Bodrum yerel siyasetinin önde gelen ismi OSMAN ÖNEŞ

Yayınlama: 28.03.2026
591
A+
A-

Bu söyleşi Osman ağabeyimin çok da bilinmeyen ya da az kişinin bildiği yaşam öyküsüdür. Bu dünyadan ve Bodrum’dan bir Osman Öneş geçti diyecek kadar önemli bir adamdı. Bu gün ölüm haberini aldığımda, durdum kaldım öylece. Ustam Nezih Demirkent gazeteciliğe ölüm ilanları yazarak başlamak lazım derdi. Bu gün gazetecilik yaşamımdaki yazamadığım bir kaç haberden birisi oldu Osman Öneş’in ölüm haberi. 

Ölüm haberini yazmak yerine onunla bir kaç yıl önce yaptığım söyleşiyi yayınlamaya karar verdim. Bu söyleşiyi video olarak da çekmiştim ve kısa bir zaman sonra da bu söyleşiyi toparlayıp yayınlarım. 

Ahhh be Osman ağabey, devrin daim olsun. Umuyorum huzura erdin…

 

Bodrum’un kendine özel birkaç ismini say deseler, biri mutlaka Osman Öneş olur. Bodrum siyasetinde önemli bir yeri vardır. Köklü bir ailenin Kunduracı Süreyya bey ile Meliha hanımın altı evladından beşincisi.

Osman Öneş’i 2009’da tanıdım. Devrimci bıyıkları, kibar ve entelektüel kişiliği ile Bodrum siyasetinde önemli bir yeri vardır. Onunla aynı safta epey mücadeleler verdik.

Birkaç yıl önce bir tesadüf eseri Ziraat Meslek Lisesinde, Zirai Mücadele ve Meyvecilik dersi öğretmenim Ergun Turan ile sınıf arkadaşı olduğunu öğrendim. Bu söyleşide de sık sık adı geçen, BG Dergi için söyleşi yapmayı düşündüğüm bir isim olan Süreyya Çamcı da aynı sınıftalarmış meğer.

-‘Hayatını yazacağım’ dediğimde,

-‘Siyaset konuşacağız değil mi?’ diye sordu.

-‘Ağabeyim bu röportaj siyasi demeç değil, senin yaşam öykünü konuşacağız’ dedim yeniden.

-‘Siyaset konuşmayacaksak, ne konuşacağız? Yapmayalım o zaman’ dedi.

-‘Tamam dedim ne istersen konuşacağız ben de yazacağım.’

İkna oldu en sonunda. İşte Bodrum’un yetiştirdiği önemli isimlerden birisi olan Osman Öneş’in, 32 kısım tekmili birden yaşam öyküsü…

Senin için öz ağabeyim desem yeridir. Kimi zaman görüş ayrılıklarımız olsa da, her daim omuz omuza mücadele ettik. “Yola çıktığın arkadaşlarını, asla yolda bulduklarınla değiştirme” anlayışını, ilke olarak benimsemiş, ender bir adamsın. Sadece bu anlayışı benimsediğin için bile çok değerlisin.

“Hep karşılıklı; teşekkür ederim…”

Osman Öneş ne zaman doğdu, çocukluğunuzu anımsadığınız kadarıyla anlatabilir misiniz?

“1951 yılında Bodrum’da doğdum. Babam Süreyya Öneş’in lakabı Kunduracı Süreyya usta idi. Annem de Meliha Öneş. Babam ayakkabıcı idi, ayakkabı imalatı yapardı. Çocukluğum, ilk, orta eğitim dönemim Bodrum’da geçti ve hâlâ Bodrum’da yaşamaya devam ediyorum. İlkokulu Turgutreis İlköğretim Okulu’nda okudum…”

Öğretmeniniz kimdi?

“Allah rahmet eylesin Sebahattin Ata. Çocukluk yıllarımızda Bodrum’un nüfusu çok düşüktü, bugünkü Bodrum’la hiç alakası yoktu. Bodrum’u dünyanın ve Türkiye’nin kültür, sanat ve turizm kenti yapalım diye uğraşıyoruz ama bence o zamanların Bodrum’u çok daha güzel bir Bodrum’du. Gerek yerel ve özgün bir kültür, sanat ve gerçekten turizm kentiydi Bodrum. El birliği ile turizmi canlandırmak isteyen vefakâr, cefakâr Bodrumluların olduğu bir dönemdi. Betonsuz, çevre kirliliği olmayan bir Bodrum’du. Elbette birçok sorunumuz vardı. Ama umut vardı. Sorunlarımızın aklıselim yaklaşımlarla çözülme umudu vardı. Bugün hepimizi çıldırma noktasına getiren trafik sorunumuz yoktu mesela. Doğa ile barışık bir Bodrum vardı. Ben o eski Bodrum’u, çocukluğumu çok özlüyorum…”

Baba evinde oturuyorsunuz hâlâ değil mi?

“Evet hâlâ çocukluğumun geçtiği mahallede yaşıyorum. Atatürk Caddesi, Çukurbahçe Sokak. Buradaki avluda doğmuşum. Sokakta bütün çocuklar buluşur uzuneşek oynardık mesela. Misket ve top vazgeçilmez oyunlarımız arasındaydı…”

Denizle aranız nasıldı?

“Her Bodrumlu çocuk gibi benim de denizle aram çok iyiydi. Balık tutmak tutkuydu bizler için, yaz kış girerdik denize…”

İlkokul yıllarınızda hepimize sorulan şu klâsik soru vardır; ‘Büyüyünce ne olacaksın?’ diye… Bu soru sorulduğunda ne derdiniz, hedefiniz var mıydı?

“Ailem eğitim almamı istiyordu, ben de istiyordum. Hedeflediğim bir meslek seçimim yoktu aslında. Bana göre hâlâ meslek seçimlerimiz şansa bağlı. Sanıyorum benimki de şanstı. Ziraat Mühendisi oldum. Ama bu meslek çocukluk hayalim değildi…”

Babanız Süreyya Bey’in mesleği ile yani ayakkabıcılıkla hiç ilgilendiniz mi, çıraklık yaptınız mı?

“Babam kunduracıydı ve ayakkabı imal ederdi. Daha sonra ayakkabı malzemeleri satışına geçti. Eskiden altı çivili ayakkabılar, körüklü çizmeler yapılırdı. Tabanları iple, sırımla yapılır sonra yapıştırılırdı. Okul dışında her esnaf çocuğu gibi ben de babamın yanına giderdim. Öğlen tatillerinde de dükkâna giderdim. Babam namaza gider, ben dükkânda dururdum. Bazen dükkândan kaçar, arka tarafta deniz kenarında balık tutardım. Babam da bana kızardı ama akşam eve geldiğimizde annemin o balıkları pişirdiğini görünce bıyık altından gülümserdi. Hep birlikte neşe ile yerdik o tuttuğum balıkları…”

Kale Caddesi’ndeki dükkân babanızın dükkânıydı değil mi?

“Aynı dükkân. Üniversitede ikinci sınıftayken babam vefat etti. Babam vefat etmeden önce dükkânı rahmetli Hilmi Güney’e vermişti. O da sandalet imalatı yapıyordu…”

Güney Sandalet…

“Evet evet bildiğin Güney Sandalet. Şimdi çocukları devam ettiriyor. Üniversiteyi bitirdikten sonra birkaç sene devlet memuriyeti yaptım ve Bodrum’a dönüp, 1982 yılında Kale Caddesi’ndeki iş yerimi açtım. Allah utandırmasın…”

Çocukluk yıllarında esnaf komşularınız kimlerdi?

“Hemen yanımızda, karşımızda tuhafiyeci dükkânı, Topanoğulları vardı. Rahmetli Cemal Uslu’nun inşaat malzemeleri üzerine hırdavat dükkânı vardı. Karşıda kahveci Mehmet ağabey, rahmetli berber Cumhur ağabey vardı. Biraz ileride Sebahattin ağabey, rahmetli kuyumcu Hasan Demircioğlu vardı. Hepsine Allah rahmet eylesin. Bodrum’un otantik yerlerinden birisi olan han vardı. Han hâlâ var ama eski han işlerdi. Hamalların arabalarını koyduğu, insanların kimi zaman gecelediği yerdi. Daha sonra müzikli gece kulübü olarak değerlendirildi. Birkaç yıldan bu yana çalışmıyor…”

Hanla ilgili soracaklarım olacak zaten… Han hem sizin hayatınız hem de Bodrum siyaseti için de önemli…

 Eğitimle devam edelim, lise eğitimini nerede gördünüz?

“Bodrum Ortaokulu’nu bitirdikten sonra İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’ne devam ettim…”

Yatılı olarak mı?

“Yok, gündüzlü olarak…”

Nerede kaldınız?

“Eniştem emekli Albay Celalettin Özcan’da, rahmetli şimdi. Babam gibi o da benim elimden tuttu. Eğitim yaşamıma da çok katkı sağladı diyebilirim. O zaman Bodrum’da lise yoktu. Ablam ve eniştem sayesinde eğitimimi İstanbul’da bu şekilde tamamladım…”

Kaç kardeşsiniz?

“3’ü erkek 3’ü kız 6 kardeşiz…”

İsimlerini en büyükten başlayarak alabilir miyiz?

“Cavidan Özcan, Cevat Öneş, Vedat Öneş, Suzan Ziylan, ben ve Nuran Yüksel. Liseden sonra Erzurum Üniversitesi Dişçilik Fakültesi’ni kazanmıştım ama kayıt yaptıramadım. O sene boş geçmesin diye ilk sömestre Turgutreis İlköğretim Okulu’nda, ikinci sömestride de Ortakent İlköğretim Okulu’nda vekil öğretmenlik yaptım. Hayatımın en güzel günleriydi. İkisinden de büyük onur, gurur duydum. İlkokulda öğretmenlik yapmak gerçekten kolay değil. Çocukları geleceğe hazırlamanın ağır yükü ve sorumluluğu vardı.  O günleri hiç unutamam. Daha sonra girdiğim sınavlarda Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ni kazandım ve kaydımı yaptırdım…”

Kabataş Erkek Lisesi de, Galatasaray Lisesi, Haydarpaşa Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi vb. gibi, Türkiye’nin önemli okullarındandır. Bir kişiliği, tarafgirliği vardır. Kabataşlılar Beşiktaşlı olur, siz Beşiktaşlı mısınız?

“Hayır Fenerbahçeliyim…”

Enteresan, Kabataş’tan Beşiktaşlılar çıkar…

“Biz ailece Fenerbahçeliyiz…”

Demek Kabataş’tan arada bir Galatasaraylı veya Fenerbahçeli de çıkabiliyormuş. Osman Öneş de onlardan bir tanesi…

 Lise hayatınızdan sonraki en önemli dönem Ankara…

“Önceden Hukuk Fakültesini de kazanmıştım aslında. Kayıt da yaptırmıştım. Daha sonra babam rahmetli ile oturup sohbet ettik. Hem hukuk, hem de Ziraat Fakültesini kazandığımı, ancak Hukuk Fakültesine gitmek istediğimi söyledim. O da ‘Ziraat Mühendisi olursan daha iyi olur. Ülkenin geleceği tarımda, toprakta’ dedi. İkna olmuştum. Böylelikle Ziraat Fakültesine gitmeye karar verdim…”  

 Ziraat Fakültesi aklınızda var mıydı?

“Doğrusu yoktu…”

Pişman mısınız?

“Hukuk olsaydı daha iyi olurdu diye düşünüyorum…”

Hâlâ hukuku düşünüyorsunuz…

“Evet. Aslında SBF’yi hayal ediyordum. Hukuk’a gidebilseydim fark dersleri vererek SBF’de okuma fırsatım olabilirdi. Ama gene de memnunum, çok değerli arkadaşlarla tanıştım. İyi bir üniversiteyi bitirdiğimi düşünüyorum…”

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Türkiye’nin en önemli fakültelerinden bir tanesi. Sizin sınıf arkadaşlarınızdan biri de yıllar sonra benim öğretmenim oldu; Ergun Turan… Ben de Ziraat Meslek Lisesi mezunu olduğum için yıllar sonra burada buluştuk. Bir de Süreyya Ağabey var sanırım…

“Evet Süreyya Çamcı var. Süreyya Çamcı’nın benim hayatımda çok farklı bir yeri var. 50 yıldan beri tanıdığım, en yakın dostum ve kardeşim diyebilirim…”

Bize okul hayatınızdan bahseder misiniz? Üniversite öncesinde de siyasete eğiliminiz var mıydı?

“Vardı. Lise yıllarımda biraz siyasete bulaşmaya başlamıştık. O günkü öğrenci olayları vs. toplum çok tedirgindi. Toplumsal olaylar artmaya başlamıştı. Ama siyaset ile üniversitenin ilk sınıfında daha çok ilgilenmeye başladım. 70’li yıllardı. Süreyya Çamcı ile birlikteydik. Zaten okulda ilk tanıdığım arkadaşım Süreyya Çamcı oldu…”

O da siyasetin içinde miydi?

“Evet. Biz o günkü koşullarda CHP Gençlik Kollarında siyasete başladık. Sosyal demokrasi dernekleri federasyonu çalışmalarına, halkçı, devrimci gençlik federasyonunun çalışmalarına katıldık. Yüksek Öğrenim Derneği çalışmalarında bulunduk. Halkevlerine gider gelir, çalışmalarına katılırdık. Bu arada tahsilimize de devam ettik…”

O yıllarda devrimciler ve ülkücüler ön plandaydı. Siz ise sosyal demokrat görüşü seçmişsiniz…

“Bizim stratejimiz, sosyal demokrat düşünce platformu içerisindeki gençlerle birlikte CHP Gençlik Kollarıydı…”

Yani o sağ-sol çatışmalarına girmediniz öyle mi?

“Aslında tam ortasındaydık. Devrimci gençlik olarak ülkenin sorunlarına kayıtsız değildik. Ülkenin geleceği, demokratikleşme, özgür düşünce, işçiye, köylüye, çalışana, emeğe saygı duyma ve onlara yardımcı olmak bizim de felsefemizdi…”

Ülkücülerle değil de, daha çok devrimci gençlikle hareket ediyordunuz galiba…

“Evet devrimciler ile birlikte hareket ediyorduk. Ama çalışmalarımı sosyal demokrat gençliğin içerisinde sürdürdüm…”

Cumhuriyet Halk Partisi?

“CHP Gençlik Kolları içinde politika yapmaya başladım. Demokrasiyi, özgür düşünceyi, insan hakları gibi duyguları hayata geçirmek için CHP’de mücadele etmenin daha uygun olduğunu düşünüyordum…”

Okul bitti, Ziraat Mühendisi oldunuz. Sonra?

“Ziraat Fakültesinin 2. sınıfında babamı kaybettim. Hacettepe Üniversitesinde bir ameliyat geçirdi, sonra da fazla yaşamadı. Ama Bodrum’dan Ankara’ya gidip gelirken, hep ülke sorunlarını ve bu sorunların nasıl çözülebileceğini tartışırdık. Örneğin Bodrum ile Ankara arasında, helikopter ambulansların olması gerektiğini düşünüyorduk. Sosyal devlet olmak için, 50 yıl önce babam bana bunu söylemişti…”

Okul bitince Ziraatçilik yaptınız mı?

“Okul bittikten sonra Burdur Tefenni İlçesi, Devlet Üretme Çiftliğindeki Tarım Meslek Lisesine tayinim çıktı. Hem mesleki olarak görevimi yaptım, hem de Tarım Meslek Lisesinde mesleki dersler ve modern matematik derslerine girdim. Öğretmenlik görevim bir yıl kadar sürdü…”

Sonra?

“1976’da, askere gittim. Tuzla’daki eğitimden sonra Ankara Mamak Eğitim Komutanlığında askerlik görevimi tamamladım. Sonra Milas İlçe Tarım Müdürlüğüne atandım ve hem mühendis, hem de müdür olarak bir yıl burada görev yaptım. Orada çok güzel devlet memuriyeti yaptığımı düşünüyorum. Kısa süre bile olsa teori ve pratiğin arasındaki farkı Milas’taki görev sürecim içerisinde öğrenmiş oldum. Gerçi eğitimin üretimle, emekle, pratikle birlikte yapılması gerektiğini zaten düşünenlerdendim. Teori ve pratiğimi önce Tefenni’de, sonra Milas’ta pekiştirdiğimi düşünüyorum…”

Sonra devlet memurluğunu bıraktınız mı?

“Siyasiler, memurlarla çok uğraşıyorlardı. Her görüş kendi görüşünden insanları rahat yerlerde çalıştırmak istiyordu. Böyle bir ortamda da benim tayinimi Erzurum’a çıkarttılar. 3-5 ay rapor aldım. Baktım olmayacak, devlet memurluğu görevimden istifa ettim. 1982 yılında da Bodrum’da Öneş Ticaret adıyla ilk iş yerimi açarak ticarete, esnaflığa başlamış oldum…”

Bodrum’daki siyasi ortamdan da biraz bahsedelim. 12 Mart 1970 ve 12 Eylül 1980 darbeleri ile ilgili yaşadıklarınızı anlatabilir misiniz?

“İkisini de gördüm, o günleri yaşadım… Darbe ile bu işlerin olmayacağı açık. Demokrasi en güzel yönetim biçimi. Bunu çok iyi anlatmak lâzım. İnsanlara demokratik ve özgür düşünceden yana olmaları için elimizden gelen gayreti göstermemiz lazım…”

12 Eylül’de Bodrum’da mıydınız? Bodrum nasıl karşıladı?

“Buradaydım. Bodrum sessiz ve sakindi. Zaten darbe olunca bir anda Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi, Bodrum’da da herkes sessizliğe bürünmüştü. Darbenin olduğu gün çarşı pazarda kimse yoktu, herkes evinde radyonun başındaydı…”

Sizi de gelip alırlar diye düşünüp korktunuz mu?

“Korktuğumu düşünmüyorum ama insan çekiniyor tabii ki. Ne olacağı belli değildi. Bir kitap bulsalar alıp götürüyorlardı. Yanlıştı tabii bunlar. Zor bir dönemdi, etkisi bugün bile hâlâ devam ediyor. Sonuçta 12 Eylül 1980 yasaları ile yönetiliyoruz. Bence bunların iyi bir anayasa ile temizlenmesi lazım. Yepyeni bir demokratik yaklaşımın içine girilmesinde yarar var. Türkiye’de demokrasi ancak böyle gelişir…”

Sonuçta Osman Öneş, Bodrum siyasetinin önemli bir figürüdür. Bodrumlu olmasının dışında Bodrum’daki siyasete yön veren insanlardan biridir. 82’de siz buraya yerleştikten sonra herhalde siyasetle ilgili daha farklı bir çalışmalar başlattınız ki CHP’nin Bodrum’daki gelişimi için en önemli isimlerden biri haline geldiniz. O dönemi anlatır mısınız?

“Ondan önce şu anlatmak istiyorum; yıl 1970-71, Ziraat Fakültesi 1. sınıfta iken Altındağ Gençlik Kollarındaydım. Daha sonra Ankara İl Gençlik Kolları Yönetim Kurulu Üyesi oldum. Genel Merkez Gençlik Kolları ile birlikte bütün Türkiye’yi dolaşmaya çalıştık. Çok çalışmalar yaptık. Kırsal kesim, işçi, gençlik, öğrenci, sosyal vs. çalışmalarımız oldu. Genel Başkan İsmet İnönü, Bülent Ecevit de Genel Sekreter’di. Biz Bülent Bey’in genel başkanlık mücadelesinde, o zamanın halkçı devrimci gençleri olarak çok çalıştık. Okula girdiğim ilk yıl CHP’de demokratik sol hareketin gelişmesi için, ben de Bodrum’da Muğla’da görevliydim. 1970-71 yıllarında öğrenci kimliğimle örgütlenme çalışmaları yapmak üzere Bodrum’a geldim. Düşünsene sırf bu nedenle Bodrum’a gelmiştim. CHP İlçe Başkanı rahmetli Celal Atalay’dı. İlçe merkezi de demin bahsettiğimiz hanın üstünde idi. Rahmetli Celal Atalay’a birkaç sefer gittim. Celal Ağabey’e ‘Gel partiyi açalım, temizleyelim. Gençlik kollarını, kadın kollarını kuralım. Bak hareket var Türkiye’de. İktidar çalışmaları, yeniden yapılanma çalışmaları var, bunlara katılalım’ dedim. Onlarda heyecan yoktu. Bizden çok farklı düşünüyorlardı ve bizleri önemsemediler. 3-4 arkadaşla birlikte CHP binasına gittik. Kapıda kocaman bir kilit var. Gidiyoruz, geliyoruz anahtarı alamıyoruz, kapı bir türlü açılmıyor. Bir gün sinirlendik ve kilidi kırıp içeri girdik. Bütün binayı temizleyip, bayraklarımızı astık. Öğlene kadar bu işleri yaptık, öğleden sonra da rahmetli Celal Atalay geldi. Bize kızar mı diye düşünüyorduk ki ortalığı temizlenmiş, toparlanmış görünce hoşuna gitti. Bize teşekkür etti. O bir başlangıçtı. Birkaç kişi ile birlikte, Bodrum’un bütün köylerini dolaştığımı biliyorum ki o zamanlar Bodrum’da otobüs ya da özel araç da yoktu. İki tane cip vardı. O kadar yolu nasıl gittik geldik, şu anda anlatmam mümkün değil. Bir gün Mumcular’a gittim ‘Buradaki CHP’li kim, onunla tanışmak istiyorum’ dedim, ‘Burada CHP’li Koca Muhtar var’ dediler. Koca Muhtar’ı buldum…”

Koca Muhtar kim?

“Mustafa Varvil. Koca Muhtar lakaplı kahve işleticisi. ‘Muhtar Amca biz gençlik kollarını kuruyoruz, bana 3-5 genç ismi verebilir misin, tanıştırabilir misin?’ dedim. O bile zorlandı ama 4-5 tane genç üye buldum. Şu anda bir tanesi var ve devam ediyor. Bir seferinde de Gümüşlük’e gitmiştim ‘Burada CHP’li kim var, beni onunla buluşturun’ dediğim zaman Faik Karakaya’yı önermişlerdi. Rahmetli Celep Ali’nin üvey babası. Tahta sandalyeli bir masada çayını içerken ‘Faik Amca, Gümüşlük’ten bana 3-5 tane genç bul, gençlik kolları örgütlenmesi yapıyoruz’ dedim. Oradan da 3-5 tane üye yaptık. Birçok köyü tek başıma dolaştım. Kolay da olmuyordu. Araba bulup gidiyorsun ama dönüş yok. Sokağa çıkıyorsun, bir şey geçerse ona binip geliyorsun. Bazen yürüyerek dönmek zorunda kalıyordum. Şimdi siyaset yapmak çok kolay ama o zamanlar öyle kolay değildi. Siyasetin zor olduğu, olayların olduğu o dönemlerde demokrasi mücadelesi vermek, her babayiğidin harcı değildi. Anlayanlar anlar herhalde…’

Yaşamak lazım…

“O günlerde, yani üniversite yıllarının ilk senesinde Bodrum’da ve Muğla’nın bütün ilçelerinde bu gençlik çalışmalarını başlattık. Bodrum’da ilk defa 12 kişilik gençlik kolları yönetim kurulu oluşturduk. Kadın Kolları yoktu, onu da oluşturduk. Sabiha Öncel, Bodrum’un ilk Kadın Kolları Başkanı oldu. Allah uzun ömürler versin. O günkü koşullarda partinin iç demokratikliği, iç işleyişi bugüne göre çok daha iyiydi. O zamanki Gençlik ve Kadın Kollarının 12 yönetim kurulu üyesi otomatikman ilçe kongresinin de doğal delegesi oldular. Ben de İlçe Gençlik Kollarının hem yönetim kurul üyesi, hem de ilçe kongre delegesi olmuştum. Sonra İlçe Kongresi gündeme geldi ama Bülent Ecevit olayı da, hem Ankara’da, hem de Türkiye’nin her tarafında hızlı bir biçimde büyüyordu. Yeni bir dönem başlıyordu. Bu arada bizim o ilçe kongresini hiç unutamam. CHP Bodrum İlçe Kongresi yapılıyor. Divan Başkanı Cahit Kayra, başkan yardımcısı da ben oldum. Gençlerden 2 tane de yazman üye seçtik. Kongrede bizim gençlik ve kadın kolları üyelerimiz de hazır bulunuyorlardı. Kıyamet kopuyor. Kongre sonucunda bir oyla bizim adayımız Hüseyin Topan İlçe Başkanı olmuştu…”

Diğer aday kimdi?

“O da benim kayınpederim Adil Karabağlı idi. Sonradan kızını istedim, verdi bana… Çok değerli bir insan, o da CHP’ye emek veren, hayatı CHP ile geçen bir kişiydi…”

O İsmet Paşa taraftarıydı öyle değil mi?

“Gelecek gençlerde dedik, ama o ’Arkadaşlarımdan kopamam’ dedi. Ona çok önerdik ‘İlçe başkanımız ol, ama yönetimini gençlerden yapalım’ dedik. Kabul etmedi. Onun üzerine ben de kongre sabahı Etrim’den Hüseyin Topan’ı önerdim…”

Emlakçı Hikmet Topan’ın da babası…

“Evet. O da kabul edince, listemizde hazırdı zaten, bir oyla ilçe kongremizi kazanmıştık. Bu kongre çalışmaları Muğla’nın bütün ilçeleriyle birlikte, Türkiye’nin her yerinde aynı şekilde gerçekleşti. Kurultayda hem ağladık hem sevindik. Bir tarafta bizim sevdiğimiz, tarihi bir insan, ulusal kurtuluş mücadelesinde Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarıyla birlikte destanlar yazmış İsmet Paşa, bir tarafta da bir değişim, yapılanma, yenileşme, özgürlük mücadelesi içerisindeki Bülent Ecevit… İnönü’nün kaybetmesine ağladığımız, Ecevit’in kazanmasına sevindiğimiz müthiş bir kurultay olmuştu. Bunu Süreyya Çamcı ve diğer arkadaşlarımla birlikte yaşadık. Bunları anlatırken bile tüylerim hâlâ diken diken oluyor…”

Babanız Süreyya Bey hangi partiyi tutuyordu?

“Babam da CHP’liydi. O zamanlar belediye meclis üyeliği de yapmış. Bu arada ben ve arkadaşlarım Gençlik Kolları çalışmalarımızı Milas’a kadar uzatmıştık. Milas İlçe Kongresine de katılmıştım. Şimdi dershane yöneticisi Mustafa Zeybekoğlu vardı ve o kazanmıştı. Kongrede kıyamet kopardı ama kongre bittikten sonra tokalaşır, birbirimize sarılırdık. Kırılma, gücenme, hizipçilik vs. yoktu. Türkiye genelinde de bu çalışmaların sonucu Bülent Ecevit CHP Genel Başkanı oldu. ‘Toprak işleyenin, su kullananın’ gibi sloganlarla çalışmalarımız devam etti. Hatta Bafa Gölü’nün kamulaştırılması sorunu vardı. Gençler olarak Bafa Gölü’ne gittik geldik ve o göl kamulaştırıldı. O süreçteki Köy İşleri Bakanı herhalde Ali Topuz’du. Güzel şeyler oldu, olması da lâzımdı…”

Deniz spor malzemeleri üzerine iş yeriniz devam ediyor…

“Evet, 40 yıldır Kale Caddesi 22 numarada esnaflığım devam ediyor…”

80’li yıllar ve 90’lı yıllar turizmin gelişmeye başladığı yıllar…

“Ev pansiyonculuğu ile başlayan turizme önem verilmeye başlandı. Turizm ve el sanatlarıyla ekonominin fazla artacağını insanlar gördü. Bir taraftan otel yapımı, bir taraftan ev pansiyonculuğu turizmin gelişmesine önemli katkı sağladı…”

O süreçte işler de bereketli tabii…

“İşler de yavaş yavaş iyileşiyordu. O zamanlarda insanlar rahatlıkla geçimini sağlayabiliyordu. Paranın değeri vardı. Sıkıntılar vardı ama eğer aklı başında davranırsan, rahatça geçinebiliyordunuz…”

Elbette iş hayatı ile birlikte siyaset de devam etti, değil mi?

“Evet. 82’de dükkânı açtıktan sonra da siyasete devam ettim. Biz burada Halkçı Parti’yi kurmamıştık. SODEP-Sosyal Demokrasi Partisi vardı. Birkaç arkadaşımızla birlikte 12 Eylül’ün verdiği bir karmaşıklık içerisinde, insanlar sıkılıyor korkuyordu ama buna rağmen Sosyal Demokrasi Partisi’nin kuruluş çalışmalarına katıldım ve kurucu Bodrum İlçe Başkanı oldum…”

SODEP’in ilk İlçe Başkanı sizsiniz…

“Benim. Hemen akabinde, kısa süre içerisinde seçimler gündeme geldi. Sadece Bodrum ilçe ile Mumcular ve Turgutreis belde örgütlerimiz vardı. SODEP’i kurduktan sonra, iki ay içerisinde bütün Bodrum yarımadasında yapılanmamızı tamamladık. Genel Başkan Cezmi Karatay’dı. O dönem arkadaşlarım benim SODEP’in Belediye Başkan adaylığımı gündeme getirdiler. Turgutreis’ten Yusuf Sancak, Mumcular’da da harita mühendisi bir arkadaşımız aday oldu. ANAP’lı Cevat Bilgiç kazanmıştı…”

Çok oy farkı var mıydı?

“Çok azdı. Tabii o günlerde 12 Eylül’ün partisi diye anılan Turgut Sunalp’in kurduğu Milliyetçi Demokrasi Partisi de vardı. Bodrum’da atama belediye başkanı Albay Suat Giray’dı. Bazı arkadaşlarımıza, destek çıkmamaları gerektiğini, o kadar anlatmamıza rağmen MDP’ye destek çıktılar. Kazanma şansları yoktu, bizim oylarımızın cüzi bir kısmını aldılar. Biz de cüzi bir oy farkı ile seçimi kaybettik. Şanssızlık oldu. Bodrum için neredeyse dönüm noktasıydı. Bütün bu çalışmaları yani iş ve siyaset çalışmalarını yürütürken, 83’de Semra Rüçhan Karabağlı ile evlendim. Önce Gizem, daha sonra da küçük kızım Görkem dünyaya geldi. Siyaset çalışmalarım da devam ediyordu. SODEP ile Halkçı Parti’nin birleşmesi gündeme geldi. Aslında Türkiye’de Halkçı Parti yoktu, silinmişti. ‘Birleşmemize ne gerek vardı?’ mantığı içerisinde SODEP’e girmedim. Ecevitlerin isteği doğrultusunda biz de Demokratik Sol Parti’yi kurduk. Tabii bu süreçte, 12 Eylül’le kapatılan CHP yoktu. Bodrum’da DSP’nin kuruluş çalışmalarına katıldım. Kısa sürede hem Bodrum’da, hem Muğla’da partiyi örgütledik. CHP’nin açılmasıyla arkadaşlarımla birlikte DSP’den ayrılıp, CHP’ye döndüm. CHP’nin kuruluş çalışmalarında Sedat Keten’le birlikte ben de Yönetim Kurulu üyesi idim. CHP’yi Bodrum’da arkadaşlarımızla birlikte yeniden kurduk, yola devam ettik…”

O dönemde yine aileden pırıl pırıl bir insan, Nuran Yüksel de örgütün içerisindeydi, hatta yerel yönetimlerde çalıştı. Nuran Yüksel’le siyasetin içindeki ilişkiniz nedir?

“Nuran da benim gibi öğrencilik yıllarından başlayarak sosyal demokratik düşüncelerle yetişmiş, ülkenin kurtuluşunun sosyal demokratik düşüncede olabileceğini düşünen aydın yaklaşımları olan bir kadındır. Biz CHP’yi kurduktan sonra partiye üye oldu ve parti çalışmalarına katıldı. Sivil toplum kurumlarında çalışmalar yaptı, ÇYDD’nin kurullarında görev aldı, İlçe Şube Başkanlığı görevlerini yaptı. Sosyal yönü aktif olan, Atatürkçü bir kadındır. O da benim gibi hâlâ siyasetin içinde, devam ediyor…”

Özellikle eşi ile birlikte…

Murat Yüksel için de, CHP’nin önemli neferlerinden bir tanesi diyebiliriz…

“Bu arada söylemeyi unuttum, ben SODEP İlçe Başkanlığı yaptıktan sonra DSP İlçe Başkanlığı da yaptım. CHP açıldıktan sonra kurucu Yönetim Kurulu üyeliğimden sonra da iki dönem de CHP İlçe Başkanlığı yaptım…”

Sizin bir de milletvekilliği olayı var. İlginç bir dönem, çünkü milletvekilliği adaylık süreci, üniversitede tez konusu olabilir. Siyaset bilimi eğitimi veren okullarda ders olarak bile gösterilebilir diye düşünüyorum…

“Ondan önce birinci dönem var. Birinci dönemde İlçe Başkanlığı görevimi yürütürken, yerel seçimler gündeme geldi. Yerel seçimlerde acayip bir çalışma gösterdik. Bodrum Belediye Başkanlığı için rahmetli Emin Anter’in adaylığı gündeme geldi. O dönem Belediye Başkanı ve Belediye Meclis Üyelerinin belirlenmesinde ön seçim yaptık. Şimdi ön seçim tartışılıyor, biz 40 yıl önce ön seçim yapıyorduk. Emin Anter, Hüseyin Anıl ve Mehmet Kocair aday adayıydılar. Ön seçim yaptık ve Emin Anter kazandı. Yerel seçimler sonucunda da CHP ilk defa Bodrum’da seçim kazandı ve Emin Anter Bodrum Belediye Başkanı oldu. Emin Anter’in SHP döneminde, İlçe Belediye Başkanlığı durumu da söz konusuydu. Ama CHP’den belediye başkanı olma durumu benim de içinde bulunduğum döneme denk geliyor. Mehmet Ülküm de Gümüşlük’ten kazanmıştı. Konacık’ta Nasuh arkadaşım 6 oyla seçim kaybetmişti. Süreç kısa olmasına rağmen yapılanmamızı bitirip seçimlere katılmıştık. CHP’de de bu vardır; seçim hazırlığı yapılır, seçime girilir, halk iradesidir kazanır veya kaybedersin o ayrı konu… Benim İlçe Başkanlığı dönemimde rahmetli Emin Ağabey ile birlikte belediye başkanlığını kazanmıştık…”

 O zaman İlçe Başkanı mıydınız, Belediye Başkanlığına neden aday olmadınız?

“Burada hedef seçim kazanmaktı. Ben ve Yönetim Kurulumuzdaki arkadaşlarımız hiçbir yere aday olmadık ‘Biz seçim kazanacağız’ dedik.”

Sonra milletvekilliği adaylığı mı söz konusu?

“O ikinci İlçe Başkanlığı dönemimdi. 2002’de milletvekili aday adayı oldum. Demokrasi istedik, ön seçim yapılsın istedik ama olmadı. Genel merkezin belirlemesiyle sonuçlara gidildi. Ben de beşinci sıradaydım. Beşinci sıradaki bir kişi olarak, hatta altıncı sıradaki arkadaşımızla birlikte canla başla çalışmıştık. O günkü seçimlerde 4 milletvekili çıkarmıştık. Az bir oyla ben de seçilecektim ama seçilemedim. Hatta ertesi gün sabah saat 10.00’a kadar basında ‘5. de çıktı’ diye haberler yer aldı…”

O dönemin milletvekilleri kimlerdi?

“Birinci sırada Ali Aslan, ikinci sırada Prof. Dr. Gürol Ergin hocam vardı kontenjandan…”

Kontenjan olmasa siz seçilecektiniz.

“Kontenjan olmasa ben milletvekili idim. Yani Bodrum’dan bir milletvekili çıkarmış oluyorduk. Ama bu kontenjan işi Muğla’da devam etti. Yanılmıyorsam bu son seçimde yoktu. Gürol hoca iki defa kontenjan milletvekili oldu. Üçüncü sırada Milas’tan Veteriner Hekim Fahrettin Üstün, dördüncü sırada Fethiye’den bir öğretmen arkadaşımız adaydı. Ben o günü iyi anımsıyorum. Bodrum’un bütün sandıklarında CHP birinci partiydi ki, Bodrum’da merkez sağ eğilimli bir yapılanma söz konusudur. O dönem CHP’nin oyu azdı…”

Belki siz kazansaydınız Bodrum’un ahvali başka olurdu.

“O da benim için bir deneyim oldu. Hâlâ CHP içerisindeyim, CHP’nin üyesi olmaktan onur duyarım. CHP’nin önce evrensel demokrasiyi kendi içerisinde içselleştirmesine inanırım. CHP yöneticilerinin partici demokrasiyi Atatürk ilke ve devrimleri ışığında derhal gerçekleştirmesini, insana saygıyı, partiliye saygıyı önemsemesini dilerim. Eğer hedef demokratik halk iktidarı ise; parti içi eğitime, üyelerinin eğitimine, yöneticilerinin liyakatine çok dikkat etmesini isterim. Kurumlar arası ilişkilerin, demokratik ilişkilerin mutlaka olması gerektiğini düşünürüm. CHP yöneticilerinin, yerel yöneticilerinin, ita amiri olduğunu unutmamalarını dilerim. Ama CHP yöneticilerinin de sosyal demokrat ilkeleri, özgürlükçü düşünceden yana olan yaklaşımlarını, insan haklarına olan duyarlılıklarını, evrensel demokrasiyle olan ilişkilerini gündeme getirerek ’Gelin canlar bir olalım’ demesini ve halk iktidarının ülkemizde kurmasını dilerim…”

İnşallah diyelim…

“Ve geçmişte emeği geçen insanlara da, parti yöneticilerinin destek vermesini, onlardan yararlanmasını, onların görüşlerine önem vermesini hasbelkader dilerim. Eğer geçmişten gelen, bu partiye emek vermiş insanlara danışmazlarsa, sonucun alınamayacağını da üzülerek belirtmek isterim…”

Geçmişle bugünü değerlendirdiğinizde Bodrum’un gidişatını nasıl görüyorsunuz? Betona teslim olmuş ve kalabalık bir Bodrum var…

“Bodrum’un yerel yöneticileri, kamu yöneticileri, sivil toplum kurum temsilcileri ve Bodrum’da yaşayan yurttaşlarımız bir hedef çizmeliler. Bodrum’u Türkiye’nin ve dünyanın sanat, kültür ve turizm şehri yapmak için ne yapılması gerekiyorsa elbirliğiyle, demokratça çözüm arayışına girmeliyiz. Hedeflerimizi belirleyip, yol yürümemiz gerektiğini düşünüyorum. Bodrum’un gidişatı gidişat değil. Binayla, betonla, kalabalıkla Bodrum, Bodrumluktan çıkar. Kaybederiz Bodrum’u…”

Çözüm öneriniz nedir?

“Beton binalar her yerde var. Dikey yapılan binalar, kuleler, apartmanlar, rezidanslar dünyanın her tarafında var. Ama Bodrum binlerce yıllık bir tarihe sahip bir kent. Toprağı sıksan sanat, kültür, tarih çıkar. Doğası, denizi, güneşi vs. güzel. Ee burada ne yapacağız? Meseleye dur deyip yatay turizme başlamamız, demokrasiyi hayata geçirmemiz lazım. Kamu, yerel, sivil toplum kurumu yöneticilerimiz başta olmak üzere bundan sonra bütün liyakatli, meseleyi bilen, öngören, sorgulayan, demokrat yaklaşımlar içerisinde olan insanların bu makamlarda görev almasını şahsen diliyorum…”

Şu anda durumu nasıl görüyorsunuz? Yani yerel yapı yavaş yavaş yerini buraya göç edenlere bırakıyor. Doğma büyüme Bodrumlu %25 oranında…

“Bodrumlular olarak burada doğanı da Bodrumlu, yaşayanı da Bodrumlu. Süreyya Çamcı arkadaşım 50 yıllık Bodrumludur. 20 yaşında iken Bodrum’a gelmiştir, 70 yaşında hâlâ Bodrum’da uğraş vermekte, kültürüne, yaklaşımına, yaşam tarzına uyarak sürecini devam ettirmektedir. Gümüşhacıköy’de doğmuş ama artık o da Bodrumludur. Benim nazarımda öyle… Basının başarılı temsilcisi Fatih Bozoğlu da Bodrum’da doğmamıştır. Ama en az benim kadar Bodrumludur, benden daha çok savunur Bodrum’u ve Bodrumluyu. Ne güzel, böyle olması lâzım. Ayrımcılık yapmamamız lâzım. ‘O yerli, bu yabancı’ olmaz. Birleşerek, elbirliği ile ‘Bir elin nesi var, iki elin sesi var’ yaklaşımı içerisinde bilgilerimizi, birikimlerimizi hep birlikte paylaşmamız, hedeflerimizi çizmemiz gerekiyor. Elbette devlet de buna ön ayak olmalı…”

Gelecekten umutlu musunuz?

“Umutlu değilim. Umut nasıl olacak? Yasalar bana 2 katlı bina yapma izni verirken, büyük sermaye kesimine 5-6 katlı bina izni veriyor. Bakanlık veya yerel yönetimlerden geçen projelere bakıyorsunuz sonradan değiştiriliveriyor ve ucube bir bina ortaya çıkıveriyor. Hiçbirimiz bir şey yapamıyor, engelleyemiyoruz. Eğer Bodrum’un bir değeri varsa ki var. Madem bir dünya kenti diyoruz, Bodrum’u bozmak, yanlışa, betonlaşmaya, çarpık kentleşmeye götürmeye kimsenin haddi, hakkı ve hukuku yok diye düşünüyorum. Tartışalım, konuşalım, liyakatli insanlar devrede olsun, aklın anlayabileceği boyutlarda katılımcı bir anlayışla yol yürümeye çalışalım. Tabii bunu yapabilecek olanlar yerel yönetimler. Merkezi yönetimin de buna katkı vermesi gerekiyor. Burada particiliğin, o partinin bu partinin falan alakası yok, olmaması lazım. Demokrasilerde farklı görüşler mutlaka olacaktır. Kavga yok ama tartışmak, konuşmak, ortak paydada buluşmak, gereğinde halka giderek doğru kararları almanın en birinci vazifemiz olması gerektiğini düşünüyorum. Onun için merkezi yönetimlerle olsun, yerel yönetimlerle olsun sivil toplum kurumlarıyla olsun, barış içinde geçinmek durumundalar. Bu dediğimiz noktalarda biz mücadelemize sonuna kadar devam edeceğiz. Bizlerden sonra çocuklarımız da devam edecek. Ama kavga etmeden…”

Bu söyleşi için çok teşekkür ederim Osman ağabeyim. ‘Benim başka hayatım yok hep siyaset var’ dediniz. Hakikaten de bu söyleşide, siyasetin sizin kılcal damarınıza kadar işlemiş olduğunu gördük. Aslında Bodrum’un o siyasi yaşamına da bir ışık tutmuş, sayenizde tarihini de kayda almış olduk. İyi ki varsınız, sağlık ve uzun ömür dilerim…

“Teşekkür ederim Fatih’im…”

 

Bu yazıyı paylaş !

Shares
Bir Yorum Yazın


Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.