Amca bu topraklar her yer beyaz, niye? – Mehmet Kocair “Sokak” yazıları…
Yoldayım;
Bodrum’dan Ankara’ya giden otobüsün içinde,
Sabahın erken saatleri,
Hava, yeni yeni ağarmaya başlıyor…
Yıl, ‘76 (‘77 de olabilir), kasımın sonları…
Okul biraz geç açılmıştı, malum o yılarda boykotlar falan,
Camdan dışarıyı seyrediyorum, görüntü hafif kirli beyaz bir doğa, camlar da buğulu, içerde sigara içmek henüz yasak değil o yıllarda, bir ağaç bile yok, gidiyorsun gidiyorsun dümdüz beyaz çorak topraklar…
Eski zamanlarda değerliydi Bodrum’da beyaz topraklar, ak toprak derdik ve güzel evler yapılırdı bu topraktan, biraz kireçle karıştı mı, sağlam ve izolasyonu güçlü duvarlar örülür, yaşanası evler yapılırdı buralarda, biraz güç isterdi tabi, ta uzaklardan develerle getirilirdi bu değerli toprak inşaat yerine.
Kendimce öyle düşünüyorum işte, “ne şanslı insanlar, kolayca kaz toprağı ev yap istediğin yere” diye…
Yanımda oturan hafif şişman adama soruyorum saf saf,
“amca bu topraklar her yer beyaz, niye?” diye,
e şaşırıyor biraz, ciddi olduğumu anlayınca da, cevap veriyor sakince ve şaşkın, “kar oğlum o kar” diye.
Nerden bilsin ki, bu yaşına kadar Bodrum dışına (İzmir fuarı hariç) hiç çıkmamış 17, 18 yaşındaki bir gencin, kışın yağan karı ilk defa görüyor olmasını?…
Otobüs son defa durduğunda hemen çıktım dışarıya, o güne kadar sadece kitaplarda ve filmlerde gördüğüm bu doğa olayına şahit olmak için, dokundum merakla, heyecanla, yumuşaklığını, soğukluğunu ve temizliğini tanımak için ellerimin arasında.
İlk işim, ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları Kulübü’ne üye olmak oldu,
bizden önce giden ve güzel kayak yapan arkadaşların rehberliğinde.
Erdinç (Erdo) vardı mesela, sınıf arkadaşım, adam Bursalı, karın içinde büyümüş, çok ta güzel kayak yapıyor tabi, o ve eskiler bize öğretiyorlar, kayak hocalarımız onlar oluyor ilk günlerde, okulda böyle bir gelenek var, bilenler hocalık yapıyor yeni gelen acemilere, yıllar içinde onlar da sonradan gelenlere, bu gelenek böyle devam edip giderdi ODTÜ’de..
eee, Erdo bize dağlarda kayak yapmayı öğretirse, biz de o na denizlerde yelkeni, demir atmayı, dalmayı, balık avlamayı falan öğretiriz dedik ve ilk yaz, ver elini Gökova, yıllarca bu böyle devam etti ama o aldı başını yürüdü denizlerde yelkenlisiyle…
Sonraki yıllarda, artık sıranın bize geldiğinde, yeni gelenlere, dağda ilk temel kayak öğretilerini aktarırken, düşmekten morali bozulanlara,
“bana göre değil bu iş, bırakıyorum” diyenlere,
yaşadığım bu anılarımı aktarırdım,
“hiç kar buz görmeden buralara gelmiş biri olarak, ben bile size kayak öğretiyorsam eğer, düşünün gari siz neler yaparsınız?” dediğimde,
o moralle canlanırlardı valla ıslak ıslak.
Ankara Elmadağ’da, hafta sonları gittiğimiz bir kayak evimiz vardı.
O yılları düşünürsek, bu muhteşem bir olanak,
okul her türlü imkanı sağlıyor ve biz kayak öğreniyoruz,
dağlara tırmanıyoruz, kamplar yapıyoruz,
ortak yaşamayı, üretmeyi ve paylaşmayı anlayarak ve anlamlandırarak,
dünyanın en iyi okullarından birinde eğitim alıyoruz,
Sporun, sanatın, kültürün ve devrimci düşüncelerin harmanında bilimle buluşuyoruz, hayatı en gerçekçi deneyimlerle anlamaya çalışıp,
yarınlara dair yaşamımızı şekillendiriyorduk…
Kayak;
Enteresan bir spor dalı…
Önce, bulunduğun yerde ayakta durmayı öğrenirsin,
Doğru yönde,
Doğru pozisyonda,
Dengede…
Hemen kaymak istersin ama;
İlk denemede çakılırsın ve alırsın boyunun ölçüsünü, sabır ister biraz.
O halde sırada düşmeyi öğrenmek var,
yani düşeceğin kesin de, nasıl düşeceksin?
Önemli bir detay,
Yara bere almadan,
Kolunu bacağını kırmadan,
Başkalarına da zarar vermeden tabi…
e, madem düştük, şimdi kalkmak lazım yeniden,
Doğru yerden,
Kırılmadan, Bükülmeden,
Yola devam edeceğiz,
Hedef belli, görüyoruz, ulaşmalıyız…
ha bu arada, yolumuzun üzerinde bizim gibi düşmüş birilerini görürsek eğer, durup onları da tutup kolundan kaldırmalıyız,
sormalıyız, “var mı bir ihtiyacın?” diye,
Doğanın, doğal bir kuralı bu…
Hayat dersi gibi değil mi?
Doğa en büyük öğretmen;
Dağlarda,
veya,
Denizlerde,
Nerede olursan ol,
Hayatın Kıymetini,
Yaşamın Değerini,
daha iyi ne anlatabilir ki insana?
Duruşun sağlam ve güvenli,
Hedefin açık ve aydınlık,
Düşsen bile yolunda bazen,
Kalkışın güçlü ve onurlu,
olmalı…
Kurumsal yapıların en küçüğü ve hatta en kutsalı olan;
Aile birimini yönetenlerden,
İşini gücünü yönetenlere,
Kentini Şehrini, yönetenlere,
Ülkesini Devletini, yönetenlere,
Hepimizin,
bu kadim öğretilere,
ve onlardan ders almaya,
ihtiyacımız var galiba…
Öyle değil mi?





