">

İnsan Olana Laf Bir Kere Söylenir / Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi 41.Bölüm

Yayınlama: 10.04.2026
328
A+
A-

Derdim kimseyi incitmek değil.

Ama hani bir söz vardır ya insan olana laf bir kere söylenir.

Biz bu kürsüde Akbelen’i kaçıncı kez konuşuyoruz?

Eylem yaptılar, çadırda yattılar, aç kaldılar, susuz kaldılar.

Mecliste iktidar muhalefet demeden kapı kapı dolaştılar, parklarda nöbet tuttular.

820 bin zeytin dediler, duymadınız. 57 köy dediler, duymadınız.

10 binlerce dönüm orman dediler, duymadınız.

Dün Anayasa Mahkemesi’nin ve Danıştay’ın önündeydiler. Didiniyorlar, çırpınıyorlar.

Yüzlerce yıldır yaşadıkları toprağını, evini, hayvanını, mezarını korumak için daha ne yapsın bu insanlar?

Soruyorum size, sizin köyünüz yok mu?

Sizin doğduğunuz ev yok mu?

Sizin arkasından yas tutacağınız dikili ağacınız yok mu?

Bir gecede, bir gecede, evin artık senin değil, toprağın senin değil.

Kimin? Şirketin.

İnsan bunu kabul edebilir mi? Vicdan bunu yapabilir mi? Vicdan, vicdan, vicdan…

2024 yerel seçimlerinden önce acele kamulaştırmayı getirdiniz, sonra geri çektiniz.

Ben bir daha soruyorum, madem doğruydu, o gün neden geri çektiniz?

Madem yanlıştı, 2026’da niye geri getirdiniz?

O gün Muğla’ya bir seçim rüşveti mi vermek istediniz?

Ama cevabı 2024 yerel seçimlerinde çok net bir şekilde aldınız.

Ne yapıyorsunuz bu kararla? İnsanların evine, ekmeğine çöküyorsunuz.

Savaş döneminde kullanılacak bir yasayla üstelik o kanunla ve soruyorum, nerede bu kamu yararı?

Kamunun yararı nerede? O kamunun yararı bugün bu kapılara gelen köylüyü korumalıydı.

Ama köylü korunuyor mu?

Hayır, Söğüt köyünde bir teyzem hayvanının durduğu yerin üstünü kapattığı için hapis cezası aldım dedi.

Oğlunu evlendirecek olan ev yapamıyor, evine çivi çakamıyor.

Ama iş şirketlere gelince, yandaşlara gelince, ranta geldi mi? Akan sular duruyor, onlar her şeyi yapabiliyor.

Tabii zulmünüz burada da bitti mi?

Şimdi de Akbelen direnişinin simgesi Esra Işık tutuklandı. Bir annenin, Necla Muhtar’ın yüreği yandı, Esra toprağından koparıldı. Acele kamulaştırmayla zorunlu sessizlik…

Dün Anayasa Mahkemesi önünde söyledik, bugün bir kez daha söylüyoruz: Esra Işık asla yalnız yürümeyecek.

Bu ülkenin çocukları açken sizin derdiniz kâr.

Bu ülkenin insanı geçinemiyorken sizin derdiniz rant.

Bir şirket kazanacak diye bir halk kaybetsin istiyorsunuz.

Bu şirketleri, şirket toprakları, şirket bilançosu görmeye, bu ormanları, ihale dosyası görmeye utanmıyor musunuz?

Şunu unutmayın, güç sizde olabilir ama hak bizde.

Yasaları eğip bükebilirsiniz ama adaletin sesi bizde.

Sizin şirketleriniz olabilir ama bu halk bizde.

Ne yaparsanız yapın bu mücadele bitmeyecek. Esra’yı da alacağız, Akbelen’i de vermeyeceğiz…

Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi’ne bu hafta Cumhuriyet Halk Partisi grubu adına Muğla Milletvekili Gizem Özcan’ın TBMM Genel Kurulunda Akbelen Köylüleri adına yaptığı konuşmayla başladık…

 Herodot’un Memleketi, Halikarnas Balıkçısı’nın cenneti, Kedilerin ve köpeklerin bile arkadaş olduğu, Dünyanın en güzel yeri Bodrum’dan Merhaba!

“İşte 32 kısım tekmili birden “Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi”…

******

Geçen haftaki Sokağın Sesi’nde sadece Esra’yı, mücadelesini ve babası Ali İhsan Işık’ı konuşmuştuk. Esranın mücadelesinin aslında bir kuvayı milliye hareketi olduğunu vurgulamıştık. Sokağın Sesi programımızı tek gündem maddesi ile tamamlamıştık. Aynı gün varlığı ile onur duyduğum usta gazeteci Yılmaz Özdil de “Esra Vatandır” başlığı ile programının tamamını Esra’ya ayırmıştı.

Ardından tanıdığımız, tanımadığımız birçok gazeteci köşe yazarı maden bulmuş gibi Esra’yı köşelerine taşımışlardı. Doğrusu çok memnuniyet verici bir durumdu. “Her şerde bir hayır vardır” dedikleri bu olsa gerek. Esra’nın tutuklanması geç de olsa birilerinin gözlerinin açılmasına vesile olmuştur diye umut ediyorum.

Dilerim öyle olsun…

Böylece Akbelen İkizköylülerin yıllardan bu yana verdikleri bu mücadele ve direniş Esra’nın tutuklanması ile başka bir yöne evriliyordu.

Lakin çok çabuk unutuyoruz:

Akbelen ormanındaki ağaç kesimine karşı 29 Temmuz 2023’te düzenlenen protesto nedeniyle “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan yargılanan hak savunucusu Deniz Gümüşel’e beş ay hapis cezası verilmişti, hatta aylarca Akbelen direnişine katılması engellenmişti.

Anımsıyor musunuz?

31 Mart 2022’de TİP İl Başkanı Volkan Çetin ile EMEP İl Başkanı Nuri Alkoç’u ters kelepçe ile gözaltına almıştı. EMEP İl Başkanı Nuri Alkoç, “KARDOK derneğinin çağrısıyla alana geldik. Alandaki köylüler zeytin ağaçlarının sökümüne karşı direniştelerdi. Biz de destek olmak üzere geldik. Fakat şirketin özel güvenliği arkadaşlarımızı darp ettiği halde biz gözaltına alındık. Bunu protesto ediyoruz. Sonuna kadar İkizköylülerin yanında olacağız…” demişti.

Anımsadınız mı?

Akbelen İkizköy’ün Artemisi Nejla Işık daha birkaç ay önce zeytinlerin şirket tarafından Jandarma korumasında hunharca katledildiğini gözyaşları içinde haykırıyordu. Peki bu haykırışı anımsadınız mı?

Akbelen ve İkizköy 6-7 yıldan bu yana direniyorlar, doğa katliamı yapıldığını haykırıyorlardı. Birkaç gazete haberi dışında seslerini duyuran kimseler yoktu.

Bunu anımsadınız mı?

Neyseki varlığı ve mücadelesi ile onur duyduğumuz Esra tutuklanınca geçici bile olsa birilerinin gözü açıldı ve Türkiye’nin gündemine oturdu. Dedik ya bedeli çok ağır olsa da “Her şerde bir hayır vardır…”

Lakin Esra’nın tutuklanması her birimizin yüreğini yaksa da anne Nejla, baba Ali İhsan ve erkek kardeşi Anıl’ın yürekleri bir başka yanıyor. Bunun da farkındayım, sanıyorum siz de farkındasınızdır.

Esra’nın şu çığlığını unutmayalım;

“Milas şirketten büyüktür…”

Akbelen İkizköy mücadelesine yüreğini koyanlara selam olsun.

 ******

Akbelen İkizköy’e benzer bir konu daha varki nereden başlasam, ne söylesem bilemiyorum.

Muğlamız başta olmak üzere memleketimizin en güzel yerleri talan edilerek, vahşi bir şekilde betonlaştırmaya devam ediliyor. Üstelik bazı projeler varki en hassas noktalarımıza dokunarak normalleştirilmeye çalışılıyor.

Son günlerde çok konuşuluyor ancak henüz gündeme bomba gibi düşmedi.

Mandalya Körfezi’nin kıyısında bulunan 9 milyon 700 bin metrekare büyüklüğündeki özel arazinin 4 milyon 454 bin 395 metrekaresi yapılaşmaya açılıyor. Burası 197 farklı kuş türüne ev sahipliği yapan ve Türkiye’nin ‘göz bebeği’ gibi koruması gereken Tuzla Sulak Alanı betona teslim olacak.

TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun “4000 bin villa yapıyorum” dediği bu büyük proje, Milas için adeta bir ‘kıyamet projesi.’ Bodrum-Milas arasına yeni bir yerleşim yeri öngörülen bu proje Ali Ağaoğlu’nun NET Holding ile ortak “30 bin kişilik yeni şehir kuruyoruz” diye başlattığı bir projeydi. Davalar açıldı. Ki davalar hala sürüyor. Çok tepki gelince projenin bir kısmı 2022’de Hacıosmanoğlu’na devredildi.

İşte bu kıyamet projesi Milli futbolculara buradan hediye villa vererek normalleştirmeye çalışıyorlar. 4 bin konut yapılacakmış o bölgeye inanabiliyor musunuz?

Neyse elbette bu konun da takipçisi olacağız. Bakalım neler çıkacak altından.

******

Bence geçen hafta sokağın iki gündemi vardı. İlki savaş, diğeri de gündemden bir türlü düşmeyen ekonomik kriz. Ekonomik kriz her zamanki gibi başköşeden hepimize pis pis sırıtıyordu. İşte bu nedenle bu hafta da yine ekonomik kriz ile ilgili sokağın sesine kulak verelim istiyorum.

Bildiğiniz gibi her hafta en az Bodrum’da bir Pazara gidiyoruz ve sadece fiyatları değil, Bodrum Pazarlarından insan manzaralarını sizlerle paylaşıyoruz. Bu hafta Yalıkavak pazarındaydık. Pazardan birkaç insan manzarasını ve onların bazı tespitlerini sizlerle paylaşacağım. İddia ediyorum ülke ekonomisini yönetmeye çalışıp, yönetemeyen, eline yüzüne bulaştıran yöneticilerimiz onların bu tespitlerini dikkate alsa ekonomik krizi kısa bir sürede biter.

İlki Bodrum Pazarcılar Derneği Başkanı Yılmaz Polat. Yılmaz başkanın söyledikleri ekonomik krizin bitmesine ve çaresizliğimize önemli katkı sağlayabilir.

Bodrum Pazarcılar Derneği Başkanı Yılmaz Polat bakın neler söylüyor;

“Son bir hafta on günde bu küresel savaştan dolayı, yakıtlar 80 liraya kadar dayandı. Gidip yerinden aldığımız mal üzerine şu an mazot için 15 lira, 20 lira koyuyorduk. Şimdi ise 30-35 lirayı bulduk.

Malum şu anda halen de kış ayında olduğumuz için tonajlı mal alamıyoruz. Tonajlı mal alamadığımız için de araca koyduğumuz 100 kilo mal için yakılan yakıtla, 500 kilo mal için yakılan yakıtla aynı. Mesela çilek şu an yerinde 80 liradan başlıyor ama biz üzerine 25-30 lira mazot farkı koymak zorunda kalıyoruz. Bu da meyvenin fiyatını artırıyor doğal olarak. Pazar niye bu kadar pahalı, sebze meyve niye bu kadar pahalı? Çünkü yazlıkçılar henüz gelmediği için, restoranlar, oteller alım yapmadığı için ister istemez tonajlı mal alınmadığımız için ister istemez bu durum etiketlere %30 ile %50 gibi yansıtmak zorundayız. Malum bir de şimdi büyük marketler meselesi var. Tırlarla mal çekiyorlar ama fiyatlara baktığımız zaman bizden %30 daha pahalı. Bugün A-Market, B-Marketlere gittiğiniz zaman hem fiyatları pazarcılardan hem yüksek, hem de ürün kalitesi açısından pazarlardan çok daha aşağıladılar. Ama tabii bizim onlarla yarışmamız mümkün değil.

Pazarcı esnafının desteklenmesi lazım. Pazar berekettir. Pazarcı 50-60 gramı aramaz, 100 gramı da aramaz. 105 liraya gelen şeyde 5 lirayı da aramaz. Ama bugün bir markete gittiğiniz zaman 10 poşet, 15 poşet mal aldığınızı düşünün, küsuratlarını vurduğunuz zaman 20-25 lira para yapıyor. Ama pazarcı bunu tenezzül etmez. Poşetten de para almaz.

Eğer yurttaşlar pazarlara ve yerel esnafımıza yönelirse zincir marketlerde fiyatları düşünmek zorunda kalırlar. Örneğin Cumartesi günü Turgutreis pazarına gidin, etrafındaki zincir marketler 30 liraya sattığı bir ürünü Cumartesi günü 15 liraya satıyor. Şimdi bunun bir açıklaması var mı?

Artık hayatımız boğazımız yani yeme içmeden ibaret. Bir gezme, tozma, sosyal aktivite zaten hiçbir şeyimiz kalmadı. Büyük marketlere vatandaşımız, halkımız ciddi bir şekilde tavrını koyarsa bakın bakalım o zaman fiyatlar nasıl düşüyor.

Vatandaş kredi kartı kullanmak için marketlere gidiyordu. Artık bizlerin de pos cihazları var.

Örneğin büyük marketlerde şuradaki peynir kalitesi bulabilir misiniz? Kesinlikle bulamazsınız.

Yeşillik bağına bakarsak, yüzde 70 kendimiz üretiyoruz. Gramaja vurduğun zaman bir tane maydanoz 200-250 gram geliyor biz 20 liradan satıyoruz. Markete gidin 125 gramı 30 lira.

Vatandaş pazarlara destek vermek zorunda abi. Bakın zorunda diyorum. Vermez ise ben de kapatırım. Giderim bir marketin manav kısmında çalışırım. Eşim kasiyerlik yapar. Zaten memleketin gençlerinin yarısından fazlası nakliyeci oldu. Üniversite okumuş evlatlarımız ya kargocu, ya da kasiyerlik yapıyor…”

Bu sözlerin üzerine bir tek söz söylemek gerekir.

“Siz alışverişinizi gider süpermarketlerden yaparsınız ama doğumunuza, cenazenize pazarcınız, mahalle bakkalınız gelir…”

Yalıkavak pazarındaki ikinci insan manzarası henüz 22 yaşındaki Mehmet. Kendi söylemi ile üç yaşından bu yana pazarcılık yapıyor. Yakışıklı, erkek güzeli bu evladımızın tespitleri ise kendine ekonomistim diyen birçok akademisyeni bile utandıracak kadar dikkat çekici ve düşündürücü.

Çocukluğundan beri pazarlarda esnaflık yapan Mehmet bakın neler söylüyor;

“Üretim olmadığı sürece, dıştan mal geldiği sürece fiyatlar artar. Fiyatlar artarsa insanın da ekonomisi yetmez. Ekonomi yetmezse insanlar köpürmeye başlar, köpürürse insanın psikolojisi bozulur. Abi şöyle söyleyeyim bak ekonomi yükselir, alçalır ama üretim durduğu zaman her şey biter.

Çünkü millet kendi üretmediği sürece yani iç pazar dönmediği sürece yok yani dışarıdan mal gelse mesela şu an domates dışarıdan geldi diyelim 200 liradan aşağı domates yiyemesin ki salkım domates şu an o süpermarketlerde falan 200 lira…”

Pazar psikolojisini sormak isterim sana. Ne diyorsun? diye sorduğumda ise çok ilginç bir yanıt verdi;

“Buradaki herkes beni tanır abi 15 yıldır. Şimdi kime gitsem hepsi beni sever ama ekstradan mesela alan satan ve üretici arasında fark var. Alan satan her zaman psikolojisi bozuk gezer. Üretici mesela 80 liraya satarken, hop çeker 60’a alan-satanı o an bitirir…”

Mehmet ile gurur duydum, geleceğe inancım ve güvenim arttı. Mehmetler ve Esralar gibi evlatlarımız var oldukça, güzel ve yalnız ülkemin geleceği daha bir güvende diye düşünüyorum…

Bodrum ve Yalıkavak Pazarında en kaliteli meyveleri satan kardeşimin söyledikleri ise çok acı ve düşündürücü. Piyasa gayet güzel abi. Karpuz fiyatı aslında çok da fazla değil. 80 lira bu günkü şartlarda çok değil diyerek şöyle konuşuyor;

“Millet pahalı, pahalı, pahalı diyor ama aslında pahalı değil. Geçen yılki fiyatlarla aşağı yukarı aynı. Ama buraya sıra gelmiyor. Alım gücü düştüğü için meyveye sıra gelmiyor. Önce kendi faturalarını öderken insanların meyveye parası kalmıyor artık. Öncelikleri var pazar yerinde çıktığı zaman. Önce yeşilliğini alıyor, patatesini alıyor, soğanını alıyor. Buraya gelmiyor o zaman. Biz işin en son halkası oluyoruz.

Ama biraz da galiba suç bizde. Bir şeyi zamanında yemiyoruz. Yani patlıcanı patlıcan mevsiminde, domatesi domates mevsiminde yemiyoruz. Onun için de böyle sıkıntılar oluyor. Diyorlar ki mesela şu anda bu çileğin zamanı değil. Tamam da kardeşim, koca kış domates yedin sen. Koca kış salatalık yedin ve salatalık fiyatı kışın bir ara bir yükseldi 200 liraya yedin salatalığı. Yani domatesi 150 liraya yiyorsun şu anda. Çilek 120 lira. Karpuzun zamanı mı? Değil ama işte. Ama İran’da zamanı, İran’dan geliyor. İran’dan geliyor. Savaşın içinde bize karpuz gönderiyor adamlar. Ne diyeyim şimdi ya…”

Söyledikleri çok düşündürücü değil mi?

 Son olarak Bodrum Tohum Derneği için doğal ve organik tarım yapan üreticilerin ürünlerinden çeşitli lezzetler yapan Öteberi Mutfak kurucusu Tülay Başekmekçi’nin şu sözleri kulağımıza küpe olsun;

“Bodrum Tohum Derneği bir sivil toplum kuruluşudur. Aslında yaptığımız her çalışma sistem karşıtı bir duruş anlamına geliyor. Çünkü hala atalık tohumlar ile üretim yapan üreticilerimiz var. Üzerine bir de pestisit kullanmadan üretmeye devam eden çiftçilerimiz var. Biz bu geleneği yaklaşık 15 yıldan bu yana sürdürüyoruz. Sürdürmeye de devam edeceğiz. Elbette bizim üretim tarzımızda üretici bulmak çok zor. Ülkenin sosyo-ekonomik durumundan kaynaklı herkes daha hibrid ve daha çabuk yetiştirip satma peşinde. Ama bizim az miktarda da olsa üreticilerimiz ile devam ediyoruz. Yılda bir kez tohum takas şenliği yapıyoruz. Ortakent pazarında sabah 8:00 ile öğleden sonra 14:00 arası kurduğumuz bir tezgahımız var ve orada da zamanı geldikçe tohum ve fide dağıtıyoruz. Bu bizim için çok önemli. Meyve ve sebze zamanı geldiğinde yenilir. Patlıcanın mevsimi değilse bizde patlıcan satılmaz ve yenilmez. Üreticilerimi de bizler de böyle besleniyoruz. Zamanı geldikçe kışlık ve yazlık olarak ücretsiz olarak ata tohumu ve fide dağıtımı yapıyoruz…”

Hep söylediğimiz gibi “Tam bağımsız Türkiye” için en temel gereklilik tohumumuza sahip çıkmak ve tarımsal üretim. O nedenle önceliğimiz tohum ve tarımsal kalkınma için doğal ve iyi tarım anlayışı ile üretim yapmaktır. Sağlığımız da, geleceğimiz de buna bağlı.

******

Bu arada farkındalık yaratmak adına bir duyuruyu da buradan sizlerle paylaşmak istiyorum;

Bodrum Belediyesi’nin önemli projelerinden birisi “Üretici ile Tüketici Arasındaki Köprü: Bodrum Yerel Ürün…” Bodrum Belediyesi, yerel ürünleri daha görünür kılmak ve Bodrum’da üretim yapan yerel üreticiyi desteklemek amacıyla Bodrum Yerel Ürün sitesini vatandaşların kullanımına sundu. Üreticinin dijital rehberi haline gelen sitede, yerel üreticiler ile hem Bodrum’da yaşayan hem de dünyanın dört bir yanından Bodrum’a gelen ziyaretçiler arasında güçlü ve sürdürülebilir bir bağ kuruluyor.

Burada yer alan link aracılığıyla Bodrum’daki üreticilerin iletişim bilgilerine kolaylıkla ulaşılabilir, ürün portföyleri incelenebilir ve üretici olarak başvuruda bulunulabilir.

https://bodrumyerelurun.com/index.php

Bizden duyurması…

******

Basının ilk şehidi olarak tarihe geçen gazeteci Hasan Fehmi’nin öldürüldüğü 6 Nisan günü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Öldürülen Gazeteciler Günü olarak kabul ediliyor.

Serbesti Gazetesi’ndeki yazılarında İttihat ve Terakki yönetimini sert bir dille eleştiren Hasan Fehmi 6 Nisan 1909 günü Galata Köprüsü üzerinde öldürülmüştü.

Bugün ülkemizde yerelde ve yaygın medyada gazetecilerin, muhabirlerin, foto muhabirlerinin, kameramanların, editörlerin, yöneticilerin, gazete sahiplerinin can güvenliği bulunmuyor. Gazeteciler yaşadıkları ülkenin hafızasıdır. Gazetecilere yönelik haksız gözaltı, tutukluluk uygulamalarıyla, şiddet ve cinayetlerle ülkenin hafızası silinmeye çalışılmaktadır.

Gazetecilik Suç Değildir!

Bu haftalık bu kadar.

Sosyal Medya hesaplarımızı TAKİP etmeyi ve ABONE olmayı, BEĞENmeyi, YORUM yapmayı ve PAYLAŞmayı sakın ihmal etmeyin. Sayenizde organik bir şekilde ve hızla büyüyoruz. Elbette ulusal çapta yayın yapan ve tanınmış gazeteciler ile yarışamayız. Ama yerelde iyi gidiyoruz. Bundan dolayı da çok mutluyuz, siz takipçilerimize de çok ama çok teşekkür ediyoruz…

Eyvallah…

 

 

Bu yazıyı paylaş !

Shares
Bir Yorum Yazın


Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum
  1. Selda Yeter dedi ki:

    Esra Işık’a özgürlük , Ekizköy Akbelen topraklarına özgürlük