">

Bodrum İçin Planlı Rant Haritası, Betonun Planı Var, Doğanın Yok…

Yayınlama: 20.02.2026
360
A+
A-

Bu gün 20 Şubat 2026 Cuma

“Bodrum büyüyor, bu büyümenin önüne geçmek mümkün değil, kontrolden çıktı diyorlar.
Lakin büyüyen Bodrum mu, yoksa sorunlar mı?

Her sezon başı aynı cümleleri kuruyoruz.
Su yok. Trafik var. Betonlaşma artıyor. Doğa ve zeytinlerimiz yok oluyor. Oteller konuta dönüşüyor ve daha birçok sorun omuzlarımızda.

Bodrum ve Bodrumlular bu yükü taşıyamaz olduk.

Bugün süslü cümle yok. Gerçekler var.”

Herodot’un Memleketi, Halikarnas Balıkçısı’nın cenneti, kedilerin ve köpeklerin bile arkadaş olduğu, dünyanın en güzel yeri Bodrum’da MERHABA…

32 Kısım Tekmili birden “Fatih Bozoğlu ile SOKAĞIN SESİ” başlıyor…

 

********************

Bodrum artık bir şantiye alanına dönmüş durumda.

Yeni projeler, yeni ruhsatlar, yeni kazılar, kaçak-göçek yapılaşma… Her gelen yatırım ‘ekonomi’ ya da “kalkınma” diye sunuluyor. Peki altyapımız hazır mı? Kimse şu soruyu sormuyor: Bu kadar yoğun yapılaşma Bodrum’un ruhuna uygun mu?

********************

Su ihtiyacımızı çözebilecek miyiz?

Her sezon başı su sorununu konuşuyoruz.
Ve her yaz ‘bu son olacak’ deniyor.

Ama tablo ortada.

Nüfus artıyor.
Yapılaşma artıyor.
Tüketim artıyor.

Peki kaynak artıyor mu?

Muğla’da Su Gerçeği: Barajlar Yeterli mi?

Son yağışlarla birlikte barajlardaki doluluk oranlarında artış yaşandı.
Ama asıl soru şu:

Bu artış yazı çıkarmaya yetecek mi?

Son verilere göre:

Bodrum’un önemli su kaynaklarından Mumcular Barajı’nda doluluk oranı yaklaşık yüzde 30–31 seviyelerinde.

Öte yandan Geyik Barajı’nda ise doluluk oranı yüzde 80’in üzerinde.

Tabloya baktığımızda bir barajda toparlanma, diğerinde daha güçlü bir rezerv görüyoruz.

Peki bu tablo bizi rahatlatmalı mı?

Unutmayalım…

Yaz aylarında:

Nüfus artıyor.
Turizm yoğunlaşıyor.
Su tüketimi katlanıyor.

Geçmişte ölü hacim seviyelerine kadar gerileyen barajları yaşadık.
Tankerlerle su taşındığı dönemleri gördük.

Bugün doluluk oranları yükselmiş olabilir.
Ama mesele sadece oran değil.

Mesele;
su yönetimi,
tasarruf bilinci
ve yaz öncesi alınan önlemler.

Geyik Barajı’ndaki yüksek seviye umut verici.
Mumcular’daki artış sevindirici.

Ama rehavet için erken.

Çünkü su varsa hayat var.
Su yoksa batasıca rantınız da yok. Plânlamanın da anlamı yok…

Sokağın en net sorusu şu: Bu yaz gene susuz muyuz, yaz ortasında yine tanker kuyrukları mı göreceğiz?

********************

Yollarımız hazır mı?
Trafik yaz kış arapsaçı. Günün her saatinde beton mikserleri ve iş makinaları trafiğin altını üstüne getiriyor. Azrail gibiler, trafik kurallarına uymuyorlar, çok süratli ve çok vahşiler.

Yol yok.

Otopark yok.

Alternatif yok.

Turizm kenti diyorsak, ulaşımı çözemeyen bir kent nasıl marka olacak?”

********************

Çok önemli bir yol ayrımına geldik.

Geç kalmış olsak da zararın neresinden dönülürse kârdır diyerek, devletimiz başta olmak üzere, Muğla Büyükşehir ve Bodrum Belediyesi, Bodrum Ticaret Odası başta meslek odaları ve sivil toplum örgütleri ile en çok da huzurlu bir şekilde Bodrum’da yaşamını sürdürmek isteyen yurttaşlar olarak doğru bir tercihte bulunmalıyız.

 Farkında mısınız Bodrum ve Bodrum’da yaşayan bizler hızla yok oluyoruz. Bu yok oluşa artık dur demenin zamanı geldi de geçti bile…

********************

 Planlama mı, Rant Haritası mı? Betonun Planı Var, Doğanın Yok…

“Bir yerde bu kadar çok plan varsa…
orada ya mükemmel bir düzen vardır
ya da büyük bir sorun gizleniyordur.

Bodrum yıllardır ‘planlı kent’ olarak anlatılıyor.

Haritalar var.
Plan paftaları var.
Yetkili kurumlar var.
Onaylar var.

Ama sahaya çıktığımızda gördüğümüz tablo başka:

Beton artıyor.
Doğa azalıyor.
Kıyılar daralıyor.
Tarım kayboluyor.

O zaman açık konuşalım:

Sorun plansızlık değil.
Sorun planlamanın ne için yapıldığı.

Kâğıt üzerinde her şey kusursuz görünüyor.

Peki sahada ne görüyoruz?

Doğa tahrip oluyor.
Tarım alanları yapılaşıyor.
Sit alanlarının sınırları değişiyor.
Kıyılar baskı altında.

Bu kadar planın olduğu yerde neden bu kadar plansızlık var?

Bugün planlama dediğimiz şey, sosyal ve ekonomik gelişimi düzenleyen bir araç olmaktan çıkmış durumda.
Planlar artık; nerelerin imara açılacağını, nerede yeni bir rant alanı oluşacağını belirleyen teknik paftalara dönüşmüş durumda.

Oysa planlama;
insanı, doğayı ve yerel ekonomiyi birlikte düşünmektir.

Bodrum’da yıllar önce su yetersizliği gerekçesiyle bazı projelere izin verilmemişti.
Bugün ise nüfus katlanıyor, yapılaşma artıyor ama su gerçeği neredeyse gündemin dışında.

Nüfus artıyor.
Yapılaşma artıyor.
Sermaye baskısı artıyor.

Ama kaynak artmıyor.

Kırsal alanlar dönüşüyor.
Mandalina bahçeleri azalıyor.
Zeytinlikler daralıyor.
Küçük üretici zayıflıyor.

Bu sadece mekânsal bir değişim değil.
Toplumsal bir dönüşüm.

Yerel halk toprağını, denizini, geleceğini savunmak zorunda kalıyor.

Oysa alternatif mümkün.

Büyük ve kontrolsüz büyüme yerine;
kültür turizmini destekleyen,
küçük ölçekli üretimi yaşatan,
kıyıyı kamusal tutan,
doğayı merkeze alan bir gelişme modeli mümkün.

Sorun gelişmek değil.
Sorun nasıl geliştiğimiz.

Artık şunu net söylemek gerekiyor:

Bodrum sadece bir yatırım alanı değildir.
Bodrum bir yaşam alanıdır.

Ve sokağın sesi bugün şunu söylüyor:

Planlama mı?
Rant haritası mı?

Betonun planı var, ama doğanın yok…”

 

Bugün aktardığım bu değerlendirmeler, Mimar Bülent Bardak’ın kaleme aldığı ve Arredamento Mimarlık Dergisi 2022 Temmuz–Ağustos sayısında, Bodrum dosyası kapsamında yayımlanan yazıya dayanmaktadır.

********************

Bir Orman Nasıl Ölüm Çukuruna Dönüştürüldü?

Milas ilçesine bağlı İkizköy’de bulunan Akbelen Ormanı bir kez daha Türkiye’nin vicdanını sızlatan görüntülerle gündemde. Yüz bine yakın ağacın kesildiği, kömür madeni sahasına dönüştürülen bu alan bugün artık bir orman değil.

Toprak kazıldı.
Ağaçlar yok edildi.
Ekosistem parçalandı.

Ve şimdi o alan, devasa su birikintileriyle dolmuş bir çukura dönüştü.

Son yağışların ardından maden sahası ölüm çukurlarına döndü.
İddiaya göre iş makineleri sel sularından son anda kurtarıldı.
Bölgede toprak kaymaları yaşandığı belirtiliyor.

Yani sadece doğa tahrip edilmedi.
Toprak dengesi de bozuldu.

Bir zamanlar kuşların, böceklerin, yaban hayatının olduğu yerde
şimdi su dolu bir maden çukuru var.

Bu sadece bir çevre haberi değil. Bu bir vicdan meselesi.

Bölgede 7 yıldır mücadele eden İkizköy Çevre Komitesi’nin sözcüsü Esra Işık çok net konuşuyor:

“İşte köylerimizi, zeytinliklerimizi, tarlalarımızı kamulaştırıp ormanları katledenlerin yarattığı tablo bu. Buyurun eserinizi görün. Aradıkları kömürü bulamadılar ama ormanlarımızı ve zeytinliklerimizi cehenneme çevirdiler. Ne yaparlarsa yapsınlar köylerimizi terk etmeyeceğiz.”

Akbelen’de mesele sadece ağaç değil;

Mesele zeytinlikler.
Mesele insan.
Mesele toprağın hafızası.
Mesele gelecek kuşaklar.

Bir ormanı kesmek birkaç gün sürer.
Ama o ekosistemi geri getirmek belki onbinlerce yıl.

Bugün Akbelen’de gördüğümüz şey çok net:

Doğa uyarıyor.
Toprak konuşuyor.
Su yükseliyor.

Ve geriye şu soru kalıyor:

Bir avuç kömür için, kaç ormanı, kaç köyü, kaç geleceği feda edeceğiz?

Sokağın Sesi Akbelen’den haykırıyor: “Bu topraklar sahipsiz değil…”

********************

Güzel Haberler

Bildiğiniz üzere “Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi” programımızda finali güzel haberlere ayırıyoruz. Bu haber bir umudun yeniden yeşermesi anlamına geliyor.

Diyorlar ya; “Bu çevre için mücadele edenler üç-beş kişi ve hep güçlüler kazanıyor. Onlar hep kaybediyor…”

O iş öyle değil.

Che Guevera’nın dediği gibi; “Belki hiçbir şey yolunda gitmedi; ama hiçbir şey de beni yolumdan etmedi! Kaybettiğin tek savaş, uğrunda savaşmaktan vazgeçtiğindir…”

 Muğla Kıyıları İçin Tarihi Hukuki Zafer

Muğla kıyıları için çok önemli, çok güçlü bir karar çıktı.

Aydın–Muğla–Denizli Bütünleşik Kıyı Planları kapsamında, Güllük Körfezi’ni de içine alan 4. Bölge için onaylanan 1/50.000 ölçekli plana karşı açılan davada, Danıştay yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Bu karar sıradan bir hukuki gelişme değil.

Bu karar, kıyıların masa başında, kamu yararı gözetilmeden planlanamayacağını açıkça ortaya koyuyor.

Bu dava, Kıyıkışlacık halkının öncülüğünde açıldı.
279 yurttaşın vekalet verdiği, imece usulüyle yürütülen ve tam 6 yıl süren bir hukuk mücadelesi sonunda sonuç alındı.

Tam Altı yıl…

Sabırla, bilimsel raporlarla, hukuki gerekçelerle yürütülen bir mücadele.

Ve sonuç net:

– Bilimsel planlama olmadan kıyılar imara açılamaz.
– Kamu yararı yok sayılarak plan yapılamaz.
– Kıyılar özel çıkarların değil, toplumun ortak mirasıdır.

Bu karar yalnızca bir bölgeyi değil, Muğla’nın tüm kıyı şeridini ilgilendiriyor.
Üstelik emsal niteliği taşıdığı için Türkiye’nin tüm kıyıları açısından da tarihi bir önem taşıyor.

Bu bir çevre mücadelesidir.
Bu bir yaşam hakkı mücadelesidir.
Bu, hukukun üstünlüğünün yeniden hatırlatılmasıdır.

Ve şimdi bu mücadelenin içinden bir sesle bitirelim.

İasos Mahalle Meclisi Derneği’nden Hülya Scobie şöyle diyor:

“Çok mutluyuz. 6 yıl süren büyük bir hukuk mücadelesi sonuçlandı. Tüm Muğla kıyı şeridini, emsal karar olduğu için de Türkiye’nin tüm kıyılarını koruyacak bu karar gerçekten büyük bir zafer oldu.’

Ayrıca Akdeniz Foku ve Deniz Kaplumbağası gibi koruma altındaki türlerin yaşam alanlarının yeterince dikkate alınmadığı ve Bodrum’un önemli turizm değeri olan Mavi Tur rotalarının planda yer almadığı belirtildi.

Danıştay, planın uygulanması halinde “giderilmesi güç veya imkânsız zararlar” doğabileceğine hükmetti.

Bu karar, Bodrum ve Gökova başta olmak üzere Muğla kıyılarındaki yeni kıyı tesisleri ve turizm projelerinin, çevreye duyarlı ve kamu yararını esas alan yeni planlar yapılana kadar askıya alınması anlamına geliyor.

Kısacası:
Muğla’nın cennet koyları şimdilik betonlaşmaktan kurtuldu. Aman rehavete kapılmayalım bu sadece ARA KARAR…

Ve biz de buradan şunu söylüyoruz:

Muğla kıyıları yalnız değildir…”

*************

Bildiğiniz gibi geçen hafta SokakTV’nin genç spor yazarı Deniz Münir’in Bodrumspor ile ilgili yorumlarını paylaşmıştık. Gerçi geçen haftaki sonuçları tahmin edememişti ama neyse.

Deniz Münir’in bu haftaki Bodrumspor yorumu şu şekilde;

“Bodrumspor’un bu haftaki rakibi, küme düşme hattına yakın bulunan Manisa Futbol Kulübü. Yeşil beyazlılar için bir test maçı olduğunu düşünmüyorum. İki takımın kadro kalitesi bakımından büyük fark var. Manisa savunması ve kalecisi tarafından engellenmediği sürece, yüksek skorlu galibiyet kaçınılmaz gibi. Tam sonucu bilmek oldukça zor, 4-0 veya 5-0 Bodrum alır gibi görünüyor…”

************* 

Can Pulak’ın yıllardır söyleye söyleye dilinde tüy bittiği bir öneriyi, kendi fikirlerimi de ekleyip, yorumu da size bırakarak “Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi”nin bu haftaki bölümünü tamamlıyorum.

Bodrum bir dünya markasıysa, sahada da bunu hissettirmeli.

Peki nasıl? Çok basit Turizm Zabıtasıyla.

Lakin klasik zabıta değil.

Bisikletli…
Yazlık kıyafetli…
Açık renk şort, tişört…
Dinamik, spor, güler yüzlü…

En az bir yabancı dil bilen.
Turistle iletişim kurabilen.
Sorun çözebilen.

Bodrum sokaklarında, marinada, sahilde devriye gezen bir ekip düşünün.

Hem denetim yapacak, hem rehberlik edecek, hem fiyat istismarını önleyecek, hem turistin ilk başvuru noktası olacak.

Turist kaybolduğunda kimi buluyor?
Fahiş fiyatla ve hanutçularla karşılaştığında kime şikâyet ediyor?
Taciz, dolandırıcılık, yönlendirme sorunlarında ilk temas noktası neresi?

Bodrum’un buna ihtiyacı var.

Bu ekip; nazik ama kararlı, güler yüzlü ama disiplinli olmalı.

Temsil önemli.

Bakımlı, düzgün, enerjik, güven veren bir ekip.

Çünkü turizm sadece hizmet değil, imaj meselesidir.

Bodrum’a yakışan bir turizm zabıtası modeli neden olmasın?

Can Pulak her dönem seçilen belediye başkanları Mazlum Ağan’a, Mehmet Kocadon’a, Ahmet Aras’a anlattı. Dilinde tüy bitti. Lakin bir türlü yaşama geçmedi bu önerisi.

Bodrum Belediyesi’ne buradan açık bir çağrı yapıyorum ve vizyonu geniş genç başkan Tamer Mandalinci’ye sesleniyorum;

Tamer Başkanım bu öneriyi dikkate alarak hayata geçirmenizi, bu yaz sezonuna yetişecek şekilde, bisikletli, yabancı dil bilen, sahada aktif bir Turizm Zabıtası birimi kurulmasını diliyorum.

Eğer Bodrum bir marka ise, marka gibi yönetilmeli.

Dilerim öyle olur!!!

 

Eyvallah!!!

Bu yazıyı paylaş !

Shares
Bir Yorum Yazın


Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum
  1. Meftun Gürdallar dedi ki:

    Betonun planı olduğu doğrudur. Arkasında betoncular ve kapitalist piyasa vardır. Bodrum’un eski hali güzeldi çekici idi. Taş evler, mandalina bahçeleri, istediğin sahilen firebildiğin harika kumsallar. Bu hayali satın almak uğruna acayip bedeller ödeyen büyük kentli bizler, aslında doğası çok güzel olan Bodrum’a kenti, kentin kirli ilişkilerini, kaosunu, rantını getiriyoruz. Bodrum’un yerlileri de kendi temiz yaşamlarını para ediyor diye ranta tahvil ediyor. Sonuç: Kimse mutlu değil. Paranın, kapitalizmin planı elbette var. Onun planı K. Marksın dediği gibi gölgesini satamayacağı ağacı kesmektir. Doğanın planı ise buna direnmektir. Siz rant için ormakı yaksanız bile, eğer hemen inşaatı yapamazsanız o arazı DOĞAL OLARAK ÜÇ YIL İÇİNDE TEKRAR ORMAN OLUR. Burada sorun şudur ki, merkezi veya yerel yöneticiler, yanan alanların ne olmasını isterler? Bizim çevreci, vatansever, Bodrum’un yerlisi falan filan kriterlerle seçtiğimiz başkanlar ve Ankara’dan gönderilen bürokratlar bu günkü Bodrum ne ise onu istiyorlarmış ki, bu oldu. Bize bunu yaşatıyorlar. Peki çare nedir? Biz bunu mu istiyorduk, bunu mu yapacaklarına söz verdiler? Söz verdikleri şey ile yaptıkları arsındaki farkın sorumlusu kim? Faturayı neden biz ödüyoruz?