğer kişi gerçek gazeteci ise, görevini mesleğin kurallarına uygun yerine getiriyorsa, devletin resmi kurumlarınca verilen kimliği amacına uygun taşıyorsa ve kalemini ülkenin ve milletin çıkarına kullanıyorsa mesele yok. Ama mesleği menfaat aracı haline getiriyorsa, çıkarlara paralel icra ediyorsa, yargısız infazlar yapıp iftiralarla kişileri itibarsızlaştırıp küçük düşürüyorsa, o zaman bunları gazeteci saymamak lazım. Gerçi son yıllarda gazeteciliğin tarifi de iyice zorlaştı. Kim gazeteci, kim değil, kim gerçek gazeteci, kim gazeteci görünümlü tetikçi ve menfaatçi, kim gazeteciliği siyasetin emrinde kullanıyor? Bunları birbirinden ayırmak artık imkansız hale geldi…” tespitlerini dile getirmiş.

Ustam ve ağabeyim Can Pulak yazısını şu cümleler ile tamamlamış; “Gazetecilik mesleği ve halkın haber alma özgürlüğü Anayasa teminatı altındadır. Biz mesleğini halkın ve ülkenin menfaati için yapan gazeteciler, kamu görevimizi ihmal eder ve memleketimizdeki usulsüzlüklere göz yumar ya da çarpıtırsak suç işlemiş oluruz. 65 yıllık bir gazeteci olarak benim konuya bakış açım böyledir. Gazetecilik yapmayı değil, görevi ihmal edip yapmamayı suç sayarım.

Güzel ülkemizde yasaların tam uygulanmasını, görevlerin eksiksiz ve tam yapılmasını, kontrolsüzlük ve denetimsizliğin tüm ülkede bir disipline bağlanmasını milletçe istemek ve beklemek hakkımızdır. Tıpkı gazetecilikte de beklediğimiz gibi…”

Can usta “Günümüzde gazetecilik yapmak suç haline getirildi. Oysa aslında gazetecilik yapmamak suç olmalı…” diyerek bence son noktayı koymuştur.

*****

“Bir insanın özgürlüğü, bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter…” sözü, bireysel hakların sınırsız olmadığını, toplumsal yaşamda başkalarının özgürlüğüne saygı duyulması gerektiğini vurgulayan temel bir ilkedir. Genellikle Mihail Bakunin‘e atfedilen bu söz, bireysel özgürlüğün, başkalarının haklarına ve güvenliğine zarar verdiği noktada sınırlandırılması gerektiğini ifade eder.

İşte hoşgörünün merkezi ve halâ dünyanın en güzel yerlerinden birisi olan Bodrum’da özgürlükler gasp edilmektedir. Birilerinin ticari ikballeri ve rant beklentileri yüzünden Bodrum felsefesi ve turizm anlayışı hızla yok oluyor. Plansız bir büyüme ve ben yaptım oldu anlayışı tüm işletmelerin hastalığı olmuş. Bir çok işletme insanların yaşam alanlarını işgal etmekle kalmayıp, itiraz edenleri kaba ve hatta mafyatik bir dil ile ve zorbalıkla korkutuyorlar. Üstelik bu işgaliye kent estetiğine de yakışmıyor, derme çatma, gecekondu anlayışı ile kentin tüm alanlarına yayılmış durumda.

Özellikle Kumbahçe ve Bitez’de sahillerde estetikten uzak naylonlarla kaplanmış derme çatma gecekondu görünümlü işletmeler tarafından işgal edilmiş durumda buna gasp denilir ve suçtur. Yurttaşların denize girdiği yerleri geçtik artık evlerinin önündeki yolları bile zorbalıkla işgal eder oldu işletmeler. Sonra da buna karşı çıkanları mafyatik bir dil ile tehdit edecek kadar da kaba ve zorbalar.

Bodrumlu meslektaşım Miyase Karlıova Bitez köy merkezinde işletmelerin pervasızca sadece kaldırımı değil, yolları bile kapattıklarını, Bitez ahalisinin evlerindeki huzuru kaçıracak şekilde yüksek müzik yaptıklarını dile getirmiş.

Sen mi şikayet eden, neredeyse Miyase’yi asacaklar. Hakaretler ve tehditler arka arkaya gelmeye başlamış.

İşte bu işletmelerin bir planlama dahilinde ruhsatlandırılması gerekiyor. Bu sıkıntılı konuyu Bodrum Belediyesi nasıl çözer bilemem ama mutlaka çözmesi gerekiyor. Siyasi olarak yukarı tükürsen bıyık, aşağıya tükürsen sakal ama kent estetiği ve huzuru açısından bakıldığında sadece yasayı uygulamak yeterli diye düşünüyorum. Yoksa Bodrum’da huzur yerini huzursuzluğa bırakacak. Kimbilir belki de bıraktı bile.

Ez cümle “Bir insanın özgürlüğü, bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter…” unutmayalım…

*****

Son olarak bizden bir duyuru;

Sokak TV Youtube kanalımızda yeni bir programa başladık. Salı ve Cumartesi Günleri olmak üzere haftada iki defa yayınlanacak olan “Hasan Harmancı İle 99 Soruda Aleviliği Anlamak…” programını beğeneceğinizi umuyoruz. Bu programda Hasam Harmancı, Alevilik ile ilgili olarak bilinmeyenleri ya da yanlış bilinen doğruları anlatıyor. İzlemeniz dileği ile…

https://www.youtube.com/@sokak-tv

https://www.instagram.com/bodrumsokaktv/

https://www.facebook.com/bodrumsokaktv/

Sosyal medya hesaplarımızı takip etmeyi, beğenip yorum yaparak paylaşmayı ihmal etmeyiniz lütfen. Ana mecramız https://sokaktv.com/ takibe almayı da unutmayınız…

 

Eyvallah!

Bu yazıyı paylaş !

Shares
Bir Yorum Yazın


Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum
  1. Nasfet iristay dedi ki:

    Neyzenin ADALET. ile ilgili beyini geldi aklıma.
    Ora almanya
    Bura Türkiye
    Bayram hala cocuklara
    Bir türlü büyüyemediler.