Ege’nin Kardeş Dalgaları

Yayınlama: 06.09.2025
246
A+
A-
Ege’nin Kardeş Dalgaları
Eylül ayıyla birlikte Ege’nin Anadolu’daki kıyı kentleri kurtuluş günlerini kutlamaya başlar. Her yıl aynı coşku 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşu ile taçlanır.
Bir kıyıda zafer şarkıları yankılanırken, öte yakada sessizlik hakimdir. Çünkü Yunanistan, emperyal güçlerin dolduruşuyla giriştiği bu savaşın acılarını hala taşır.
Oysa o yıllarda bu savaşa karşı çıkan cesur sesler de vardı. Yunanlı komünistler bildirilerle, eylemlerle ülkelerinin “Küçük Asya İşgali”ni durdurmaya çalıştı.
1919’da Yunan ordusu İzmir’e çıktığında Atina sokakları bayraklarla donanmıştı. Kilise çanları “Megali İdea”nın hayalini çalıyor, kralların ve generallerin saraylarında zafer şarkıları söyleniyordu.
Ama Anadolu’nun kavurucu rüzgarında başka bir melodi dolaşıyordu: gizli bildirilerin hışırtısı. Küçük kağıt yapraklar, Yunanistan “Komünist Askerler Komitesi”nin elinden çıkmıştı. Cephelerde çavuşların ceplerinde, erlerin çantalarında elden ele geziyordu.
Birinde şöyle yazıyordu.
“Asker kardeş! Türk işçileri ve köylüleri senin düşmanın değil, yoldaşındır. Düşmanın patronlardır.”
O satırlar, karanlık bir siperde nemli toprağa yaslanmış bir askerin ellerinde titriyordu. Kağıt, ona silahından daha ağır, daha yakıcı bir hakikat fısıldıyordu.
“Bu savaş halkların, işçilerin savaşı değildir.”
1922 yazında Atina’daki Syngrou Cezaevi’nin demir kapısı gıcırdadı. İçeri yeni bir tutuklu getirildi: Pantelis Pouliopoulos. Birkaç yıl önce hukuk öğrencisiydi, şimdi “cephede askerin moralini bozmak” suçlamasıyla zindandaydı. Kalemi yoktu, defteri yoktu. Ama taş duvarlara yazdı.
“Bu savaş bizim değil. İşçilerin savaşı hiç olmaz. Bir gün bu sözler taşları deler.”
Başka bir hücrede tarihçi ve gazeteci Yanis Kordatos vardı. Gardiyan dosyasını okurken alaycı bir kahkaha attı.
“Kralların savaşıymış ha? Evet, öyle. Halkların savaşı değil bu. Peki beni susturmak için kaç kez hapse atabilirsiniz?”
Aynı günlerde Selanik’te çok dilli işçi mahallelerinin çocuğu Avraam Benaroya, tren istasyonunda cebinde bildirilerle yakalanıp sürgüne gönderildi. Ama o, Balkan rüzgarlarında duyduğu enternasyonal şarkıyı hiç unutmadı.
“Barış, işçilerin şarkısıdır. Bir ulustan diğerine değil, sınıftan sınıfa kardeşlik!”
Cephelerde bu fısıltılar çoğalıyordu. Bir bildiride şu satırlar vardı.
“Küçük Asya Seferi haksız ve fetihçi bir savaştır. En başından kaybetmeye mahkumdur.”
Komünistlerin uyarılarını dinlemediler. Savaşa karşı çıkanları susturdular.
Sonunda 1922 sonbaharında, 9 Eylül günü cephe çöktü. Yunan askerleri geri çekilirken, yenilginin tozu arasında o bildirilerin yankısı kaldı.
“Barış! Türk işçisi, Yunan askeri, aynı alın teri, aynı acı, aynı umut.”
Yıllar geçti. O savaş karşıtlarının kimileri sürgünde öldü, kimileri siyasetin kıyısında silindi. Ama onların cesareti tarih sayfalarında hala okunuyor.
Yunanistan için “Küçük Asya Felaketi”, Türkiye için kurtuluş…
Arşipel’in iki yakasında şimdi iki farklı hafıza yaşanıyor ve bu hafızanın derinlerinde ortak bir ses yankılanıyor.
İnsanlığın geleceği ulusların değil, emekçilerin kardeşliğinde.
*Kaynak: Rizospastis (22 Şubat 1922 bildirisi), Ergatikos Agon (1920–21), Philip Carabott, Nikos Marantzidis, Benaroya ve Kordatos biyografileri.
**Görsel: Yunanistan Komünist Partisi’nin bu afişi, Küçük Asya Seferi nedeniyle yaşanan felaketi vurguluyor. Bu felaketi yaşayanlar, cephedeki askerler ve Anadolu kıyısında mahsur kalan siviller oldu. Batılı güçler (örneğin ABD donanması) ise bu trajedi karşısında sadece izleyici kaldı. Çözüm, milliyetçi maceracılıklarda değil, halkların kardeşliği ve emperyalizme karşı ortak mücadelededir.

Bu yazıyı paylaş !

Shares
Bir Yorum Yazın


Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.