Politik Unutma ve Gönüllü Hafızasızlık / Bülent Korman “SOKAK” Yazıları…
Politik Unutma ve
Gönüllü Hafızasızlık
“Bir kültürü yok etmek için kitapları yakmanıza gerek yok. İnsanların onları okumayı bırakmasını sağlamanız yeterli.”
Ray Bradbury
(Ray Bradbury “Fahrenheit 451” yazarı)
Fahrenheit 451, ‘hatırlamamanın’ ‘örgütlü bir ahlâk’ olduğunu söyler.
İnsanlar kandırılmaz, hafızasızlığı seçmeye alıştırılır.
Yakın geçmişte çok konuşarak neoliberal dönemin bütün yanlışlarını, bir sürü fenalığı ayakta tutanlar, onca şeyi birden unutmuş gibi bugün sessiz.
Bu sessizlik bir geri çekilme değil, düzenin en rafine savunma biçimi.
Son 40 yıldır “gerçekçilik”, “reform”, “değişim”, “dönüşüm” ve “kaçınılmazlık” diye savunulan “politikalar” bugün öyle anılmıyorsa, nedeni sonuçların şaşırtıcı olması değil, fazlasıyla tehlikeli olmasıdır.
Sessizlik, hatırlamanın önüne çekilmiş bilinçli bir perde şimdi.
Bu yüzden yaşadığımız şey, bir ‘bilmezden gelme’, ‘politik bir unutma’ hâli.
Daha doğrusu, gönüllü hafızasızlık.
Kendinden henüz tümüyle uzaklaşmamış hiç kimse geçmişte neyi savunduğunu gözünüzün içine baka baka inkâr etmeye kalkışmaz.
Yalnızca hatırlamayı gereksiz bulur.
Kendine hatırlatılmasını da sevmez.
Dün alkışlanan, marifet hâline gelen düzenbazca işlerle oluşan büyük eşitsizlik, bugün “dünyanın gerçeği” diye geçiştirilirse…
Peki, onlara kim, ne kadar güvenebilir?
İnsanlığın üzerine yağan sonuçlar, laf paratöneriyle kendi üzerine alınmaksızın, sahiplenilmeden normalleştiriliyorsa, orada dikkatli olmak lazım.
Neoliberal akıl böylesi manevralara alışıktır, zirvedeyken -“özgürlükçü” görünmek için- itirazı bastırmadı; ayıplaştırdı.
Politik talep ahlâki bir kusur gibi algılatıldı.
İtiraz eden negatif, huzur bozucu, ezik, eski kafalı sayıldı.
Sorunların politik içeriğinin değil, itiraz edenin karakterinin tartıştırılmasına yeltenmek ‘sinsi bir yöntem’di.
Sessizlik, olgunluk; uyum sağlamak, gerçekçilik; kabullenmek, erdem olarak adlandırıldı.
İtiraz, düzeni değil, kişiyi hedef alan bir “etik yargı” ile susturuldu.
Soru net: öyle yapılmadı mı?
Bu ahlâki çerçeve, şimdi hafızasızlığı güvenli bir pozisyona dönüştürmenin peşinde.
Çünkü hatırlamak, yalnızca geçmişi anımsamak değildir; bugünle bağ kurmak, sürekliliği görmek ve sorumluluk almak demektir.
Hatırlayan karşılaştırır, karşılaştıran sorar, soran uyumlu kalamaz.
Gönüllü hafızasızlık, bu zinciri daha baştan kırar.
Bugün aynı zihniyetle “yeniden” çağrılan değerler bu yüzden sorunlu.
Gelir adaleti, kamusal sorumluluk, vicdan geri dönsün istenirmiş gibi yapılıyor.
Oysa bu değerler kaybolmamıştı; bilerek değersizleştirilmişti.
Gelir adaleti popülizm isteği sayıldı, vicdan duygusallık diye küçümsendi, kamusal sorumluluk verimsizlik olarak yaftalandı.
Şimdi aynı kavramlar, çöküş çorbasındaki tuzu için bir bedel ödenmeden, bağlamından koparılmış hâliyle dolaşıma çağırılıyor.
Bu geri çağırma bir yüzleşme değil, bir yumuşatma operasyonudur.
Krizin sertliğini azaltmak, öfkeyi soğutmak, ama bir yapıyı yerinde tutmak için.
Neoliberal düzen geri adım atmaz çünkü; makyaj değiştirir, bu bilinir.
Dil yumuşar, ton insanî görünür, ama sorumluluk yine ortada yoktur.
Çünkü “Değerler”, politik bağlarından koparıldığında sistem için zararsızlaşır.
Bu yüzden bugün ahlâk geri çağrılacak mış gibi; ama politikası alınmış hâliyle.
Vicdan konuşulur, lakin talep edilmez.
Adalet anılır, bölüşüm sorulmaz.
Merhamet sözle övülür, güç ilişkileri paranteze alınır.
Ahlâk, siyasete dokunmaya kalkışmadığı sürece makbuldür; ancak zararsız olduğu sürece dolaşıma sokulur.
Neoliberal çağın en makbul öznesi ne inanan ne karşı çıkandır.
Hatırlamayandır.
Bradbury’nin temel argümanı da buydu:
Hatırlamak emek ister.
Sistem emeği değil konforu kutsar.
Çünkü hatırlamak huzur bozar.
Hatırlamak konforu deler.
Hatırlamak, düzeni rahatsız eder.
Bugün en basit ama en radikal politik eylem nedir diye arayanlara benim önerim şu:
Unutmayı reddedin.
Bülent Korman
Şubat 2026








