Bitez’in Sessiz Mevsimi / Nevzat Kanber “SOKAK” Yazıları…

Yayınlama: 24.11.2025
538
A+
A-

Bitez’in Sessiz Mevsimi

Bitez, bir zamanlar yalnızca bir köy değil; toprağın, denizin ve sabrın birbirine yaslandığı bir yaşam biçimiydi.
1950’li ve 60’lı yıllar, yoksulluğun diz boyu ama onurun dimdik olduğu zamanlardı.
İşte o yıllardan kalan sessiz bir mevsim…

Rüzgâr, sabahın ilk saatlerinde Çakıllı Dere’nin üzerinden eserken henüz uyanmamış Bitez’in yüzünü okşar gibiydi.
Güneş, Kızılağaç’ın ardına saklanmış, yavaş yavaş kendini gösterirdi.
Taş evlerin bacalarından ince dumanlar yükselir, horozlar bahçe aralarında ötme yarışına girerdi.
Bu saatlerde köy, zamanın kendi ritmiyle uyanırdı.

Bu, 50’li 60’lı yılların Bitez’iydi…
Yoksulluğun diz boyu, paranın kıt ama bereketin bol olduğu zamanlar.

O yıllarda incir tarlaları köyün gölgesi, çocukların oyun alanıydı.
Yol olmadığı için çocuklar patikalardan, dere yolundan denize inerdi.
Denize girer, balık yakalar, sonra yukarı köye dönerlerdi.

Dallarından sarkan incirler, çocukların koparıp yediği mevsim meyveleriydi.
Yazın sıcağında hem karın doyurur hem serinlik verirdi.

Zamanla mandalina kokusu yayıldı ovaya.
Bir bahçe, bir yamaç, bir dere kenarı derken incirin yerini turuncu bir umut aldı.
Bitez’in kaderi de değişmeye başladı.

Mandalina bahçelerine elle geniş kuyular kazılırdı.
Baharda ağaç dipleri çapalanır, arıklar açılırdı.
Pancar motorları, Listerler motorları bahçeleri sulamak için adeta ses yarışına girerdi.
Yağına mazotuna bakıldı mı, kolay kolay bozulmazdı.

Kerpiç duvarlı, kiremit çatılı damlarda yazlar geçerdi.
Geceleri cırcır böceklerinin sesi duyulurdu.
Kış geldiğinde ise herkes köyün içindeki eski Bodrum evlerine çekilirdi.
Taşın soğuğu içeri dolar ama ocakta yanan birkaç çıra hayatı ısıtırdı.

Altı azmağı vardı o zamanlar Bitez’in.
Yukarıdan gelen sular toprağın içinde süzülerek denize ulaşırdı.
Balıklar burada barınır, çocuklar burada avlanırdı.

Yağmurlar bastığında dereler coşar, taşar, önüne geleni sürüklerdi.
Kimi zaman mandalina bahçelerine girer, fidanların kökünü taşa, çakıla boğardı.
Ama kimse toprağa küsmeyi bilmezdi.

“Toprak da insan gibidir,” derlerdi,
“bazen taşar, bazen susar.”

Deniz cömertti.
Kefal, çupra, levrek, kupez, izmarit, iskorpit ağlara dolardı.Gara çamurda çimçim süzülür ava gidilirdi.
Fakirlik vardı belki ama açlık yoktu.

Her pazar sahilde büyük ve küçükbaş hayvan kesilirdi.
Bodrumlular et almaya Bitez yalısına gelirdi.
Kıyıda kahveler vardı.
Çay içilir, sohbet edilirdi.
Taa 80 yılına kadar kandil ışığında oturulmuştu.

70 li 80 li yıllarda En büyük lüks, 51 model jiplerle Bodrum pazarına gitmekti.
Çalkalana çalkalana ,hoplaya zıplayagidilir, Uncu Kamil’den çuvalla un alınırdı.

Bahar geldi mi defne ağaçlarının yaprakları toplanırdı.
Dallar kesilir, yapraklar sıyrılır, çuvallanırdı.
Kamyonlara yüklenir, ilaç yapılmak üzere uzak şehirlere gönderilirdi.
Ardında kalan toz, alın terine karışırdı.

Mandalina zamanı ise bambaşkaydı.
Kasalar köylünün kendi eliyle çakılırdı.
Her kasa damgayla işaretlenirdi:
Narin, Yıldırım, Asi, Koç…

Kamyonlar gelir, kasalar İstanbul Hali’ne gönderilirdi.
Parasının gelmesi zaman alırdı ama kimse şikâyet etmezdi.
Çek yoktu, senet yoktu.
Söz vardı.
Ve söz tutulurdu.

Şimdi o eski damların çoğu yok.
Azmaklar yok oldu, patikaların izi silindi.
İncirin gölgesi, mandalinanın kokusu anılara karıştı.
Gocadaş da yok oldu, yerine siteler yapıldı.

Ama bilen bilir ki Bitez sadece bir coğrafya değildir; Bodrum’un kalbidir.
O, yağmurun toprağa düşüşü,
odun ateşinin çıtırtısı,
çıplak ayakla basılan serin toprak
ve denizin geceye bıraktığı sessiz sestir.

O yıllar geçti belki,
ama o sessiz mevsim hâlâ bir yerlerde yaşar.
Bir rüzgâr eserken Çakıllı Dere’den,
bir mandalina kabuğu soyulurken,
bir yaşlı el toprağa dokunurken…

Bitez,
unutulmuş bir mevsim değil,
hafızanın en derin yerinde saklanan
bir zaman izidir.
Ve bazı izler,
insanı acıtmadan da kalır.

 

Kasım 2025

Bu yazıyı paylaş !

Shares
Bir Yorum Yazın


Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum
  1. Bülent Bardak dedi ki:

    Bitez’in geçmişteki zenginliklerini bu duyarlılıkta kayda geçirince bugüne ve geleceğe dair çok önemli bir eleştiri de yapılmış oluyor. Gidişat hemen tersyüz edilmeli, kim elverebiliyorsa elini uzatsın. Tıpkı o günlerin imecesi misali. Haydi…!