Küçük İstanbul / Nevzat Kanber “Sokak” Yazıları

Yayınlama: 01.09.2025
341
A+
A-

Küçük İstanbul

 Nevzat Kanber  /  KONUK YAZAR

Biz, yaşıtlarım ve büyüklerim, çok şanslı bir nesildik. Çünkü bir daha asla geri gelmeyecek bir yaşam biçimini, bozulmamış sokakları, dostluğun en saf halini, akrabalar arasında düşmanlığın bilinmediği günleri, yani eski Bodrum’u yaşadık. Komşularla akşam oturmaları, yaşlı ninelerin küçüklere anlattığı masallar, bilmeceler, hikâyeler… Hepsi capcanlıydı. Biz o kadar şanslıydık işte.

Yazları mandalin bahçelerinin içindeki küçük evlere göç edilirdi. En yakının bile beş yüz metre ötedeydi ama akşam olunca herkes birbirine giderdi. Çaylar demlenir, sohbetler koyulaşırdı. Ne televizyon vardı, ne elektrik. Kandil ışığının titrek alevinde edilen sohbetin tadıysa bambaşkaydı.

Belediye meydanına İzmir’den otobüsler gelirdi, tam da bizim dükkânın önüne. İşte o zaman başlamıştı ev pansiyonculuğu. Yazın evleri büyük olanlar bir-iki odasını kiraya verir, evini geçindirirdi. Büyükşehirlerden gelen misafirler ise Bodrum’un misafirperverliğini görür, akşam ne pişmişse hep beraber oturup yerdik. Hatta denize bile topluca gidilirdi. Turizmin ilk adımları böyle atılmıştı.

Saray Sokağı’ndan inilirdi sahile. Denizin kıyısındaki Cumhuriyet İlkokulu hâlâ orada, biraz değişse de Bodrum’un en eski okulu olma özelliğini koruyor. Tepecik Camii’nin yanından ya da okulun önünden denize girilirdi. Kimi kuzusunu, koyununu yıkardı orada. Kumbahçe’nin havası bir başkaydı. Kabotaj Bayramı ise yılın en heyecanla beklenen günüydü; tekne yarışları, yağlı direkten bayrağı almak için verilen mücadeleler, kahkahalar, tezahüratlar…

Sonraları Gümbet’te bugünkü otellerin sahipleri çadırlarla işe başlamıştı. Elli bir model yeşil ciplerle köylere gidilir gelinirdi. Yollar dere yatağı gibiydi, ciplerin yazın serinliği, kışın ise tenteleriyle ayazdan korunmaya çalışması hâlâ gözümün önünde. Küçük teknelerde dokuzluk, büyüklerde yirmi sekizlik pancar motor olurdu. Bardakçı’ya gidilir, masmavi denizinde yüzülür, Halikarnas Balıkçısı’nın kitaplarında anlattığı Salmakis’in suyunda yıkanılır, eve bidonlarla su getirilirdi. Mitolojiden bugüne akan o çeşme… Ne yazık ki üzerine otel diktiler, tarihin suyu kaybolup gitti.

Esnaf arasında dayanışma müthişti. Söz, yeminden değerliydi. Alacak, verilecek gününde ödenirdi. Ödeyemeyen, komşusundan borç alır, namusunu denklerdi. Veresiye olurdu ama asla yüzsüzlük olmazdı. Sabahları esnaf, Adliye Camii’nin yanında Çakır Ali’nin köftecisinde kahvaltısını yapar, sonra dükkânının yolunu tutardı. Etin tazesi, yağın hası, zeytinyağının en güzeli vardı. Çakma yoktu, hile bilmezdik.

Cumaları belediye meydanından Tepecik’e uzanan pazar kurulur, köylüler ürünlerini getirirdi. Karpuz Yakaköy’den gelir, domatesin tadı damağımızda kalırdı. Rahmetli babam belediye meydanından serpmeyle denize girer, sığlıkların üzerinden balık yakalardı akşam için. Sonraları liman kazıldı, tekneler geçsin diye; kepçeler taş ve çamurun yanında onlarca tarihi top çıkardı. Onlar müzeye götürüldü. O zamanlar limanın suyu tertemizdi, akşamları mutlaka bırakma yapılır ve levrek yakalanırdı.

Akşamları ise Han Meyhanesi, Kortan, Liman Restoran dost meclislerinin mekânıydı. Sohbetler edilir, herkes birbirine takılır, hırsızlık nedir bilinmezdi. Bir hafta evini açık bırak git, kimse dönüp bakmazdı. Bodrum böyleydi işte.

Ama sonra…

Kontrolsüz büyüme, dışarıya açılma başladı. Para düzeni bozdu. Akrabalar arasında mal kavgaları çıktı, esnafın sözü değerini yitirdi. Bodrum, hızla “küçük İstanbul”a dönüştü.

Bugün mü? Hepimiz biliyoruz… Çarpık kentleşme, kapasitenin çok üstünde dükkânlar, boş konutlar, tükenen doğa. Bir zamanlar cennet olan koylara akıl almaz inşaatlar yapıldı. Herkes en kısa yoldan en çok parayı kazanmanın derdine düştü. Kimse Bodrum’un geleceğini düşünmedi, çünkü geçmişini bilmiyordu.

Oysa Bodrum tarih ve kültürün başkenti. Her köşesi eserlerle dolu. Ama biz, tarihi yapının yanına değil, üstüne bile bina diktik. Bodrum’un o şirin köy havasını koruyamadık.

Geçmişe nasıl döneriz bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Hep birlikte mücadele etmek zorundayız. Bodrum’un geleceğini tartışmalı, sosyal projelerle harmanlamalı, yeni nesillere eski Bodrum’un ruhunu öğretmeliyiz.

Bodrum’u tarla domatesi tadında yaşayanlar işte bu yüzden çok şanslıydı. Çünkü şimdi ne domatesin kokusu kaldı, ne de Bodrum’un ruhu. Hepimiz bunun özlemiyle yaşıyoruz.

Ve evet… Bodrum, sonunda küçük İstanbul oldu.

5 Ağustos 2014

Bu yazıyı paylaş !

Shares
Bir Yorum Yazın


Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.