Bodrum’un Beyaz Önlüklü Vicdanı / Nevzat Kanber “SOKAK” Yazıları…

Bodrum’un Beyaz Önlüklü Vicdanı
Bodrum…
1950’lerin Bodrum’u bugünün gürültüsünden, saygısızlığından, betonundan ve telaşından uzakta; sessizliğin, yokluğun ve dayanışmanın iç içe geçtiği küçük bir Anadolu kasabasıydı. Elektrik yoktu, su yoktu, yollar topraktı. Geceleri yalnızca ay ışığı ve elde taşınan fenerler, evlerde kandil ışığı aydınlatırdı hayatı.
İşte böyle bir gecede, Kumbahçe’nin ay ışığının aydınlattığı karanlığında çalışan genç bir adamın omzuna usulca bir el dokundu. Saat sabaha karşı üçü bulmuştu. Deniz susmuş, rüzgâr dinmişti.
“Haydi çocuk… Git evine, dinlen. Yarın devam edersin.”
Başını kaldırdığında karşısında her zaman özenle giyimli, vakur ve dingin bir yüz vardı. Acil bir hastasından dönüyordu mutlaka . Gözlerinde sertlik değil, yorgun ama derin bir şefkat… Bodrum’un tek doktoru, Alim Ekinci…
O yıllarda Bodrum gerçek anlamda sürgün yeriydi. Kimse gelmek istemez, adından bile korkardı . Halikarnas Balıkçısının Mavi Sürgününde anlattığı Bodrumunda Bodrum’a ulaşmakta, Bodrumdan uzaklaşmakta çok zordu.
Ama bazıları için sürgün değil, ömürlük bir aşktı. Gelenin bir daha gitmek istemeyeceği bir aşktı. Bodrum aşkın en güzel haliydi.
Alim Ekinci işte o aşka tutulmuş adamlardandı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden yeni mezun, idealizmi yüreğinde taze bir ışık gibi taşıyan genç bir doktordu Bodrum’a geldiğinde. Ve bir daha da kopmadı. Bodrumluya senelerce hizmet etti.
Bodrumlular ona “Alim Amca” derdi. Çünkü o yalnız bedenleri değil, yoksulluğun yaraladığı kalpleri de iyileştirirdi. Fakirden para almazdı. Çoğu zaman hastasının ilaç parasını bile kendi cebinden karşılardı. Onun defteri parayla değil, hayır dualarıyla tutulurdu. Nabızdan önce gözlere bakar, sözleriyle insanın içine huzur bırakırdı.
O küçük muayenehanesinde kitaplık en çok hatırımda kalan. Düzgün giyimli ,şefkatli ve kucaklayıcı. Küçüktüm ama hatırlıyorum. Dokunurken bile incitmekten çekinen elleri, insanı sakinleştiren bakışı hâlâ zihnimde. Sanki iğnesi değil, kelimeleri şifa dağıtırdı.
Bugün Bodrum değişti. Sokaklar kalabalık, yaşam hızlı, gürültü bol ve keşmekeş had safhada .
Ama bir sokakta hâlâ onun adı yazılı durur: Dr. Alim Ekinci Sokağı. Keşke bir sağlık ocağında yada bir cadde de ismini anabilseydik. O günün fedakarlıklarını, yaşamını bugünmüş gibi düşünemeyiz. O zor günleri bilenler bilir.
Çünkü bazı insanlar ölmez.
Bazıları bir şehrin ruhuna dönüşür.
Ne zaman Kumbahçe’den geçsem, ne zaman evinin önünden geçsem ,o geniş basamaklarla üst katına çıkılan, sol taraftaki odasında hala hastalarını muayene edermiş gibi geliyor. Babamın omzuna dokunan o eli yeniden hissederim. Babamın o caddede hala boru döşediği aklıma gelir. Bu tarihe tanık olmak ,bu duyguyu yaşamak , hele çocuk aklıyla yaşamak kadar güzel bir duygu olamaz.
“Git evine çocuk…”
Bu söz yalnız babama değil, yorgun Bodrum’a söylenmiş bir merhametti aslında.
Ve ben bilirim ki;
Dr. Alim Ekinci yalnız bir doktor değil, Bodrum’un vicdanıydı.








