Cemre ve İnsan Yüreği / Mehmet Kocair “SOKAK” Yazıları…

Yayınlama: 07.03.2026
124
A+
A-

*

Cemre ve İnsan Yüreği

 
Cemreler düşüyor;
Havaya düştü önce, buz kesen soğuk yumuşamaya evrildi,
Suya düştü sonra, buzlar çözülmeye, akış yeniden başlamaya niyet etti,
Son cemre de düştü toprağa geçende,
tohumlar uyanacak içten içe,
doğa, “yaşıyorum yaşatmak için siz insanoğlunu” der gibi sanki…

Anadolu’nun kadim zamanlarında ve kültürlerinde cemre, sadece mevsimsel bir işaret değildir.
O, umudun üç aşamalı yürüyüşüdür.
Isınma dışarıdan içeriye doğru ilerler.
Önce hava değişir, sonra su,
en sonunda toprak.
Tıpkı insan gibi…
İnsan da böyledir.
Önce düşüncesi yumuşar, sonra duyguları çözülür, en sonunda kalbi ısınır.

Bu hayatta en çok ihtiyaç duyduğumuz şey,
belki de kalplerimize düşecek bir cemredir.

ve, Bu günler;

Hava, barut kokuyor,
Su, kan kırmızısı akıyor sanki,
Bombalar yağıyor şehirlerin üzerine, Mart yağmurları yerine…
Toprak, yeşermiyor bir türlü…
Çocuklar düşüyor üzerine,
büyümez bedenleri ile…
Kadınlar düşüyor, doğuran, koruyan elleriyle,
İnsanlar düşüyor nefessiz bedenleriyle,

Toprağa…

Orta Doğu’nun şehirlerinde…

İnsanın, İnsanlığı ile savaşı mıdır bu?
Nedir?

Cemre toprakta nihayet;
Kutsaldır toprak, sabrı bize çok şey öğretir.
Aylarca soğukta bekler, karın altında susar ama vazgeçmez.
Çünkü bilir ki cemre düşecektir, kış bitecektir…

Hiçbir kış sonsuz değildir.
Hiçbir kalp ebediyen donuk kalmaz.

Yeter ki umut tamamen terk edilmesin.

Mutlak Sıfır ve İnsan Kalbi

Fizikte bir kavram vardır:
Mutlak sıfır.
Eksi 273,15 derece.
Maddenin sahip olabileceği en düşük sıcaklık.
Teorik olarak atomların titreşiminin neredeyse durduğu nokta.

Isının bittiği yer.

Bilim bize şunu söyler:
Mutlak sıfıra ulaşmak mümkün değildir.
Ona yaklaşabilirsiniz ama tam anlamıyla erişemezsiniz.
Doğa buna izin vermez.
Yani onu ölçemezsiniz,
ölçemediğin şey de yoktur o halde…
Var olan, sıcaklıktır,
Aslında, “soğuk” dediğimiz, sadece “ısının yokluğudur” da diyebiliriz…

İnsan kalbi de böyle değil midir?.

Bazen kırılırız, bazen donarız, bazen içimizdeki hareket yavaşlar.
Öfke, küskünlük ya da umutsuzluk bizi soğutur.
Ama insan ruhu da tıpkı madde gibi, tamamen sıfıra inmez.
İçimizde mutlaka çok küçük de olsa bir titreşim kalır.

İşte o titreşim umuttur.
İşte o titreşim merhamettir.
İşte o titreşim yeniden ısınma ihtimalidir.

Cemre belki de bu yüzden kıymetlidir.
Çünkü doğa bize şunu hatırlatır:
Hiçbir toprak mutlak sıfıra inmez.
Hiçbir kalp tamamen donmaz.

Yeter ki biz,
o son titreşimi söndürmeyelim.

Halikarnas’ta Toprağa Düşen Cemre

Havanın sert rüzgarları yumuşayacak yavaş yavaş,
Engin denizlerin, mavi suları da ılıyacak hafiften,
Balıkçıya, bir “Merhaba” der gibi…

Dedik ya, cemre artık toprakta…

Ama bu toprak sıradan bir toprak değil.

Burası, 5000 yıllık Karya uygarlığının başkenti Halikarnas.
Burası yalnızca beyaz evlerin, mavi denizlerin değil; bilginin, birikimin, sevginin ve insanlığın ortak yürüyüşünün mekânı.

Bir zamanlar bu topraklarda farklı diller konuşuldu, farklı inançlar yaşandı, farklı kültürler birbirine karıştı.
Ama toprağın altında hepsi aynı sabırla bekledi.

Cemreyi bekler gibi.

Ve Anadolu toprağı;

Anadolu, bir ayrışmanın değil, birleşmenin coğrafyasıdır.
Hitit’ten Karya’ya, Lidya’dan Frig’e, Roma’dan Selçuklu’ya kadar her medeniyet buraya bir iz bırakmış, ama hiçbiri bu toprağın ruhunu tek başına sahiplenememiştir.

Çünkü Anadolu, paylaşarak büyüyen kadim bir gelenektir, tarihin yazılmış tüm zamanların en büyük hikayesidir.

Halikarnas Balıkçısı’nın dediği gibi, bu topraklar medeniyetlerin beşiğidir.
Beşik ise içindekine hayat verir;
Kucakladığı her kültürü yoğurur, dönüştürür ve yeniden insanlığa sunar.

Cemre de böyledir.

Toprağa düştüğünde her tohumu aynı şefkatle ısıtır.

Halikarnas’ın toprağı gibi,
Yüzyıllar boyunca farklı halklar aynı limanda gemilerini bağladı,
Aynı rüzgârları soludu.
Aynı güneşin altında ısındı.

Demek ki, birlikte yaşamak mümkündür.
Demek ki, kardeşlik bir hayal değil, bu toprakların geçmişidir.

Cemreyi Beklemek mi,
Cemre Olmak mı?

Cemrenin toprağa düşmesini beklemek kolaydır.
Zor olan, bir başkasının kalbine cemre olabilmektir.

Bir selamla,
Bir anlayışla,
Bir adım geri çekilip karşıdakini dinleyerek…

Eğer Halikarnas’ın kadim ruhuna layık olmak istiyorsak,
önce içimizdeki soğuğu eritmeliyiz.

Biliriz ki:
Medeniyet taşla değil,
insanla kurulur.
Bereket yağmurla değil, merhametle çoğalır.

Cemreler düşerken,

Belki de bize yakışan;

Havayı yumuşatmak, Sözümüzle…
Suyu arındırmak, Sevgimizle…
Toprağı ısıtmak, Kalbimizle…

ve Anadolu’nun binlerce yıllık birikimini;
ayrışmanın değil,
dostluğun, kardeşliğin,
ve iyiliğin diliyle,
yeniden hatırlamak
olmalıdır…

Gençlere Küçük Bir Not

Sevgili gençler;

Dünyanın karmaşası içinde bazen her şey sert, kırıcı ve soğuk görünebilir.
Ama unutmayın;
En güçlü dönüşüm soğutarak değil, ısıtarak olur.
Sesiniz değil, sözünüz yüksek olsun.

Bereket yalnızca mahsul bolluğu değildir.
Bereket, evde huzur,
sofrada paylaşım,
sokakta bir “Merhaba” dır.

Bir kentin insanları birbirine güveniyorsa,
oraya Cemre düşmüştür,
Gençler umudunu kaybetmiyorsa, oraya Cemre düşmüştür,
İnsanlar farklı düşünse de birbirini dinleyebiliyorsa,
oraya Cemre düşmüştür,

İşte orası bahardır…

Toprağa düşen cemreyi beklemek yetmez.
Bazen birine ilk selamı vererek,
Bazen bir küskünlüğü bitirerek,
Bazen de sadece iyi bir insan olmaya gayret ederek
biz de bir cemre olabiliriz.

ve her bahar, bize aynı şeyi fısıldar;

Isıtan insan olun,
Sevgi olun,
Barış olun,
Mutlu olun,

CEMRE olun…

MKocair.
Mart 2026 Bodrum

*Görsel, yapay zeka ile oluşturulmuştur.

Bu yazıyı paylaş !

Shares
Bir Yorum Yazın


Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.