Yaz Heyecanı: FIFA Kulüpler Dünya Kupası – Deniz Münir
Yazın gelmesi ve liglerin bitmesinin ardından FIFA’nın düzenlediği Kulüpler Dünya Kupası organizasyonu futbolun kalbinin attığı yer haline geldi. Çoğu önemli kulübün bulunduğu turnuvada heyecan dolu maçlar oynandı. Bazı takımlar yalnızca ismini duyurmak ve popülarite kazanmak için turnuvaya katılırken bazı takımlar da sezon öncesinde hazırlık yapmak ve kendini değerlendirmek için sahadaydı. Turnuvanın formatı, 8 gruplu ve her grubun içinde 4 takım olacak şekilde düzenlenmişti. Grupların her birinde kendini gruptan çıkmanın favorisi olarak gösteren kulüpler bulunuyordu. Grubun ilk iki sırasında yer alan takımlar üst tura yükselerek önce son 16, ardından çeyrek final, yarı final ve final şeklinde turnuvada boy gösterdi.
Her turnuvanın açılış maçı mutlaka çok özel bir ilgiye sahip olur. Bu turnuvada açılış maçı El Ahli ve Inter Miami arasında oynandı. Tabii bu maçın turnuva başlangıcı olması dışında dünyadaki en önemli oyuncularından Messi, Suarez, Busquets gibi isimlerin forma giymesi de çok büyük bir ilgi topladı. Herkes açılış golünü beklerken maç 0-0 sona erdi ve açılış golü başka bir maçtan geldi: Bayern Münih maçın henüz altıncı dakikasında Coman ile öne geçti ve çok hızlı başladığı maçı rakibi Auckland City’i 10-0 yenerek turnuvanın en gollü maçını çıkardı.
Grupların ilk maçlarında dikkat çeken müsabakalara bakalım. Son Şampiyonlar Ligi şampiyonu Paris Saint-Germain turnuvaya Atletico Madrid’i 4-0 mağlup ederek güçlü bir başlangıç yaptı. Dünyanın en iyi takımlarından Real Madrid, zorlu rakibi Al Hilal ile 1-1 berabere kalabildi. Arap futbolunun yıllar içindeki değişimi net bir biçimde görünüyor ve artık futboldaki etkinlikleri bir hayli arttı. Bir zamanlar çok zayıf olarak düşünülen Arap takımları yıllar içinde öyle bir değişime uğradılar ki büyük takımlara kafa tutmaya başladılar. İlk maç haftasındaki önemli karşılaşmalar bu şekildeydi.
İkinci maç haftasında Inter Miami, Porto karşısında etkili bir oyun oynadı ve 2-1 galip gelmeyi başardı. Lionel Messi, takımını 2-1 öne geçiren golü serbest vuruştan kaydetti ve “Form geçici, klas kalıcıdır,” sözünü bir kez daha seyircilere hatırlattı. Bir diğer önemli maç ise Paris Saint-Germain ve Botafago arasında oynanan maçtı. Paris Saint-Germain şok bir skorla Botafogo karşısında 1-0 mağlup oldu. Karşılaşmada çok büyük fırsatları harcayan Paris, Botafogo kalecisi John Victor’u geçemedi. Turnuvanın bir diğer sürprizli maçı ise Borussia Dortmund-Mamelodi maçıydı. B.Dortmund çok zorlandığı maçta Mamelodi takımını 4-3 mağlup etti.
Gelelim grupların son maç haftasına. Atletico Madrid, Botafogo’yu 1-0 mağlup etmesine rağmen üçlü averaj sebebiyle gruptan çıkamadı ve turnuvadan elenen ilk önemli takım oldu. Benfica, Bayern Münih’i 1-0 mağlup ederek grup liderliği ile grubunu tamamladı. Manchester City, Juventus karşısında 5-2 kazanarak tekrardan yükselişe geçtiğinin sinyalini verdi.
Diğerlerine göre daha zayıf takımların elenmesi sonucunda üst turlarda çekişmeli müsabakalara şahit olduk. Chelsea, Benfica’yı 4-1 mağlup ederken bir diğer İngiliz temsilcisi Manchester City, uzatmalara giden maçta Al Hilal’e 4-3 mağlup oldu. City’nin yaptığı transfer hamleleri çok doğru fakat henüz tam birbirlerine alışamayan oyuncular oynatınca zaman zaman hata yapılabiliyor. Çoğu kişi Cherki transferini çok iyi görüyor fakat bence Rejinders hamlesi City’nin daha çok işine gelir. De Bruyne’nin ayrılığı sonrası yerini almak için bir numaralı aday bana sorarsanız Rejinders.
Bir diğer maç ise Real Madrid-Juventus maçı idi. Real Madrid, genç golcüsü Gonzalo Garcia’nın golü ile Juventus’u mağlup etti. Garcia adına da çok potansiyelli bir oyuncu olduğunu söylemek gerek. Garcia bu maçta oynadığı oyun ile daha yakından takip edeceğim oyuncular arasına yazdırdı ismini.
Fluminense de İnter karşısında 2-0 kazanarak üst tura çıktı. Paris Saint-Germain ise Inter Miami’yi 4-0 mağlup etti ve dominasyonunu devam ettirdi. Luis Enrique ile öyle bir momentum yakaladılar ki geleni geçeni yenmeye başladılar. Tabii futbolseverlere verdikleri büyük bir ders de oldu: “Başarı her zaman en büyük oyuncuları alınca kazanılmıyor,”un gösterimini yıllar içinde yaptılar. 2022 yılında Messi, Neymar, Mbappe, Di Maria, Sergio Ramos, Donnaruma gibi çok önemli oyuncuların bir arada bulunduğu takım ile Şampiyonlar Ligi Son 16 turunda Real Madrid’e mağlup olarak elenmişlerdi. O zamanlar büyük bir hayran kitlesi toplayan Paris, oynanan futbola yansıtamadığı taktik becerisi sebebiyle sorun yaşamıştı. Günümüzde ise muhteşem taktiksel zeka Luis Enrique ve takım oyununa yatkın bir oyuncu grubu sayesinde Şampiyonlar Ligi’ni kazandılar.
Çeyrek Final turundan itibaren tüm maçlar çok büyük mücadelelere sahne oldu. Fluminense, Al Hilal’i 2-1 mağlup etti ve beklenmedik şekilde yarı finale yükseldi. Chelsea kendisine göre nispeten kolay rakibi Palmeiras’ı 2-1 yenerek yarı finale çıktı. Dev maçta Paris’in etkili oyunu, Bayern Münih karşısında da galibiyeti getirirken diğer yandan Real Madrid, Dortmund’u 3-2 mağlup etti. Real Madrid’de maçın yıldızı iki asist ile Arda Güler oldu. Genç golcü Gonzalo Garcia, bu maçta da gol attı ve yükselişini devam ettirdi. 90+4’te Mbappe’nin kaydettiği gol ise turu getiren etkenlerden biri oldu.
Yarı finallerde ilk olarak Chelsea, Fluminense’yi 2-0 mağlup ederek adını finalin bir ucuna yerleştirdi. Diğer eşleşmede muhteşem bir maç oynandı. Paris Saint-Germain, Real Madrid’i tam 4-0 mağlup etti. Maçın dengeli geçeceğini bekliyordum maç öncesinde; fakat R.Madrid savunmasının hataları maçın sonucuna büyük bir etkide bulundu. Stoperlerden Asencio kendi adına kötü bir turnuva geçirdi diyebiliriz. Başka bir stoper tercihi daha doğru olurdu.
Tüm eleme turlarını geçen Chelsea ve Paris Saint-Germain finale kadar gelmeyi başardı. Futbol yorumcularının ve taraftarların ortak görüşte Paris’i favori pozisyonda gösterdikleriydi. Gerçi gelen güçlü rakiplerini 4-0 gibi büyük skorlarla yenen bir takımı favori göstermek gayet normal ve işin kolay tarafı. Final karşılaşmasına iyi başlayan Chelsea, Paris’in oyununa o kadar uyum sağlayan, ters bir taktik hazırladı ki erken dakikada meyvesini aldı. Kaleci Sanchez’i libero kaleci olarak oynatan Enzo Maresca, oyun içinde bir kişi ile sayısal üstünlük sağlayarak top çeviren bir taktik geliştirdi. İlk golde Sanchez’in uzun topu ile Gusto’yu rakip savunma oyuncusu ile birebir bıraktı. Gusto’nun çevirdiği topta Palmer en iyi yaptığını yaptı. Sola çektiği topu ayak içi ile filelere gönderdi. İkinci golde yine uzun bir top, Palmer kanattan aldığı topu içeri kadar getirip muhteşem vücut hareketleri sayesinde fake şut denemesini rakibe inandırıp soluna aldığı topla golü attı. Üçüncü golde de Palmer’ın ön alana getirdiği ve Paris savunmacıları arasından bıraktığı pasta Joao Pedro’nun klas golü. Cole Palmer’ın iki gol ve bir asistlik performansı maça damga vurdu. Futbolun güzel yanı işte tam da bu noktada ortaya çıktı: “Top yuvarlaktır, kimin kazanacağı her zaman belli olmaz.” İlk yarıyı 3-0 önde kapatan Chelsea, ikinci yarıda defansı sağlama aldı ve maçın sonucu 3-0 olarak belirlendi. Paris ekibinin büyük dominasyonunu kıran Chelsea için yeni sezonda neler olacak bilmek zor, ancak zamanla göreceğiz.
Son olarak değineceğim konum turnuvanın yapılmasına önemli isimlerin görüşleri. Şampiyon Chelsea’nin hocası Maresca’nın görüşü çok fazla maça çıktıkları bu sebeple de oyuncuların dinlenemediği yönündeydi. Jurgen Klopp, turnuvayı futbol tarihinin en kötü fikri olarak gösterdi. Futbolun önemli teknik adamlarından Guardiola da “Kulüpler Dünya Kupası bizi mahvetti.” diye açıklamada bulunmuştu. Real Madrid kalecisi Courtois ise “Buradaki takımların seviyesi yüksek. Çok iyi maçlar oldu ve izlemesi zevkli.” diyerek turnuvaya olumlu bir yorum ile destek verdi.
Peki sizce turnuva gerekli mi?






