68 Kuşağı Efsanelerinden Mustafa Lütfi Kıyıcı “Sokak” yazıları…
İkinci Yıl.
“Sağcılar gitsin de bildiri dağıtabilelim” denilen günler. Birbirimizle okuduğumuz gazetelerden göz aşinası olduğumuz, tanış olduğumuz bir dönem. Cumhuriyet’te İlhan Selçuk, Akşam’da Çetin Altan var. Toplumda ilerici/gerici kavgası. TİP kurulmuş. “İşçiden işçiden esiyor rüzgar!”
Bir şeyler yapmalı. Yıl 1966-1967. Kıpır /kıpırız.
Bir nolu Amfide kürsüden bir çağrı yapmaya karar veriyoruz.. Aynı liseden beraber geldiğimiz Deniz Çamlıbel, sonradan TMGT Başkanlığı da yapacak olan Suat Aptik ile beraber. Anti-emperyalist, anti-faşistlerin komşu iktisat fakültesinde boş olduğunu bildiğimiz bir amfide toplanmasını istedik.
Gençler akın akın doluştu.
Deniz ve Mustafa Gürkan da geldi. Orada tanıştık. Deniz o, kapı açıldığında bizi gözetleyen, Gürkan da ilk yılımızda başarısız bir boykot denemesinde sloganlarla konuşan, Nazımın dizeleriyle öğrencilere ajitasyon çeken ve sonraları bir gün Deniz Çamlıbel ile TMTF binasına gittiğimizde Deniz ile güreş boğuşma karışımı alt alta didiştiğini gördüğümüz genç…
Amacımızı, neden toplantı düzenleme gereği duyduğumuzu Suat Aptik anlattı. “Mücadele için örgütlenmek ve üniversite gençliği olarak ülke sorunlarında etkili olmak!”
Toplantının orta sıralarında ,Deniz gelip benim arkamdaki sıraya ,Gürkan da Deniz ‘in arkasına oturdu.
Toplantı yapılacağını öğrenen ve toplantıya katılan, FKF İstanbul Bölge Sekreteri Veysi Sarısözen ,bizim Kemalist/sosyalist karışımlı konuşmalarımıza karşı, Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katlinden söz etikten sonra, mevcut bir FKF Hukuk Fakültesi örgütünün varlığından bahseden bir konuşma yaptı. Oraya katılmamızı önerdi. Kabul görmedi. FKF eylemci değil propaganda ve örgütlenmeye ağırlık veren TİP’in gençlik örgütü gibi idi.
Deniz ilginç bir delikanlı. Üniversitenin tarihi binasında, bahçesinde gezen turistlere ;ingilizce sol sloganlarla konuşmalar yapabilecek kadar coşku dolu bir delikanlı.
Toplantıdan sonra dışarıda buluşup konuşup tanışıyoruz.
Tanışmış olduk. Zamanla kaynaştık. Niyetimiz örgütsüz mücadele olmayacağına göre ilk adım örgüt kurmaktı. Kararlar aldık.
Gürkan daktilonun başında, TMGT ‘de bir odaya kapanmış derneğin tüzüğünü yazıyoruz . Deniz Çamlıbel de var. Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyetini ele geçiremeyeceğimiz belli olmuştu, araştırmıştık. FKF’na da (Fikir Kulüpleri Federasyonu) katılmak istemiyorduk. Sebeplerimiz vardı. Örgütsüz mücadele olamaya-cağına göre, kendi örgütümüzü kurmaya karar vermiştik. Adı “ Devrimci Hukuklular Örgütü” olacaktı. Sosyalist düşünceye sahip olduğumuz halde ,sen ben bir de bizim Karaoğlan azlığından kurtulmak için anti emperyalist kimlikli Kemalistleri de yanımıza almak için derneğin amaç maddesi içerisinde ,”Atatürk Devrimi doğrultusunda “ ifadesi bulunacaktı. Bu konuda anlaşmıştık. Çünkü çok azdık ve dışımızda anti emperyalist nitelikli Kemalist bir kitle vardı. “Atatürk umde ve inkılapları doğrultusunda..” lafı o dönemde Gardırop Atatürkçüleri denilenlerin, muhafazakarların içini boşalttıkları bir kavram haline getirilmişti. Bağımsızlık demokrasi mücadelesini öne alıyorsanız Mustafa Kemal’in, “İstikla-i Tam Türkiye”, “Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir” belgisine gereken önemi vermeniz gerekir. Bu önemli bir kazanımdır. Biz bu ilkeleri ciddiye alıyor ve önemsiyorduk, gerçek anlamına kavuşturmak istiyorduk. Bu anlamda Kuvva-i Milliyeci bir yapımız vardı. Amerikan 6.filosunun yol geçen hanına çevirdiği, soğuk savaş dönemi şartları nedeniyle ABD 101adet olduğu söylenen üs ve tesisleriyle donatılmış ileri karakol konumundaki ülkemizde, anti emperyalist mücadele için de önemli bir dayanaktı.
Biz ,Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluş felsefesini ve devrimlerini , çağdaş medeniyetler düzeyine ulaştırmak anlamında sosyalisttik ,devrimciydik.
Yasal zorunlulukları yerine getirdik. Kurucu listemizi yazdık . İlerici, anti-emperyalist, kemalistleri de kapsayan, temsil gücü olan, sembolik isimlerdi bazıları.
Amaç maddesi şöyle idi :”Türkiye’nin ulusal tam bağımsızlığı ve Türk halkının her türlü sömürüden uzak olarak en ileri uygarlık düzeyine ulaşması için ,Atatürk devrimi doğrultusunda elinden gelen katkılarda bulunmaktır.”
İstanbul Valiliğine hitaben yazılması ve siyasi şube dernekler masasına verilmesi gereken dilekçenin altına Kurucu Başkan olarak Gürkan “Deniz…” yazdı ve durdu. “Gezmiş”,soy isminin yazılmasında tereddütlerim vardı. Daha yakın arkadaş olmalarına rağmen onun da olmalı idi ki tepkimi ölçmek için beklemişti . Zapt edilemez aktivitesinin başkanlık için yararlı olamayacağını düşünüyordum. Deniz Çamlıbel yazdık.
Ve Çamlıbel Deniz, hiç başkanlık yapamadı!
Deniz’in olduğu yerde başkan doğası gereği Deniz’di. Olayların gelişiminde Deniz simge oldu. Kitleye güven veren isim oldu. Öyle ki, Mini İşgal denilen ve Oya Baydar ( O zaman Sencer ) için yapıldığı kabul gören olayda Rektörlüğe gidildiğinde Rektörlük Sekreteri Sebahat Hanım ,”Deniz’i görmeden sizleri binaya almam !” diyebilmiştir.







