Bodrum’u Turist Terk Etmedi, Biz Uzaklaştırdık / Nevzat Kanber “Sokak” Yazıları…
Birilerinin Bunu Söylemesi Lazım:
Ada tıklım tıklım dolu. Sokaklar, restoranlar ve kafeler insan kaynıyor; otellerde oda bulmak neredeyse mümkün değil. Üstelik adadaki turistlerin önemli bir bölümünü Türkler oluşturuyor.
Hemen karşımızdaki Kos dolup taşarken Bodrum’da turizmin neden kötü gittiğini yalnızca ekonomik krizle, dövizle veya insanların alım gücünün düşmesiyle açıklayamayız. Çünkü Bodrum’a gelmeyen insan, feribota binip Yunan adalarına gidiyor. Demek ki mesele yalnızca para değil; alınan hizmet, görülen muamele ve duyulan güven meselesidir.
Yıllardır “Bodrum’un adı yeter, denizi yeter, eğlencesi yeter” diye düşündük. “Nasıl olsa Bodrum’a gelirler” anlayışıyla hareket ettik. Bodrum’un bütün sorunlarını, pahalılığını, düzensizliğini ve kötü hizmetini insanların kabullenmek zorunda olduğunu sandık.
Artık bu ısrardan vazgeçmeliyiz.
Hiç kimse Bodrum’un trafik çilesini, altyapı sorunlarını, fahiş fiyatlarını, hanutçuluğunu ve kötü hizmetini çekmek zorunda değil. İnsanlar, alternatiflerinin olmadığını düşündüğümüz günleri çoktan geride bıraktı. Bugün feribota biniyor; kısa bir yolculuktan sonra kendisini daha huzurlu, daha güvende ve ödediği paranın karşılığını alabildiği bir yerde buluyor.
Kos’un doluluğuna şaşırmak yerine Bodrum’un neden boşaldığını sorgulamalıyız.
Turist yalnızca ucuz yer aramıyor. Önüne hangi hesabın geleceğini bilmek, baskıya uğramadan sokakta yürümek, kandırılmadan alışveriş yapmak ve ödediği paranın karşılığını almak istiyor. Kos’taki işletmeci de para kazanıyor; ancak müşterinin cebindeki bütün parayı bir gecede alma hesabı yapmıyor. Sunduğu hizmetin karşılığını alıyor ve müşterinin tekrar gelmesini sağlıyor.
Biz ise bir turistten bir gecede mümkün olan en yüksek parayı almayı başarı saydık. Sonra o turist bir daha gelmeyince “Turizm neden kötü?” diye sormaya başladık.
Cevabı çok açık:
Turisti misafir olarak değil, kolay kazanç kapısı olarak gördük.
Bir sezonluk kazanç uğruna yıllarca sürebilecek dostlukları, alışkanlıkları ve güveni yok ettik. Hesabın baştan söylenmediği restoranlar, değerinin birkaç katına satılan ürünler, fahiş taksi ücretleri, şezlong ve loca adı altında çıkarılan astronomik rakamlar, fiyatı müşterinin tipine ve milliyetine göre değişen hizmetler…
Örnekleri o kadar çoğaldı ki artık bunları münferit olaylar olarak açıklamak mümkün değil. Ne yazık ki Bodrum’da zaman içerisinde bir fırsatçılık düzeni oluştu.
Üstelik bu anlayış yalnızca birkaç günlük tatil için gelen turistleri kaçırmadı. Bir dönem Bodrum’dan ev alan, burada yaşayan, alışveriş yapan ve komşumuz olan İngilizler, İrlandalılar ve Hollandalılar vardı. Bu insanlar Bodrum’u seviyordu; burada kendilerine bir yaşam kuruyor, dostluklar ediniyor ve ilçenin ekonomisine yılın on iki ayı katkı sağlıyordu.
Bugün kaçı kaldı?
Bugün Bodrum’da ne eskisi kadar İngiliz kaldı ne İrlandalı ne de Hollandalı… Birçoğu evini sattı ve gitti. Kimisi ev alırken, kimisi tadilat yaptırırken, kimisi emlakçıyla çalışırken, kimisi de günlük ihtiyaçlarını karşılarken kandırıldığını düşündü.
Güven duygusunu kaybeden insan yalnızca parasını değil, Bodrum’a duyduğu sevgiyi de alıp gitti. Emlakçısından ustasına, esnafından işletmecisine kadar karşılaştığı kötü örnekler zamanla bütün bir kentin itibarına zarar verdi.
Bodrum’un turizmdeki itibarı bir günde oluşmadı. Onlarca yıl boyunca bu kentin hoşgörüsü, barış iklimi ve misafirperverliği sayesinde turistin güveni kazanıldı. İnsanlar Bodrum’a yalnızca denizi ve güneşi için değil; kendilerini özgür, huzurlu ve güvende hissettikleri için geldi.
Ancak onlarca yılda kazanılan bu güven, özellikle pandemi sonrasında ortaya çıkan fırsatçı anlayış yüzünden birkaç yıl içerisinde büyük ölçüde zedelendi. Kısa sezonda bir an önce çok para kazanma hırsı, turistin tekrar gelip gelmeyeceğini umursamayan bir işletmecilik anlayışını doğurdu.
Bodrum’un geçmiş kuşaklarının emek vererek oluşturduğu itibarı, birkaç fırsatçının kısa vadeli kazancına kurban edemeyiz. Onlarca yılda kazanılan güvenin birkaç kötü sezon içinde kaybedilmesine göz yummak, yalnızca bugünün turizmini değil, Bodrum’un geleceğini de harcamaktır.
Dünyanın en kötü hislerinden biridir kazıklanmış, kandırılmış ve aptal yerine konulmuş olmak. İnsan ödediği parayı zamanla unutabilir; fakat kendisine yaşatılan o duyguyu kolay kolay unutmaz. Bir daha aynı işletmeye gitmez, aynı kente gelmez; yaşadıklarını çevresine ve sosyal medyada binlerce insana anlatır.
Nitekim bugün sosyal medyada karşıma çıkan bir paylaşım, anlatmaya çalıştığım tehlikeyi bütün çıplaklığıyla gösteriyor. Bodrum’daki bir restoranda, menüde bulunmayan bir deniz ürünleri tabağı, iki kadeh şarap ve bir küçük su için iki kişiye 560 sterlin hesap çıkarıldığı anlatılıyor. Müşteriler hesaba itiraz ettiklerinde ise kendilerine hesabın doğru olduğu, üstelik servis ücretinin bile eklenmediği söyleniyor.
Belki o işletme, o masadan bir gecede çok para kazandı. Fakat Bodrum bunun karşılığında yalnızca iki turisti değil, onların paylaşımını okuyan binlerce potansiyel misafiri de kaybetti.
Bir turistten bir gecede kazanılan para, Bodrum’un onlarca yılda kazandığı itibardan daha değerli değildir.
İşte Bodrum bu yüzden kaybetti, kaybediyor.
Bir turistten bir defada çok para kazanabilirsiniz. Fakat kendisini kazıklanmış hisseden o turist bir daha gelmez. Üstelik çevresine de yaşadıklarını anlatır. Oysa memnun kalan turist tekrar gelir, arkadaşını getirir ve yıllar boyunca o kentin gönüllü tanıtımını yapar.
Turizm yalnızca yatak, yemek, deniz ve güneş satmak değildir. Turizm her şeyden önce güven satmaktır.
Bodrum’un sorunu sadece yüksek fiyatlar değildir. Kaliteli bir hizmetin elbette bir karşılığı olacaktır. Bodrum ucuz olmak zorunda da değildir. Asıl sorun, fiyat ile sunulan hizmet arasındaki uçurumdur. İnsanlar pahalı olduğu için değil, ödediği paranın karşılığını alamadığı ve kendisini aldatılmış hissettiği için Bodrum’dan uzaklaşıyor.
Buna trafik, altyapı sorunları, çevre kirliliği, düzensizlik, kaba davranışlar ve hizmet kalitesindeki düşüş de eklendiğinde ortaya pahalı fakat karşılığı olmayan bir tatil merkezi çıkıyor.
Hanutçuluk hâlâ neden önlenemiyor?
Bodrum’un bir diğer büyük sorunu ise yıllardır önlenemeyen hanutçuluktur.
Turistin kolundan tutularak, önü kesilerek ve ısrarla bir işletmeye yönlendirilmesi; taksicinin, tur görevlisinin ya da aracının komisyon alacağı yere müşteri taşıması Bodrum’a yakışmıyor. Turist daha sokağa adım attığı anda baskı altında kaldığını hissediyor. Özgürce gezmek ve kendi kararını vermek isteyen insan, sürekli birilerinin yönlendirmesiyle karşılaşınca kendisini misafir değil, hedef olarak görüyor.
Yıllardır hanutçuluktan şikâyet ediyoruz. Fakat ne yeterli denetim yapıldı ne işletmeler ve çalışanlar ciddi biçimde bilinçlendirildi ne de turistlere haklarını nasıl arayabilecekleri anlatıldı. Yasak olduğu söyleniyor ancak caydırıcı bir yaptırım uygulanmadığında aynı düzen devam ediyor.
Artık göstermelik uyarıların ötesine geçilmelidir.
Turisti aldatan, fiyat listesini gizleyen, müşterinin tipine göre fiyat belirleyen, fahiş ve açıklanamayan hesap çıkaran veya belgelenmiş biçimde hanutçuluk yapan işletmeler ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalmalıdır. İlk ihlalde ciddi para cezası, tekrarı hâlinde bir ay faaliyetten men ve devam etmesi hâlinde ruhsat iptali uygulanmalıdır.
Hanutçuluk yapan işletme, bunun karşılığında bir ay kapalı kalabileceğini bilirse bakalım aynı davranışı tekrar yapabilecek mi?
Cezanın amacı esnafı ezmek değildir. Tam tersine, dürüst çalışan esnafı korumaktır. Çünkü kurallara uyan işletmeyle turisti aldatan işletmenin aynı şartlarda faaliyet göstermesi, en büyük haksızlığı işini düzgün yapanlara karşı doğurur.
Denetimler düzenli, şeffaf ve herkese eşit uygulanmalıdır. Şikâyetlerin kolayca yapılabildiği, hızlıca incelendiği ve sonucunun kamuoyuyla paylaşıldığı bir sistem kurulmalıdır.
Peki, işini dürüstçe yapan esnafın suçu ne?
Bodrum’da yalnızca iki aylık kazancın peşinde koşmayan, en az altı ay iş yapmak isteyen; müşterisine doğru fiyat veren, kaliteli hizmet sunan ve onu yeniden kazanmak için çabalayan çok sayıda düzgün işletme var. Birkaç kendini bilmezin turisti kandırması yüzünden Bodrum’un tamamının fırsatçı olarak anılması ve dürüst esnafın da müşteri kaybetmesi reva mıdır?
Turisti bir gecede mağdur eden işletme parasını alıyor; fakat bunun bedelini aylar boyunca iş yapmak isteyen dürüst esnaf ödüyor. Kötü niyetli işletme yalnızca kendi müşterisini değil, komşu esnafın müşterisini ve Bodrum’un geleceğini de çalıyor.
Fiyatını açıkça yazan, müşterisini kandırmayan ve vergisini ödeyen işletmeyle; menüde olmayan ürünü fiyatını söylemeden masaya getirip sonunda fahiş hesap çıkaran işletme aynı tutulamaz.
Hanutçuluk yapan, fiyatını gizleyen ve turisti aldatan işletmeye göz yummak esnafı korumak değildir. Bu, işini dürüstçe yapan esnafı fırsatçıların insafına terk etmektir.
Bir işletmenin yaptığı yanlış yüzünden bütün Bodrum’un adı kirleniyor, turist kaçıyor ve faturayı yine düzgün esnaf ödüyor. Buna artık izin verilmemelidir.
Yunan adaları neden Türklerle dolu?
Sonra da dönüp soruyoruz:
“Turist neden gelmiyor?”
“Gelen neden daha az harcıyor?”
“Türkler neden Yunan adalarına gidiyor?”
Asıl üzerinde durmamız gereken soru budur: Neden Yunan adalarının sokakları, restoranları, kafeleri ve plajları Türk turistlerle dolu? Neden adalarda otellerde oda bulunamıyor?
Çünkü insanlar yalnızca daha ucuz olduğu için Yunan adalarına gitmiyor. Önüne hangi hesabın geleceğini bildiği, kendisini kandırılmış hissetmediği ve ödediği paranın karşılığında düzgün hizmet aldığı için gidiyor. İşletmeci sunduğu hizmetin bedelini istiyor; müşterinin cebindeki bütün parayı bir gecede almanın hesabını yapmıyor.
Adaların tıklım tıklım dolu olması bize bir şey anlatıyor. İnsanlar tatilden vazgeçmedi; kötü hizmetten, fırsatçılıktan, hanutçuluktan ve kazıklanmaktan vazgeçti.
Bodrum, bugüne kadar sahip olduğu doğanın, denizin ve dünya çapındaki ismin kredisini kullandı. Ancak hiçbir kredi sonsuz değildir. Denizimiz güzel diye, tarihimiz var diye, adımız Bodrum diye insanların her şartta buraya geleceğini düşünemeyiz.
Artık bir karar vermek zorundayız:
Bir turistten bir gecede mümkün olan en yüksek parayı mı alacağız, yoksa o insanın yıllarca Bodrum’a gelmesini mi sağlayacağız?
Bodrum turizmini kurtaracak olan yeni sloganlar veya pahalı tanıtım kampanyaları değildir. Önce dürüst fiyat, kaliteli hizmet, şeffaflık, etkin denetim ve misafire saygı anlayışını yeniden kurmalıyız.
Turist aptal değildir. Kendisine nasıl davranıldığını, neyin gerçek fiyat neyin fırsatçılık olduğunu görüyor. Parasının ve kendisinin değer gördüğü yere gidiyor.
Birilerinin artık bunu açıkça söylemesi lazım:
Bodrum’un adının bütün kusurlarımızı örteceğini düşünmekten ve insanların bunlara katlanmak zorunda olduğu ısrarından vazgeçmeliyiz.
Çünkü kimse bizim sorunlarımızı taşımak zorunda değil.
Biz kendimize çeki düzen vermezsek turist de parasını alır, huzur bulduğu yere gider.
Nitekim gidiyor.
Yunan adalarının bugünkü hâli bunun en açık göstergesidir.
Bugün yapılan bu uyarılara kulak asılmazsa turizm sezonu önce 45 güne, ardından 30 güne kadar düşecektir. O gün geldiğinde söylediklerimizin değeri belki daha iyi anlaşılacak; fakat kaybedilen güveni ve turisti geri kazanmak çok daha zor olacaktır.
O zaman “Ah vah!” etmenin, suçu ekonomiye, dövize veya turiste yüklemenin hiçbir anlamı kalmayacak. Çünkü tehlike bugünden görülüyor ve sonuçları açıkça söyleniyor.
Bodrum her geçen yıl biraz daha dibe doğru gidiyor. Sezon kısalıyor, nitelikli turist uzaklaşıyor, dürüst esnaf ayakta kalmakta zorlanıyor. Birkaç kişinin haksız kazancı uğruna yıllarca emek verilerek oluşturulan güven ve itibar yok ediliyor.
Daha da kötüsü, herkes sorunu görüyor ve herkes konuşuyor; fakat kimse buna gerçekten “Dur!” demiyor.
Bodrum’u turist terk etmedi.
Biz; fırsatçılığımızla, hanutçuluğumuzla, kötü hizmetimizle ve bunlara göz yuman denetimsizliğimizle turisti Bodrum’dan uzaklaştırdık.
Bodrum’u tamamen kaybettikten sonra üzülmek yerine, onu kaybetmeden önce harekete geçmeliyiz.
Çünkü yarın çok geç olabilir.


