Önce Yurtsever, Sonra Gazeteciyim / Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi 55. Bölüm
Herodot’un memleketi, Halikarnas Balıkçısı’nın cenneti, kedilerin ve köpeklerin bile arkadaş olduğu
dünyanın en güzel yeri Bodrum’dan merhaba…
İşte 32 kısım tekmili birden Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi 55.Bölüm başlıyor…
“Bu ülkede, bu memlekette toprağını savunmanın suç olduğunu da gördük bugün. Memleketini savunmanın suç olduğunu da gördük. Ama biz şunu söyledik:
Biz bu memleketin gerçek sahipleriyiz.
Bu toprağı işleyen kim? Bu toprağı işleyen biziz!
Bu memleketi var eden kim? Bizim emekçi ellerimiz ve biz var ediyoruz!
Bu toprakları biz var ediyoruz, biz doyuruyoruz bu memleketi.
Biz memleketimizi savunduk. Biz onurumuzu savunduk. Biz haysiyetimizi savunduk. Ve bunun hiçbir zaman suç olmadığını bildik, biliyoruz ve bileceğiz…”
Esra, duruşmanın ardından Milas Adliye Sarayı’nın kapısında böyle haykırıyordu.
Elinde kırmızı gülleri, boynunda oyalı çemberi, ayağında şalvarı ile havası, suyu, toprağı, zeytini ve en çok da geleceği için gözünü budaktan sakınmadan mücadele etmenin haklı gururu vardı.
Muhtaç olduğu kudretin damarlarındaki asil kanda mevcut olduğunun farkında ve bilincinde olan bir Türk genci görüyorduk hepimiz.
Herkes onu gururla, sevgiyle ve saygıyla izliyordu. Yanında olmaktan, ona sahip çıkan birkaç kişiden biri olmaktan gurur duyuyordu.
Duruşma bitince bir kargaşa ve sloganlar yükseldi adli koridorlarında. O an hiçbirimiz çıkan kararın ne anlama geldiğini tam olarak anlayamadık. Herkes şaşkındı. Biraz da kaygılıydı. “Tekrar cezaevine girecek mi?” diye soruyorduk birbirimize.
Avukat Arif Ali Cangı’nın bile konuşması sırasında verilen karara şaşırdığı gözlerinden okunuyordu. Avukat Arif Ali Cangı hepimizin ibretle ve kaygıyla dinlediği şu açıklamayı yaptı:
“Aslında bütün sözler söylendi. Ne varsa hepsini söyledik. Burada Esra’nın cezalandırılması değil, aslında takdir edilmesi gerektiğini hepimiz biliyoruz. Ancak acele kamulaştırma belasının yürütülmesi aşamasında davalılara haber verilmeden, muhtara haber verilmeden yasa dışı, hukuk dışı bir an önce el koyma keşifleri sırasında Esra’nın tepkisi suçmuş gibi değerlendirildi ve yargılandı. Yargılama aşamasında çok saçma gerekçelerle tutuklandı. Ve kırk iki gün tutuklu kaldı. Bugünkü mahkemenin karar verirken de baskı altında kaldığı en önemli sebep buydu. O saçma sapan tutuklama nedeniyle mahkeme kararı vermek durumunda kaldı. Daha önceki vermiş olduğu kararı değiştirmemek için bu kararı verdi…”
Söyledikleri çok acı ve çok düşündürücü değil mi?
Peki Esra cezaevine girmediği için sevindik mi? Kuşkusuz buna çok sevindik. Belki de Esra’nın yeniden cezaevine girmemesi bizi rahatlattı bir diyebiliriz.
Ama sonuçta ceza almıştı.
31 Mart’taki o saçma sapan tutuklama nedeniyle ve daha önceki kararını değiştirmemek için mahkemenin bu kararı vermek durumunda kaldığını söyledi avukatları.
Avukat Arif Ali Cangı kararla ilgili olarak bakın ne söylüyor:
“Yani bu kararı verdikten sonra Esra’nın cezaevinde kalması infaz yasasına göre söz konusu değil. Ama bu beraat değil. Aklama değil. O nedenle. Biz bu davanı sonuna kadar takipçisi olmaya devam edeceğiz. Daha henüz dava bitmedi. Davanın ilk aşaması bitti. İstinaf aşamasında, temyiz mahkemesi aşamasında, olmazsa Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mücadele etmeye devam edeceğiz. Size söz veriyorum. Size söz veriyoruz. Mutlaka ve mutlaka bu davayı kazanacağız. İnşallah Esra’ya ve bize bunu yaşatanlardan da hukuki yollardan hesabını soracağız…”
Avukatların bu davanın henüz bitmediği ve süreç içerisinde Esra’nın suçsuzluğunun kanıtlanacağı yönündeki söylemleri içime su serpti ve Esra’nın suçsuzluğunun hukuki olarak da kanıtlanacağı umudu doğdu içimde.
Dileriz öyle olsun…
Avukatlara göre mahkeme, daha önce vermiş olduğu kararı değiştirmemek için Esra Işık’a bu cezayı uygun görmüş.
Yani; Esra Işık’a önce kamu görevlisine hakaretten 44 bin 200 liralık adli para cezası verilirken, hükmün açıklanmasının da geri bırakılmasına karar verilmiş. Sonrasında da; Mahkeme keşif yapan kamu görevlisine direnmek suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezası vermiş. Bu kararda ceza iki yılın üzerinde olduğu için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı yok. İki yılın üzerinde olduğu için herhangi bir seçenek yaptırımı da yok. Sonuç itibarıyla iki yıl, bir aylık bir hapis cezası var.
Daha önce yatmış olduğu 42 gün mahsup edilecek ve böylece Esra Işık tekrar cezaevine girmemiş oldu.
Lakin artık sabıkalı bir insan.
Avukatlara göre bu karar tam olarak “Ne şiş yansın ne kebap…” anlamına geliyor.
Bu davanın avukatlarının;
“Esra’nın masumluğunu kanıtlamak için biz mahkeme kararına ihtiyaç duymuyoruz. Kimse de duymuyor. Esra masumdur. Doğasını savunan bir kişidir. Ve günü geldiğinde mahkeme kararlarında da Esra’nın masum olduğunu ve toprakları korumak için direndiğini avukatlar olarak herkese kanıtlayacağız…” sözünü kaydettik.
Ve sadece bir gazeteci olarak değil, bir yurttaş olarak da bu davanın takipçisi olmaya devam edeceğiz.
XXXXXXXXX
Peki bu karar duruşmasında Milas Adliyesi önünde Esra ve köylülerine destek olmak için kimler geldi diye merak edenleriniz vardır mutlaka.
Esra Işık’ın duruşmasında her zamanki kararlılıkları ile Akbelen-İkizköylü kadınlar vardı kuşkusuz. 30 yıldan bu yana toprağını, deresini ve suyunu korumaya çalışan Deştin köylüleri vardı. CHP Muğla Milletvekilleri Gizem Özcan ve Cumhur Uzun, İYİ Parti Muğla Milletvekili Metin Ergun, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Muğla İl Başkanı Rengin Erdoğmuş, CHP Milas İlçe Başkanı Zühra Dönmez vardı. Fethiye’den Bodrum’a kadar TİP ve EMEP’liler vardı. sendikacı, emek savunucusu ve Umut-Sen örgütlenme koordinatörü Başaran Aksu vardı, Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası’nı (BİRTEK-SEN) Başkanı Mehmet Türkmen vardı. Esrayı kendi kızları, kardeşleri bilip, işini gücünü bırakıp gelen, çevreye duyarlı yurttaşlar vardı.
Üzülerek söylemeliyim ki bir iki tane de gazeteci vardık. Biz sahada güneşin altında Esra’nın görüntülerini çekelim, haberini yapalım diye emek harcarken, masabaşı gazeteciler haberi arşiv görüntüleri ile çoktan yayımlamışlardı. Biz o “Hızlı Gazetecilere!” görüntü alalım, röportaj yapalım derken yetişemedik.
Yükselen trend Masabaşı gazetecilik.
Neyse yapacak bir şey yok.
XXXXXXXXX
Bütün bu olup bitenler arasından CHP Muğla Milletvekili Gizem Özcan Esra’nın savunmasında söylediği çok önemli bir noktaya dikkat çekti. Bunu anlatırken de gözleri dolu doluydu. Gizem Özcan belli ki Esra’nın savunmasından çok etkilenmişti.
“Esra çok tarihi bir savunma yaptı. Ve biraz önce bahsetmedi kendi ama ben onun adına bahsetmiş olayım. ‘Biz bir kere mezarlarımızı taşıdık. Ben bir daha ellerimle kazıyıp kemikleri alıp tekrar taşımak istemiyorum. Onun için mücadele ediyorum’ dedi. Ve yine önemli bir şey daha söyledi Esra…”
Tekrar edeyim mi? “Biz bir kere mezarlarımızı taşıdık. Ben bir daha ellerimle kazıyıp kemikleri alıp tekrar taşımak istemiyoruz…”
Doğrusu Esra’nın bu söylediklerini duyunca benim de tüylerim diken diken oldu…
XXXXXXXXX
Gelelim Esra’nın anneciği Nejla’nın o kaygılı ama bir o kadar da gurur dolu konuşmasına…
“Söylenecek o kadar çok söz var. Ama anlayan yok. Karşımızda duvarlar var. Sesimiz gidiyor gür bir şekilde. Ama bize geri dönüş yapıyor. Ben evladımla gurur duyuyorum. Ben bu ülkeye vatanına, milletine hayırlı olması için öyle güzel bir evlat yetiştirdim ki o hakkını çoktan ödedi bu vatana. Çoktan ödedi.
Bu memleket bunu da gördü. Toprağını, savunanı, yaşamını, köyünü, yurdunu bir şirket zengin olmasın. Burası senin çiftliğin değil diyen evladımı kırk iki gün ceza evinde tutuklu bıraktı.
Ve şimdi de baştan zaten karar verilmiş biz her girdiğimiz celseden sonra söylüyoruz. Karar baştan verilmiş. Biz ne kadar dil döksek de ne kadar gözyaşı döksek de bu karar belli. Esra ceza alacak. Ama Esra’nın nezdinde Türkiye’nin her yerinde köyünü koruyan, zeytinini koruyan, fındık bahçesini korumak isteyen, çay bahçelerini korumak isteyen bu ülke bu vatan benim diyen herkese kesilmiştir bu ceza. O yüzden kabul etmiyorum.
O yüzden bu ceza bizi susturmayacak. Sesimizi daha öfkeli, daha güçlü, daha dik bir şekilde bağırmaya, isyan etmeye, şirketlere, madenlere karşı durmaya devam edeceğiz. Asla vazgeçmeyeceğiz…”
Bence Nejla Işık’ın bu sözleri yıllarca kulaklarımızda çınlayacak. Sadece bizler gibi duyarlı insanların değil, yaşanan bunca zulüm ve doğa katliamına ses çıkartmayanlarında, doğayı, çevreyi bir kaç dolar için talan eden ve katledenlerin de kulaklarından gitmeyecek…
Hele şu son haykırışı;
“Yüreğim yangın yeri. Ben evladımla gurur duyuyorum. Tüm Türkiye’de gurur duyuyor. Hiç kimse zannetmesin üzülüyoruz. Bu bizim onurumuz. Bu mücadele de bizim onurumuz. Ya kazanacağız, ya kazanacağız…”
Bu sözler slogan filan değil, bu sözler bir annenin gururla, alnı ak, başı dik söylediği sözlerdi.
Varol Nejla Işık.
Sizler güzel ve yalnız ülkemde havası suyu, toprağı ve geleceği için vazgeçmeden mücadele etmemiz gerektiğini yeniden anımsattınız, ışığımız oldunuz.
XXXXXXXXX
Şair baba Nazım’dan önceki son söz Esra’nın: “Nenelerimizin dedelerimizin ayağında bir tane pabuç yokken sırtında bir tane gömlek yokken var etti o zeytinleri bir tane şirketin daha fazla zengin olması için peşkeş çekiyorsunuz. Bunun adı kamu yararı değil. Kimse bunu kamu yararı diye bize yutturmasın…”
Son söz Şair baba Nazım’ın olsun. Cuma günü görüşmek üzere…
Eyvallah!
STRONSİUM 90
Acayipleşti havalar,
bir güneş, bir yağmur, bir kar.
Atom bombası denemelerinden diyorlar.
Stronsium 90 yağıyormuş
ota, süte, ete
umuda, hürriyete
kapısını çaldığımız büyük hasrete…
Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm.
Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz,
Ya dünyamıza inecek ölüm.







“Bu ülkede, bu memlekette toprağını savunmanın suç olduğunu da gördük bugün. Memleketini savunmanın suç olduğunu da gördük. Ama biz şunu söyledik: