Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi / 19 Aralık 2025 / 25. Bölüm
Herodotun Memleketi,
Halikarnas Balıkçısı’nın cenneti,
Kedilerin ve köpeklerin bile arkadaş olduğu
Dünyanın en güzel yeri
Bodrum’dan MERHABA!
Bugün 19 Aralık 2025 Cuma
32 kısım tekmili birden Sokağın Sesi başlıyor…
Dünyanın En Güzel Koyları ne demek?
Bodrum, Dünyanın En Güzel Koyları Kongresi’nde Türkiye’yi Temsil Edecek
Türkiye’den tek üye olarak “Dünyanın En Güzel Koyları Birliği”nde yer alan Bodrum, 22 Eylül’de Kanada’nın Tadoussac kentinde düzenlenecek kongrede dünyaya açılacak…
“Geleceğimiz İçin Yatırım: Koylarımızı Daha İyi Korumak” temasıyla gerçekleştirilecek olan bu kongre de Türkiye’yi Bodrumlu bir turizmci temsil etti.
Kim bu Bodrumlu turizmci?
2012–2015 yılları arasında Dünya Başkanlığı görevini üstlenen Galip Gür. Kongre öncesinde ne demişti Galip Gür; “Dünyanın En Güzel Koyları Birliği çatısı altında yapılan bu kongreler, sadece çevre ve turizm açısından değil, aynı zamanda Bodrum’un dünyadaki bilinirliği için de büyük önem taşıyor. Bodrum, Türkiye’yi tek başına temsil ederek ülkemizin gururu oluyor.”
Sizinle eski bir haberi paylaştım farkındaysanız. Durup dururken neden bu tarihi geçmiş haberi paylaşıyorsun diye soracaksınız elbette.
Sadece dünyanın en güzel koylarına sahip Muğla’nın koylarını korumak, her birimizin görevi olduğunu anımsatmak içindi. Zeytini de, tarımsal üretimi de, denizimizi de, balığımızı da, kültürümüzü de korumak zorunda olduğumuzu bir kere daha anımsatmak içindi.
Unutmayalım olur mu?
Diyeceklerimin hepsi bu mu? Elbette değil.
Bu anlatılanlara mutlu olduğum bir haberi daha bağlamak istiyorum:
Çünkü Halikarnas Balıkçısı’nın cenneti “Gökova Kurtuldu…”
Gökova…
Rüzgârın adını aldığı, denizin sabırla kıyıya mitler fısıldadığı o kadim körfez. Antik Karia’nın tanrılarla insanlar arasında kurduğu sessiz anlaşmanın bugüne kalan izlerinden biri. Zeytin ağaçlarının gölgesinde sadece doğa değil, binlerce yıllık bir hafıza yaşar burada.
İşte o hafızaya uzanan beton tehdidine karşı açılan hukuki mücadelede, Danıştay son sözünü söyledi.
Gökova korunacak.
Nokta…
Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin, Gökova Körfezi’ndeki doğal sit alanlarının yapılaşmaya açılmasına karşı açtığı dava, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun kesin kararıyla sonuçlandı. Yüksek mahkeme, sit statülerinin düşürülmesine yönelik işlemleri hukuka aykırı buldu ve yapılaşmanın önünü kapattı.
Kararda dikkat çekici bir vurgu vardı; Gökova için hazırlanan bilimsel raporlar, bu eşsiz coğrafyanın ekolojik bütünlüğünü yeterince ortaya koyamıyordu. Flora ve fauna verileri eksikti, su kaynaklarının kırılganlığı göz ardı edilmişti. Oysa Gökova, parça parça değil; bir bütün olarak korunması gereken canlı bir ekosistemdi. Danıştay, tam da bunu hatırlattı.
Bu karar sadece bir hukuki zafer değil.
Gökova’yı rüzgârıyla, sazlığıyla, caretta carettalarıyla, endemik bitkileriyle bir “arsa” değil, yaşayan bir varlık olarak gören anlayışın teyidiydi.
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras kararın ardından yaptığı açıklamada bu duruşu net biçimde özetledi.
“Gökova gelecek kuşakların ortak doğal mirasıdır. Bu karar, çevreyi ve kamu yararını esas alan duruşumuzun doğruluğunu göstermiştir.”
Belki de antik çağda Gökova’yı koruyan şey, tanrıların gazabına duyulan korkuydu. Bugün ise onu ayakta tutan; bilimin, hukukun ve vicdanın hâlâ birlikte konuşabiliyor olması. Rüzgâr hâlâ aynı yönden esiyor Gökova’da. Ve bu kez, doğa biraz daha rahat nefes alıyor.
Levent Arkan meselesi…
Öncelikle Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın danışmanı Levent Arkan’a kurulan pusu ve yapılan saldırı son yıllarda güzel ve yalnız ülkem ile birlikte, hoşgörünün merkezi Muğlamızın da geldiği son durumu göstermesi açısından çok dikkatle incelenmesi gereken bir olay.
Arkan’a pusu kuranlar elbette tek başına değiller ve biliyoruzki arkalarında bir ya da birkaç azmettirici var. Olay sadece adli bir vaka değil, ince ince analiz edilmesi gereken sosyolojik bir durumdur.
Peki habercilik anlayışına ne demeli. Doğruluğundan emin olunmadan çalakalem yapılan ve halka yanlış bilgi aktaranlara ne demeli. Haydi olayın heyecanı ile hatalı yapılan haberler neden düzeltilmedi? Hele onu hiç anlamıyorum. Muğla’da gazetecilerin örgütlendiği birkaç tane cemiyet var var. Bu konuya ilişkin bir değerlendirme yapmışlar mıdır bilmiyorum. Lakin en kısa zamanda ortak bir “Basın Ahlakı” konusunda hepimiz için bir eğitim çalışması organize etmelerinde yarar var diye düşünüyorum…
Sadece Köy Şenliği değil, bir dayanışma şöleni…
Bahçeşehir Koleji Bodrum Kampüsü, gelenekselleşen Köy Şenliği’nin dokuzuncusunda yine kalplere dokunan anlamlı bir etkinliğe imza attı. 13 Aralık Cumartesi günü okul bahçesinde düzenlenen şenlik, Bodrum halkı, öğrenciler, veliler ve öğretmenlerin geniş katılımıyla adeta bir dayanışma şöleni hâline geldi.
2016 yılından bu yana yüzlerce kişiyi aynı amaç etrafında buluşturan Köy Şenliği, yalnızca bir etkinlik değil; iyilikle, emekle ve dayanışmayla büyüyen toplumsal bir hareket hâline geldi. 2024 yılında şenlikten elde edilen gelirle Yakaköy Havva Torunlar Ortaokulu’na kazandırılan Müzik Sınıfı, öğrencilerin sanatla buluşmasına vesile olarak bu hareketin en kıymetli sonuçlarından biri oldu.
Başarılı ve yüreklere dokunan bu etkinliklerin sürmesi ve başarılı olmasını yürekten diliyorum. İyi insanların yolları açık olsun…
Usta Gazeteci Emin Varol’un Turizm ve Kültür Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile ilgili
Dikkat çeken Yorumu
Bildiğiniz gibi Usta Gazeteci ve Sokak TV’nin Ankara Temsilcisi Emin Varol 2026 yılı bütçe tasarısının görüşmelerini takip ediyor. Bütçe görüşmeleri ile ilgili olarak yazdığı köşe yazısını bu programda yeniden anımsatmak istedim. Çünkü TBMM Bütçe Görüşmelerinde Bodrum’u da çok ilgilendiren bir konu; Kissebükü-Adalıyalı Projesi konuşuldu.
Emin Varol’un “Nerene Takarsan Tak!” başlıklı köşe yazısı; 2026 yılı bütçe tasarısının görüşmeleri, “heyecansız” başladığını ve günde 2 bakanlık bütçesinin görüşmeleri adeta “jet” hızıyla Meclis Genel Kurulu’ndan geçtiğine dikkat çekiyor.
Bu hıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da eşlik edince muhalefet ayağa kalkıyor.
Peki neden?
Çünkü Bakan Ersoy; Bakanlığının bütçesini anlaşılmayacak kadar hızlı ve kısık bir sesle okumaya başlayınca, salondan “Bu, Meclise saygısızlık! Bu, nasıl bir okuma ya!” diye tepki alıyor. Tepkiler bununla da kalmıyor.
Bakan konuşmasını bitirdikten sonra da muhalefetin özellikle de CHP ve İYİ Parti milletvekilleri;
“Bodrum’un Kissebükü Adalıyalı mevkiinde 124 bin metrekarelik ormanlık alanda, bin yataklı turistik tesis yapmak isteyen Turizm Bakanı Ersoy’u” bir kez daha eleştiriyor. Anımsarsanız Bodrum’lu çevrecilerin de tepkilerine hedef olan Bakan Ersoy son 8 yılın bütçe görüşmelerinde hep bu eleştirilerin hedefi haline gelmişti. Son olarak TMMOB Bodrum Şubesi de Adalıyalı projesi için bakanlık tarafından verilen “ÇED gerekli değildir” raporunu da mahkemeye taşımıştı.
Bütçe görüşmeleri sırasında bu eleştirilere bir kez daha cevap veren Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy “tahsisle ilgili” defalarca açıklama yaptığını hatırlattı ve elindeki belgeleri göstererek, “ benim bunu artık boynuma takarak dolaşmam gerekiyor” dedi.
İYİ Parti Grup Başkan Vekili Turhan Çömez bu sözlere sinirlendi ve Bakan Ersoy’a “İster boynuna ister başka bir yerine tak” diye tepki gösterdi.
Usta gazeteci Emin Varol yazısında; Adalıyalı-Kissebükü projesi Bakan Ersoy’un peşini bırakmayacak gibi. Bir yandan Ankara ve muhalefet, diğer yandan Bodrum’lu çevreciler, bu projeyi engellemek için kararlı. Bakan Ersoy, Temmuz 2018 tarihinden bu yana 7 yıl süreyle bakanlık yapıyor. 78 kişinin ölümüne neden Bolu-Kartalkaya Otel yangınında oldukça yıprandı. Ayrıca bakanlığına bağlı, “Bodrum ve çevresindeki arazilerin kendi şirketine tahsisi “ konusunda başı ağrıyor. Yorumunu yaparken, yazısının en sonunda çok ama çok dikkat çeken bir yoruma da yer veriyor; Gazeteci Varol; “Bütçe görüşmeleri sonrasında yapılacak bir bakanlar kurulu değişikliğinde Turizm Bakanı Ersoy’un bakanlık görevinden alınması bekleniyor. Sonrasında işi daha da zorlaşacak gibi…”
Yorumu sizlere bırakıyorum…
Şimdi neden programın başında Dünyanın En Güzel Koyları ile ilgili eski bir haberi yeniden anımsattım anladınız değil mi?
Bu arada AKBELEN İKİZKÖY Mücadelesini dikkatle, dehşetle ve üzülerek izliyorum. Köylülerimizin mücadelesini ve direnişini destekliyor, her birini saygı ve sevgiyle kucaklıyorum…
Duyurularımız da yapalım…
Bodrum Mandalin Festivali İçin Geri Sayım Başladı…
Bodrum Belediyesi, Bodrum Mandalin Hareketi ve Bitez Mahalle Muhtarlığı organizasyonuyla; Muğla Büyükşehir Belediyesi, Bodrum Kaymakamlığı, İlçe Tarım Müdürlüğü, BODTO, BİTAV, BOTAV, BODER, BESİAD ve Bodrum Yalıkavak Lions Kulübü iş birliğinde, bu yıl 18’incisi düzenlenecek olan Bodrum Mandalin Festivali, 21 Aralık Pazar günü Bitez Köy İçi’nde gerçekleşecek.
Nar-Tugan 10. Geleneksel Kumbahçe Kutlaması 20 Aralık’ta Gerçekleşecek…
Kökleri Orta Asya Türk kültürüne uzanan ve bereketi, yenilenmeyi, dayanışmayı simgeleyen Nar-Tugan, bu yıl 10. kez Kumbahçe’de kutlanacak. Hava koşulları nedeniyle daha önce planlanan tarihten 20 Aralık Cumartesi gününe alınan etkinlik, 14.00 – 17.30 saatleri arasında Kumbahçe Mahallesi Meydanı’nda gerçekleştirilecek.
Nar-Tugan 10. Geleneksel Kumbahçe Kutlaması,
Ayşe Temiz – Karya Kültür Mirası Etkinlikleri
ve Zehra Bilgin – Kumbahçe Mahalle Muhtarı
iş birliğiyle düzenlenmektedir.
Son olarak Sedat Kaya’nın bir yazısını sizlerle paylaşarak programımızı tamamlamak istiyorum;
KIRIK ŞİİRLER KENTİ…
Knidos’ta sabah, kekik ve defne kokularıyla başlardı.
Güneş, Cap Krio burnunun ucunda yükselirken, kentin iki limanı aynı anda aydınlanırdı.
Biri Ege’ye, diğeri Akdeniz’e açılan iki göz gibi.
Aretades bu yüzden Knidos’un tek bir kaderi olmadığını söylerdi. İki denize bakan şehirlerin yazgısı da ikiye bölünürdü.
Onun dizeleri eksik ulaştı bize.
Bazıları sadece bir sözcük: thalassa-deniz.
Bazıları yarım bir cümle: “Kadınlar rüzgârı erkeklerden önce duyar.”
Bazılarıysa sadece bir ima: “Güzellik, taşın hafızasında daha uzun yaşar.”
Aretades, Knidos’un şairiydi ama saray şairi değildi.
Onu limanlarda, amphoraların arasında, balıkçıların küfürleriyle çocukların kahkahaları arasında görmek mümkündü.
Şiirini papirüse değil, kente yazardı.
“Kent bir bedendir” demişti bir dizesinde, “tapınaklar kemikleri, limanlar nefesidir.”
En çok Afrodit Tapınağı’nın çevresinde oyalanırdı.
Praxiteles’in heykelinin gölgesi, gün içinde yer değiştirirken Aretades de gölgenin peşinden yürürdü. Knidoslular, onun tanrıçaya âşık olduğunu sanırdı. Oysa Aretades, tanrıçadan çok ona bakanlara bakardı. Güzelliğin, bakışla kurulduğunu söylerdi.
Bir dizesinde şöyle demişti.
“Çıplaklık tanrıçaya ait değildir,
onu seyredenlerin korkusuna aittir.”
Knidos’ta bir gün, rüzgâr sert esti.
Limanın ağzında bir gemi karaya oturdu. İçinden Rodoslu bir tüccar çıktı, yanında kumaşlar ve söylentiler vardı. Kentte bir söylenti hızla yayıldı. Roma büyüyordu. Deniz artık sadece ticaret değil, itaat de getiriyordu.
Aretades o gün yazmadı.
Sadece sustu.
Son dizesi, ya da bize kalan son parça, bir mezar taşında bulunduğu söylenen bir fragmandı. Kime ait olduğu bile belli değildi.
“Bir gün Knidos susacak,
ama taşlar konuşmayı sürdürecek.”
Yüzyıllar geçti.
Tapınaklar yıkıldı, limanlar doldu, Afrodit’in heykeli başka bir kente taşındı. Aretades’in şiirleri ise tamamlanamadı. Ama belki de tamamlanmaları gerekmiyordu.
Çünkü Knidos hâlâ orada.
Rüzgâr hâlâ iki denizden esiyor.
Ve taşlar hâlâ konuşuyor.





