İlk Bodrum Anılarım ve Zeki Müren / Dr. Metin Aycıl Sokak Yazıları…
Düşünceleriniz neyse hayatınız odur.
Hayatınızı değiştirmek istiyorsanız düşüncelerinizi değiştirin.
Marcus Aurelius (161 – 180)
Bodrum’a ilk kez 1978 yazında gitmiştim. Üç arkadaş Cumhuriyet Caddesi’nde (Barlar Sokağı) bir aile pansiyonunda kalmıştık. Şimdi yaz aylarında kalabalıktan zor yürünen caddeye bakan pansiyonlarda, geceleri sakin bir şekilde uyumak mümkün oluyordu. Çok turist de yoktu o zamanlar, daha ziyade üniversite öğrencisi profilinden kimseleri görüyorduk. Bizim kaldığımız pansiyonun terasında da bir Alman kız öğrenciye denk gelmiştim. Kart postal yazıyordu. Günümüzde artık mektup yazmak, kart postal göndermek gibi konular bir şey ifade etmeyebilir.
Çok turist yoktu diyorum; zira çok sayıda turisti ağırlayacak tesisler de yoktu. Türkiye 1980’lerden sonra kitle turizmine açıldı ve o paralelde verilen teşviklerle oteller ve diğer konaklama tesisleri yapılmaya başlandı. Şimdiki gibi dağların tepesine kadar evler de yoktu o yıllarda.
Bodrum’un içinden rahatlıkla denize girilebiliyordu, şimdi de girilebiliyor; ancak oldukça kalabalık. Tekne gezintileri o zamanlar daha anlamlıydı bence; zira karayolu olanakları çok gelişmemişti. Denize girmek için sıklıkla gittiğimiz yer Bardakçı Koyu idi; zira burası merkeze oldukça yakındı. Motor yanaşıp indiğimizde ilk olarak, sağ tarafta yukarıda mütevazı bir işletme vardı. Şimdi tüm ayrıntısıyla hatırlamıyorum; ancak tost çay türünde hizmetler sunan bir yerdi sanki. Hatırladığım en önemli olay, Zeki Müren’in deniz motoru ile Bardakçı’ya gelmesi ve iner inmez bahsettiğim mekâna bakıp mekân sahibini selamlamasıydı. Kendisinin sıklıkla Bardakçı’da denize girdiğini o zaman öğrendim.
Bodrum’daki ilk anımın Zeki Müren ile taçlanması da müstesnâ bir anlam katmıştır tatilime. Nedeni ileriki satırlarda anlaşılacaktır, eminim.
Hazır yeri gelmişken, Bardakçı Koyu’nun mitolojik öyküsünü kısaca hatırlatmak isterim:
Mitolojik öykü Salmakis efsanesine dayanır.
Antik çağda Bardakçı Koyu’nun bulunduğu yerde, Salmakis adlı bir su perisinin yaşadığına inanılırdı. Koyun içindeki tatlı su kaynağı da onun adıyla Salmakis Pınarı olarak anılırdı. Salmakis, daha çok güzelliği ve baştan çıkarıcılığıyla bilinen bir periydi.
Bir gün Hermes ile Afrodit’in oğlu Hermaphroditos (yarı tanrı) bu pınarda yıkanmak için durur. Salmakis, Hermaphroditos’a âşık olur; ancak genç onu reddeder. Bunun üzerine Salmakis tanrılara dua eder ve bedenlerinin sonsuza dek birleşmesini ister. Tanrılar bu duayı kabul eder ve iki beden tek bir varlıkta birleşir. Böylece iki cinsiyetli (androjen) bir varlık ortaya çıkar. Mitolojiye göre Hermaphroditos, bu birleşmeden sonra pınarın sularını lanetler ve bu sudan içen ya da yıkanan herkesin erkekliğini yitireceğini söyler.
Antik Halikarnassos’ta Salmakis Pınarı ünlü bir yerdi, antik yazarlar bu sudan bahsederler. Pınarın suyunun, insanları yumuşak huylu ve zevk düşkünü yaptığına inanılırdı. Bu nedenle Bardakçı Koyu, sadece doğal değil mitolojik ve kültürel bir merkez sayılırdı.
Yine o güne dönelim: Sözünü ettiğim mekândan ayrılıp, iskeleye gitmek için aşağıya indim. Zeki Müren çevresindeki insanlarla sohbet ediyordu. Ben de yürümemi yavaşlattım ve sohbeti duymak istedim. Aspendos konserinden bahsediyordu ve yanındaki hanımefendiye şunları söyledi: “Düşünebiliyor musunuz hanımefendi, 2000 yıldır orada konser verilmemiş…” Heyecanı ve coşkusu beni çok etkilemişti. Ben konseri henüz vermediğini düşünmüştüm. Tatilim bitti İstanbul’a döndüm ve hayat kendi akışında devam ediyordu. Güzel bir tevâfuk sonucu, televizyonda Zeki Müren vardı ve yine Aspendos konserinden bahsediyordu:
“Konserden bir gece önce heyecandan uyuyamamıştım ve hep dua ettim: ‘Tanrım beni halkıma mahcûb etme’ Otelden Aspendos’a kadar dualar ettim. Konsere çıktım, muhteşemdi. Konser sonrası da uyuyamadım ve ‘Tanrım sen bu kuluna böyle bir sevgiyi nasıl bahşedersin’ diye şükranlarımı dile getirdim.”
Çok etkilenmiş ve duygulanmıştım. Yıllar geçmesine rağmen unutmayışım herhalde bu nedenledir.
Konser 31 Mayıs 1969 yılında gerçekleşmiş; yani benim Bardakçı Koyu’nda öykü ile tanıştığım 1978 yılından dokuz yıl önce. Bu da Zeki Müren için Aspendos konserinin ne kadar anlamlı ve etkileyici olduğunun bir göstergesi olsa gerek.
Aspendos konserini Zeki Müren’den biraz daha kapsamlı dinlemeden önce Aspendos Antik Tiyatrosu’nun da hikâyesini kısaca paylaşmak istiyorum:
Aspendos Antik Tiyatrosu Roma’nın filozof İmparatoru Marcus Aurelius döneminde yapılmış. Yaklaşık 15.000 – 20.000 seyirci kapasitesi bulunmaktaydı.
Kullanım amacı: Tragedya, komedya ve mitolojik tiyatro oyunları; müzik dinletileri ve korolar; dans, şiir okumaları; zaman zaman imparatorluk törenleriydi. Aspendos Antik Tiyatrosu bölgenin en büyük kültür merkeziydi.
Antik dönemden sonra tiyatro, yüzyıllar boyunca sessiz kaldı. 20. yüzyıl ortasında restorasyonla yeniden düzenlendi.
Zeki Müren, 31 Mayıs 1969’da burada sahneye çıkarak, 2000 yıl sonra Aspendos’ta yankılanan ilk müzik sesi oldu. Bu konser o kadar etkileyiciydi ki, birçok tarihçi ve sanat yazarı bunu “antik çağın ruhunun yeniden canlanışı” olarak tanımlar.
Evet şimdi söz Zeki Müren’in:
“Bu taşlar binlerce yıl önce müziğin, şiirin, sanatın sesini duymuş.
Ben bugün burada onların yankısını yeniden uyandıracağım. Biliyor musunuz, şu taşlar nefes alıyor… Onlara saygı göstermek gerek.”
“O taş duvarlarda kendi sesimi yankı olarak duyduğumda kalbim duracak sandım. 2000 yıl sonra Aspendos’ta ilk sesi ben verdim. Bu benim sanat hayatımın en büyük ödülüdür.
Bana sanat güneşi diyorlardı; ama ben bu gece kendimi gerçekten bir ışık gibi hissettim.”
Bu konser sonrası Antalya halkı tarafından kendisine “Paşa” yakıştırması yapılmıştır.
Aspendos Antik Tiyatrosu’ndaki konser Zeki Müren’in kariyerinde önemli bir kilometre taşı olmuştur.
Kendisini en kalbî hürmetlerimle ve rahmetle anıyorum.
**********
Yeniden Sokak’tayım
Benim çocukluğum ve gençliğim sokakta geçti. Bu sadece bana özgü bir olgu değildi; benim kuşağım ve hatta benden önceki kuşaklar için de aynı durum söz konusuydu.
Sokakta geçen hayatımız bize çok şey kattı.
Bugün Bodrum Sokak TV’de yazmaya başlarken yeniden Sokak günlerim geldi aklıma.
Yine o günlerin coşkusu, heyecanı ve duygusallığı ile karşınızdayım.
Kalbî sevgilerimle…
Dr.Metin Aycıl







Kaleminize sağlık Metin hocam, çok keyifle okudum. İzninizle paylaşıyorum.
Nermin Hocam çok teşekkür ederim. Paylaşmak konusunda takdir sizindir.
Zeki Müren ile ilgili anınız yazınıza ayrı bir tat katmış, teşekkürler, Metin Hoca
Fevziye Hocam çok teşekkür ederim
Kaleminize sağlık hocam her cümlesinde ayrı bir düşe dalıyor, o yıllara gidiyor insan.
Kemal’ciğim çok teşekkür ederim. Sizleri çok özlüyorum. Hepinize iyilikler ve güzellikler diliyorum.