BODTO’da Değişim (Pardon) Seçim Süreci Başladı…
Yalnız yürümem sana amaçsız görünse de,
Gel ve otur deme bana
Benimle yürü, elimi tut,
Beni gitmek istediğim yere götür.
Belki bir şey arıyorumdur,
Belki acıkmışımdır ya da susamışımdır,
Belki lavaboya gitmem gerekiyordur.
Belki de sadece bacaklarımı esnetmek istiyorumdur.
Başıboş dolaşmıyorum ben;
Sadece nereye ve neden gittiğimi unuttum.
Uzun zaman önce kaybettiğim
Annemi aradığımda,
Bana onun öldüğünü söyleme.
Beni yatıştır, bana sarıl,
Bana anneme dair sorular sor.
Belki de bir zamanlar
Onun bana verdiği güven duygusunu arıyorumdur.
Sesimi yükselttiğimde,
Lütfen yanımdan geçip gitme,
Ya da bana sessiz olmamı söyleme.
Sana anlatmak istediğim bir şey var
Ve bunu sana tanıdık gelen bir şekilde
Nasıl söyleyeceğimi unuttum.
Sabırlı ol, beni dinle,
Neye ihtiyacım olduğunu anlamaya çalış.
Belki canım acıyordur, belki de yalnız hissediyorumdur.
Sana ihtiyacım olduğunu unutma.
Huzursuz olduğumda ya da kızgın göründüğümde,
Lütfen hemen ilaca sarılma.
Davranışımın arkasında bir neden yatıyor,
Bu senin bilmeden yaptığın bir şeyle ilgili olabilir.
Ya da bulunduğum yer çok sıcak, çok soğuk, çok parlak
Ya da çok gürültülüdür.
Belki de tıpkı senin gibi benim de bir amaç bulmam gerekiyordur.
Belki de benim de yaşamaya devam etmek için bir nedene ihtiyacım vardır.
Belki de aynı senin beni özlediğin gibi sevdiklerimi özlüyorumdur.
Bana ilaç vermeden önce beni keşfetmeyi dene.
Yemeğimi yemediğimde ya da çayımı içmediğimde,
Bunun nedeni nasıl yapılacağını unutmuş olmam olabilir.
Bana ne yapmam gerektiğini göster, çabalarımı alkışla.
Bağımsızlığıma ve haysiyetime değer verdiğini göster.
Belki de sadece bıçak ve çatalı elimde tutmak
Kendi başıma nasıl yiyip içeceğimi hatırlamamı sağlar.
Yıkanmama ya da giyinmeme yardım etmeye çalışırken seni itersem,
Belki de korkuyor olduğumdandır.
Belki fark etmeden beni korkutuyorsundur.
Belki de ne dediğini anlamıyorumdur,
Ne yaptığımızı bana söylemeye devam et,
Tekrar, tekrar ve tekrar.
Bir beyin hastalığım var, hepsi bu.
Ben hâlâ duyguları olan bir insanım.
Hâlâ buradayım. Hâlâ buradayım. Hâlâ buradayım.
Lütfen hastalığımın ötesine bak.
Lütfen hayatımı sonuna kadar yaşamama yardım et.
Dinle ve görünenin ötesine bak.
Bana elini uzat, korkularımı anlamaya çalış,
Belki de korkularımız aynıdır.
Kendimi değerli, güvende,
İsteniyor ve seviliyor hissetmeme yardım et.
Eğer sana teşekkür etmezsem,
Bunun nedeni
Nasıl teşekkür edildiğini unutmuş olmam olabilir.
Ama kalbim hatırlıyor
Ve sonsuza dek minnettar.
(Kaynak: https://myalzheimersstory.com)
Herodot’un Memleketi, Halikarnas Balıkçısı’nın cenneti, Kedilerin ve Köpeklerin bile arkadaş olduğu, Dünyanın en güzel yeri Bodrum’dan Merhaba…
Türkiye Alzheimer Derneği Bodrum Şube Başkan Yardımcısı çok değerli arkadaşım Serra Alemdar’ın Bodrum Sokak Dergisi için yazdığı “Kalbim Hatırlıyor” başlıklı anonim bir şiir ile başladık bu haftaki Sokağın Sesine…
‘Kalbim Hatırlıyor’ adındaki anonim şiirin bu yolculukta aydınlığa açılan bir kapı aralaması dileğiyle…
İşte 32 kısım tekmili birden Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesine başlıyoruz…
Bodrum Belediyesi’nin “Denize En Çok Mavi Yakışır” sloganıyla yürüttüğü deniz dibi temizliği projesi 2015 yılında başlamıştı. Dönemin Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon deniz dibi temizliği kampanyasının çevre illere örnek olduğunu vurgulayarak bu proje için her türlü desteği vermeye hazır olduklarını söylemişti.
“Denize En Çok Mavi Yakışır” projesi dönemin Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras tarafından da sahiplenilmiş ve her yaz tüm koylarda deniz dibi temizliğine devam edilmişti.
Bodrum Belediyesinin genç başkanı Tamer Mandalinci de Kocadon ve Aras gibi projeye sahip çıkarak deniz dibi temizliğini devam ettiriyor. Bu hafta da Bodrum Belediyesi gönüllü dalış ekibi ile Green Rangers dalış ekibi tarafından “Torba Deniz Dibi Temizliği” gerçekleştirildi. 70-75 kilo atık çıkarıldı.
Burada önemli noktaya dikkatinizi çekerek sormak istiyorum;
Denizlerimizi kim kirletiyor?
Deniz biyoloğu ve belgesel yönetmeni Mert Gökalp’in deniz temizliği sırasında yaptığı açıklamalar, aslında bu sorunun cevabını açıkça ortaya koyuyor. Denizden yaklaşık 70-75 kilograma ulaşan atık çıkarılıyor ve bu atıkların önemli bir bölümünü tek kullanımlık plastikler, su şişeleri ve kahve bardakları oluşturuyor. Atıklar arasında en fazla kutu kola, kutu bira ve diğer içecek kutuları var. Yani plastikler ve alüminyum içerikli atıklar. Lastikler, usturmaçalar ve insan eliyle denize ulaşan daha pek çok atık… Yani denizin dibinden çıkanlar, doğanın kendi ürettiği şeyler değil. Bizim kullandığımız, tükettiğimiz ve ardından denize bıraktığımız atıklar.
Lakin sorunumuz yalnızca denizin dibinden çıkan bu çöpler de değil.
Mert Gökalp, özellikle kapalı koylarda görülmeye başlayan, müsilajı andıran sümüksü partiküllere de dikkat çekiyor. Bu görüntülerin, koyların içindeki atık ve arıtma sistemleriyle ilgili önemli bir işaret olabileceğini belirtiyor. Yani deniz, yalnızca içine attığımız çöpleri biriktirmiyor; belki de yaşadığı sorunları bize kendi diliyle anlatmaya çalışıyor. Kara tarafındaki çöpleri görüyoruz ve belediyelerin ilgili birimleri bir şekilde bunları bertaraf ediyor.
Acaba hangimiz denizin dibindeki atıkları, hayalet ağları görebiliyoruz?
Kıyıları temizliyoruz, koyları temizliyoruz, denizin dibinden tonlarca atık çıkarıyoruz. Ama ertesi gün aynı plastik şişe, aynı kahve bardağı, aynı kutu yeniden denize düşüyor.
Artık anlamamız gereken nokta şudur; Deniz temizliğini yaparken, diğer yandan da ve hatta öncelikle denizi kirletmemeyi öğrenmek gerekiyor. Biz hala kıçımızı denize dönmeye devam edersek, yüzümüzü döndüğümüzde denize o gün o da bize kıçını dönecektir değil mi?
—————————————————————————————————–
Gelelim bu haftanın en önemli gündemine; BODTO seçimlerine…
Uzun zamandır BODTO Başkanlığı için hazırlık yapan ve hatta geçtiğimiz dönem Mahmut Kocadon’un son anda yaptığı salvo ile hayalini bir sonraki seçime bırakan Erdem Ağan geçtiğimiz hafta adaylığını açıkladı.
Çok heyecanlıydı. Aceleciydi. Bu sefer hayalini gerçekleştirmek BODTO Başkanı seçilebilmek için tüm hazırlıklarını tamamlamış görünüyordu. Basın açıklamasında özgüven ve motivasyonu zirvedeydi. Gençlik enerjisini de eklersek bu iş tamam denilebilirdi.
BODTO Yönetim Kurulu Başkanlığına adaylığını açıklayan Bodrumlu genç iş insanı Erdem Ağan, yeni dönem vizyonunun merkezine üyesiyle sahada daha fazla temas kuran, sektörlerin sorunlarını ve beklentilerini doğrudan dinleyen ve üyeleriyle sürekli iletişim içinde olan bir Ticaret Odası anlayışını koyduklarını belirtti.
“Burada bir virgül koyalım; 20 yıldan bu yana (tırnak içinde söyleyelim) kendisinin de içinde olduğu, görev yapan başta Mahmut Kocadon olmak üzere yöneticilere ince bir eleştiri olduğunu da fark etmemek mümkün değil…”
Bodrumlu işletmelerin uluslararası pazarlara açılabilmesi için yeni bağlantılar, iş birlikleri, yatırım fırsatları ve finansman olanaklarına erişim sağlayacak kanallar oluşturmayı hedeflediklerini ifade eden Ağan, genç girişimciliğin de öncelikli çalışma alanlarından biri olacağını da basın açıklamasında üzerine basa basa vurguladı.
Ağan, özellikle start-up projelerinde BODTO’nun yalnızca destek veren değil; doğru fikirlerin geliştirilmesi, doğru çevrelere tanıtılması ve temsil edilmesi, yatırımcılarla buluşturulması ve başarıya ulaşabilecekleri bağlantıların kurulmasında aktif rol üstlenen bir yapı olmasını hedeflediklerini sözlerine ekledi. Böylece Bodrum’da doğan iyi fikirlerin büyümek için kentten ayrılmak zorunda kalmadığı, Bodrum’dan gelişip ulusal ve uluslararası ölçekte başarıya ulaşabildiği yeni bir girişimcilik ekosistemi oluşturmak istediklerini ifade etti…
Bence ayaklarının üzerine basan hedeflerin olduğu dolu dolu bir basın açıklamasıydı.
Yolu açık olsun…
—————————————————————————————————–
Birkaç gün sonra da İbrahim Akkaya bir basın toplantısı düzenleyerek beklenildiği gibi adaylığını açıkladı.
BODTO’nun önümüzdeki dönemde daha güçlü, daha etkili ve daha katılımcı bir yapıya kavuşması hedefiyle aday olduğunu kamuoyuna duyurmuş oldu. Deneyimli iş insanının heyecanı adeta yüzüne vurmuştu ki kendisi de bir çok kez burada konuşma yapmasına karşın, hiç bu kadar heyecanlanmadığını söyledi. Basın açıklamasının tamamını SokakTV.com ve youtube kanalımızdan izleyebilirsiniz. Ben bir bölümünü buraya alarak üzerinde yorumlar yaparak görüşlerimi dile getirmek istiyorum.
Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki; BODTO Başkanlığı için aday olduğunu açıklayan İbrahim Akkaya eğitimi, vizyonu, çalışkanlığı, nezaketi ile iş ve sosyal yaşamdaki samimi ilişkileri ile sevilen sayılan bir adam.
Akkaya adaylık açıklamasında; “Bodrum Ticaret Odası zaman içinde yalnızca belgeleri düzenleyen bir meslek kuruluşu olmaktan çıktı; Bodrum için veri üreten, araştıran, sorunları tespit eden, kamu kurumlarıyla temas kuran, gerektiğinde Bodrum’un sesi olan bir kuruma dönüştü. Şimdi yapılması gereken, bu kurumsal birikimi daha da ileriye taşımaktır. Çünkü bugün konuştuğumuz Bodrum, 21 yıl önceki Bodrum değil. Türkiye’nin en önemli ekonomik merkezlerinden birindeyiz. Muğla ekonomisinin yaklaşık üçte biri Bodrum’da oluşuyor; Muğla’daki yaklaşık 244 bin turizm yatağının 90 bine yakını Bodrum’da. Muğla genelinde 33 bin civarındaki oda üyesinin yaklaşık 10 bini yine Bodrum’da faaliyet gösteriyor. Ekonomimiz büyürken sorunlarımız da aynı hızla büyüyor. Bugün Bodrum’da altyapıdan ulaşıma, konuttan işgücüne, enerji maliyetlerinden çevreye kadar birçok başlık birbiriyle iç içe geçmiş durumda. Bu tablo, bize çok daha güçlü bir ortak akıl ve kurumsal iş birliği ihtiyacını açıkça gösteriyor. İşte bu nedenle adayım…” dedi.
Bu tespitlerinin tamamını birçoğumuzun doğru bulduğunu tahmin ediyorum ve ben de bu tespitlerin doğru tespitler olduğunu düşünüyorum…
İbrahim Akkaya açıklamasına devam ediyor;
“Bir grubun değil, meslek komitelerinin, meclisin, yönetimin ve üyelerin söz sahibi olduğu katılımcı bir yönetim anlayışını savunuyorum. Ve bunu açıkça ifade ediyorum: Bu göreve yalnızca bir dönem için talibim…”
İşte tam da bu söyleminin ardından sorum geldi. Madem böyle düşünüyordunuz 21 yıldan bu yana görevinizi, koltuğunuzu neden başka arkadaşlarınıza devretmediniz? Akkaya basın açıklamasında özeleştiri yapmaya çalıştı elbette. Özellikle geçen seçimlerde 2. Meslek Komitesinde Engin Ali Kaplan ile kıyasıya yarışını BODTO üyeleri ve biz gazeteciler hala unutmadık.
İbrahim Akkaya’nın da yolu açık olsun…
—————————————————————————————————–
Bu arada seçimde eğer başkanlığı gerçekten bırakacaksa en zorda kalan Mahmut Kocadon olacaktır. Neden mi?
Bir tarafta evladı gibi yetiştirdiği, Bodrumlu bir aday Erdem Ağan, diğer tarafta 21 yıldan bu yana birlikte yol yürüdüğü, çalışkan yardımcısı İbrahim Akkaya. Mahmut Kocadon için aşağıya tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık durumları.
Ekim ayında gerçekleştirilecek olan BODTO seçiminde “KESİN BİR DEĞİŞİM” olacak mı?
Yıllardır koltuğu bırakmayan Mahmut Kocadon, sonunda kendi isteği ile koltuğu bırakmaya karar verdi mi? şimdilik bilmiyorum.
Ben yine de açık bir kapı bırakayım ve sorayım;
“Mahmut Kocadon iki adaya da geçen dönemdeki seçimde olduğu gibi ‘siz kenarda durun’ diyerek BODTO başkanlığına yeniden aday olur mu?”
Bekleyip göreceğiz…
Bu konuyu iki noktaya daha parmak basarak tamamlayalım…
İlki; İbrahim Akkaya basın açıklamasına oldukça yoğun bir katılım oldu. BODTO Konferans salonunun tüm koltukları doluydu. En öndeki iki sıra koltuk gazetecilere ayrılmıştı. Sahada çalışan bir gazeteci olarak çok uzun zamandır bu kadar ince bir davranışla karşılaşmamıştım doğrusu. Hepimiz birbirimizin yüzüne bakarak hayretler içinde kaldık.
Gazeteci meslektaşlarım adına teşekkür ediyorum…
İkincisi ise; İbrahim Akkaya gibi nezaketi ve zarifliği ile tanınan bir adamın diğer aday Erdem Ağan’a başarılar dilememiş olması da gözümden kaçmadı ve hayretle karşıladım. Erdem Ağan’ın da İbrahim Akkaya’nın da bu tür ince noktalara dikkat etmelerini dileyerek, şimdilik bu bahsi kapatıyorum…
—————————————————————————————————–
Yalıkavak’ta Xuma Beach gerilimi aslında turizmin geldiği son noktayı gösteriyor…
Yalıkavak’ta faaliyet gösteren Xuma Beach’te çalışan işçiler, ağır çalışma koşulları ve ödenmediğini ileri sürdükleri fazla mesailer nedeniyle başlattıkları hak arama sürecinin ardından işveren tarafından bazı çalışanların Kod-25/II gerekçesiyle işten çıkarıldığını öne sürdüler. İşçiler, maaşların yatırılmasına rağmen geçmiş dönem fazla mesai ve tazminat taleplerinin karşılanmadığını savunarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na da çağrıda bulundular. EMEP ve Türkiye İşçi Partisi Bodrum İlçe Örgütleri de yaşanan bu süreçte turizm emekçilerine hem moral hem de hukuki destek verdi…
Lakin durum hiç de görüldüğü gibi değil. Sorun sadece personelin alamadığı maaşlar ile sınırlı hiç değil. Bu sorun, özellikle 2026 turizm sezonunda yaşanan ekonomik sıkıntıların, çalışma hayatına ve turizm emekçilerine nasıl yansıdığının da önemli bir örneğidir. Bu sezon turizmin birçok alanında beklentilerin altında geçti. İşletmeler maliyetlerden, çalışanlar ise geçim sıkıntısından dert yandılar. Enflasyonu dizginlemek için döviz kurunun sabitlenmeye çalışılması krizin derinleşmesine neden oldu. Turizmciler döviz kurunun en azından akaryakıt fiyatlarıyla aynı olması gerektiği konusunda fikir birliğine varıyorlar. Ancak ekonominin bütün yükü dönüp dolaşıp yine en alt basamağa, yani emekçilerin omuzlarına bırakılıyor…
İşte burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor. Sezon kötü geçti diye işçinin fazla mesaisi ödenmeyebilir mi? Bahşişine, emeğine ya da hak ettiği tazminata göz dikilebilir mi? Turizm işletmeleri zor günlerden geçiyor olabilir. Ancak zor günlerin bedelini sadece çalışanların ödemesi ne kadar adil?
Ne yazık ki bu sezon, turizm sektöründe çalışanların maaşları, fazla mesaileri, bahşişleri ve çalışma koşullarıyla ilgili çok sayıda şikâyetin gündeme geldiği bir dönem oldu. İddialara göre bazı işletmeler, ekonomik krizin ve kötü geçen sezonun arkasına sığınarak çalışanların zaten sınırlı olan gelirleri üzerinde daha fazla baskı kurdu.
Turizm, en çok da emektir ve Bodrum’a gelen misafirlerimizin yüzünde gördüğümüz gülümsemenin arkasında, çoğu zaman kendi geçim derdiyle mücadele eden bir turizm emekçisi vardır.
Xuma Beach’te yaşananların hukuki boyutu elbette ilgili kurumların ve yargının değerlendireceği bir konudur. Ancak burada ortaya çıkan iddialar, sadece bir işletmeyle sınırlı görülmemeli. Çünkü kötü geçen bir turizm sezonunun ardından çalışanların haklarının tartışma konusu hâline gelmesi, hepimizi düşündürmelidir.
—————————————————————————————————–
Programın sonuna geldik, lakin programın en başında okuduğum anonim şiirin somut yansımasını anlatmak da isterim kısaca…
Bildiğiniz gibi Türkiye Alzheimer Derneği Bodrum Şubesi’nin en önemli projelerinden birisi Bodrum belediyesinin desteği ile hayata geçiyor. Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci Bodrum Gündüz Yaşam Merkezi basın lansmanının ardından bana verdiği özel röportajda; “Yurttaşlarımızın hayatına değer katan projeleri hayata geçiriyoruz…” dedi. İşte bana göre Gündüz Yaşam Merkezi projesinin de net bir tarifiydi bu cümle.
Bodrum Belediye Başkanı Mandalinci röportajında son yıllarda ülkemizin nüfus artma oranında bir azalım söz konusu olduğuna dikkat çekerek Bodrum Gündüz Yaşam Merkezi projesi ile ilgili olarak şu değerlendirmeyi yaptı;
“Daha da orta ve uzun vadede yaşlı bir nüfusa sahip olacağız. Ve yaşlı nüfusumuzla beraber de özellikle huzur evi, bakım evi, doğal yaşam alanları bizler için son derece önemli, son derece halkçı ve sosyal projelerin başında geliyor. Değerli iş insanlarımızla sevgili Yunus bey ve Yunus bey gibi hayırsever insanlarımızın katkısıyla bu projeleri de hayata geçirmek bizler için son derece büyük bir gurur ve mutluluk verici. Bodrum’da söz verdiğimiz vatandaşımızın hayatına değer katan onların sosyalleşmesini, onların kentle daha aktif bir şekilde bağdaşmasını sağlayacak projeleri yapmaya, tasarlamaya, hayata geçirmeye devam edeceğiz. Bizlerin sözüne sözcü olduğumuz için sizlere çok teşekkür ediyoruz. Güzel yatırımları, kamucu yatırımları devam ettireceğiz…”
Hemen ardından Türkiye Alzheimer Derneği Genel Başkanı Dilek Şahinöz de Bodrum Gündüz Yaşam Merkezi Projesinin hayata geçmesinden dolayı memnuniyetini dile getirirken, gazeteciler ile çok önemli bilgileri paylaştı.
Genel Başkan Dilek Şahinöz;
“Bizim için çok heyecanlı bir gün. Türkiye Alzheimer Derneği olarak 2011 yılında Türkiye’deki ilk Gündüz Yaşam Merkezini açmıştık. Bunun gitgide çoğaldığını görmek çok mutlu edici. Şimdiye kadar 33 tane Gündüz Yaşam Merkezimiz oldu. 34.’de yolda…” dedi.
Türkiye Alzheimer Derneği Bodrum Şube Başkanı Doç. Dr. Melek Kandemir Yılmaz ise bu projenin kahramanlarının lideriydi. Bodrum Şubenin 2024 yılında kurulduğunu anımsatarak şube faaliyet göstermeye başladığından bu yana Bodrum’da bir Gündüz Yaşam Merkezi açabilmek olduğunu ifade ederek;
“Hem hastaların rehabilitasyonu, beraber vakit geçirebilecekleri çeşitli aktiviteler yapabilecekleri bir ortam olması, hem de hasta yakınlarının üzerindeki yükü biraz hafifletebilmek onları dinlendirebilmek amaçlı bir merkez hedefliyorduk. Sağ olsun Bodrum Belediye Başkanımız Sayın Tamer Mandalinci baştan beri bize çok destek oldu. Alzheimer Gündüz Yaşam Merkezi seçim sürecindeki lansman projelerinden birisiydi ve bugün ilk kez bunun gerçekleşeceğine dair somut bir şey elimizde oldu. Yardım sever ve sanatsever Sayın Yunus Büyükkuşoğlu en büyük destekçi, bağışçı ve onun sayesinde bu gündüz yaşam merkezi hayata geçecek…” dedi.
Başta Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci, hayırsever iş insanı Yunus Büyükkuşoğlu, Türkiye Alzheimer Derneği Genel Başkanı Dilek Şahinöz Doç. Dr. Melek Kandemir Yılmaz olmak üzere emeği geçenlere bir Bodrumlu olarak çok teşekkür ediyorum ve onları kutluyorum.
Bu projenin Türkiye genelinde yaygınlaşmasını Bodrum’da da sayılarının daha da artmasını diliyorum. Bu eser Bodrum’a çok yakıştı…
—————————————————————————————————–
Son olarak izniniz ile gazetecilik mesleğini ilgilendiren bir durumu isyan ederek dile getireceğim.
Tüm yurtta olduğu gibi Muğla’da da siyaset kazanı fokur fokur kaynıyor. Özellikle CHP ve YENİ Parti içindeki bazı provokatörler, densizler, terbiyesizler ve koltuk kapma sevdalıları neredeyse birbirlerini boğazlayacaklar. Elbette çoğunluğu sağduyu sahibi, saygıyı ve nezaketi elden bırakmadan karşılıklı eleştirilerini yapıyor ve yine eskisi gibi oturup çay kahve içerek görüş alışverişinde bulunuyorlar.
Lakin birileri sözde siyasetin içinde yer alan ve kendi içindeki çekişmelerle kaba saba bir siyasi çalışma yapanlar var. Bunlar kendi hesaplarınca siyasetin ateşini gazetecilerin üzerine atmaya çalışıyorlar.
Ahmet Değirmenci’nin sosyal medya hesabında yazdığı yazıda Muğla ve Bodrum basını için kullanılan bazı ifadeler var: “Kalemini kiraya verenler”, “ilkesiz”, “kalitesiz”…
Bir dakika! Sayın Ahmet Değirmenci, yavaş gel!
Siyaset yapabilirsin, partini savunabilirsin, eski arkadaşlarınla tartışabilirsin, CHP’yi de eleştirebilirsin, YENİ Parti’yi de ya da diğerlerini de eleştirebilirsin. Ancak siyasi kavganın içine gazetecileri atıp, önüne geleni “kiralık kalem” diye suçlayamazsın.
Gazeteciliği eleştirmek başka şeydir, gazetecinin meslek onuruna saldırmak başka. Bir gazetecinin yaptığı haberi beğenmezsin; ararsın, sorarsın, cevap verirsin. “Bu haber doğru değildir…” dersin, belgeni ortaya koyarsın, açıklama yaparsın, düzeltme istersin. Ama elinde hiçbir somut kanıt olmadan, sırf haber hoşuna gitmedi diye gazetecilerin emeğini ve itibarını hedef alamazsın. Çünkü “kiralık kalem” sözü, basit bir siyasi eleştiri değildir. Bu ifade, doğrudan bir gazetecinin onuruna, emeğine ve mesleki itibarına yöneltilmiş ağır bir ithamdır.
Muğla Gazeteciler Cemiyeti’nin yaptığı açıklama da tam olarak bu noktada önem taşıyor. Cemiyet, basın mensuplarını “bizden olanlar” ve “ötekiler” diye ayırmanın, gazetecileri toptancı ifadelerle yaftalamanın ve mesleki itibarlarını hedef almanın kabul edilemez olduğunu açıkça ifade ediyor. Siyasetin ve siyasetçinin görevi yerel basına ayar vermek değildir. Gazetecileri itibarsızlaştırarak hizaya sokmaya çalışmak ise hiç değildir. Siyasi krizlerin, iletişim kazalarının ve parti içi hesaplaşmaların faturasını gazetecilere kesmek, sorumluluğu başkasının üzerine atmaktan başka bir şey değildir.
Yeter artık! İşinize geldiğinde “Sayın basın” diyeceksiniz, işinize gelmediğinde ise “kiralık kalem” suçlamasında bulunacaksınız.
Olmaz! Merhum Musa Gökbel’in dediği gibi “Olabilemez!”
Bu şehirde gazetecilik yapan insanlar zor koşullar altında kamuoyunu bilgilendirmeye çalışıyor. Gece gündüz haber kovalıyor, bilgiye ulaşmaya çalışıyor, soru soruyor.
Elbette gazeteciler de hata yapabilir. Bir haber eksik olabilir, yanlış olabilir, yeterince araştırılmamış olabilir. Bunun karşılığı hakaret değildir. Karşılığı doğrusunu ortaya koymaktır. Belgesini açıklamaktır. Cevap hakkını kullanmaktır. Gazeteciliğin de bir sorumluluğu vardır, siyasetin de. Hiç kimse kendi sorumluluğunu yerine getirmediğinde dönüp bunun hesabını gazeteciden soramaz!
Sayın Ahmet Değirmenci, siyasette verdiğiniz mücadelede gazetecileri kendi siyasi kavganıza malzeme etmeyin. Kendi ikbal hesaplarınızın arasına bizleri sokmayın. Biz kimsenin arka bahçesi değiliz, kimsenin emir eri değiliz. Ve kimsenin kiralık kalemi de değiliz. Biz gazeteciyiz. Soru sorarız, araştırırız, yazarız. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz; ancak mesleğimize saldırıldığında da susmayız.
Muğla Gazeteciler Cemiyeti’nin açıklamasının özünde çok önemli bir gerçek var: Basının gücü, kimseden değil, kaleminin bağımsızlığından gelir. İşte burada durup düşünmek gerekiyor. Gazeteciyi beğenmeyebilirsin, haberini eleştirebilirsin, yanlış bulduğun bir bilgiye itiraz edebilirsin. Ancak gazetecinin onuruna saldırmaya kalkarsan, işte orada duracaksın.
Yavaş gel Ahmet Değirmenci!
Bu kentte herkesin konuşma hakkı var. Ancak hiç kimsenin, kendi siyasi tartışmasının ortasında gazetecileri toptan aşağılamaya hakkı yok. Herkes aynaya bakacak; siyasetçi de, gazeteci de. Özellikle gazetecilere parmak sallayanlar önce kendilerine ve sözlerine bakacak.
Ve bilinsin ki; Gazetecilik mesleğimize, emeğimize ve onurumuza yönelik hakaret ve ithamlar karşısında da biz de haklarımızı hukuki çerçevede ararız ve buluruz. Haberiniz ola…
Bu haftalık da bu kadar…
Eyvallah…
ABONE olmayı, BEĞEN tuşuna basmayı, YORUM yapmayı ve PAYLAŞmayı ihmal etmeyin lütfen…




